Kalp Krizi ve İnmeye Sebep Olan Damar Kireçlenmesi


Damarları tıkacı yani aterom plağındaki bileşenler: 
Kalsiyum kireci % 50, makrofaj ve hücre kalıntıları % 45, kolesterol % 3, diğer farklı bileşenler % 2.

Damarı tıkayan kolesterol mü, kalsiyum kireci mi?

 

DAMAR KİREÇLENMESİ ÜZERİNEDÜŞÜNCELER

Damar içi kireçlenme soba borusu gibi her yerde olmuyor. Keza toplar damarlarda hiç olmuyor. Yapılan By-Pass ameliyatlarına bakıldığında damar kireçlenmesinin neredeyse hep belli aynı yerlere olduğu görülüyor. Bir TV programına katılan bir kardiyolog, by-passları hep aynı yere yapıyoruz, ama neden böyle, bilmiyoruz demişti. Keza hiç kireçlenmeyen damarlar var. By-Pass ta bunlar kullanılıyor. Sadece belli damarlar, hatta damarların belli yerleri kireçlenmeseydi, by-pass yapımında kullanılacak sağlam damar bulunamazdı. Nasıl bir şey var karşımızda, aklımızı kullanalım, düşünelim:

Diyabetlilerde damar kireçlenmesi daha erken ve daha hızlı gerçekleşiyor. Bunların kanında şeker yüksek.

Tansiyon yüksekliğinde damar kireçlenmesi daha erken ve daha hızlı gelişiyor. Bunların kanında basınç yüksek,

Kardiyologların genelde by-pass yaptıkları yer ya kalbi besleyen damarın dirsek yaptığı yer, ya da beyne ayrılan çatal yer oluyor, düz yerler olmuyor,

Su tesisatlarında borularda zamanla sızdırma önce dirsek yerlerde başlar. Sebebi boru içindeki sıvının dönüşte oraya kuvvetli çarpıyor olmasıdır.

Bunlar bilinenler.

Çaya farklı sayıda kesme şeker atılır, bazıları 2 bazıları 4-5  şeker atar, 8 atan da vardır. Bu şekerlerin hepsi çayda erir. Şeker sayısı arttıkça tatlanma dışında, çayın yoğunluğu artar. Diyabetlilerde kandaki şeker kanın yoğunluğunu artırmıştır. Yoğunluğu yüksek olan bir sıvı dirsek yapan ve çatal yerlere daha büyük etkiyle çarpar. Damar problemi olanlara kardiyologlar kanın yoğunluğunu düşüren ilaç yazarlar. Basınç yüksekse, yani kişinin tansiyonu yüksekse, sıvı dirsek ve çatal yerlere daha etkili çarpar.

Bunlar da bilinen şeyler.

Bundan sonra senaryo şöyle olursa:  Yoğunluğu ve basıncı artmış kanın dirsek veya çatala çarpma etkisi zamanla orada bir zedelenmeye yol açsın. Bu mikropsuz bir yara olacaktır.

Bir yerimizi, örneğin dirseğimizi bir yere çarpıp yaraladığımızda, orada da mikropsuz yara olur.

Vücudumuzdaki tüm yaralanmalarda oranın kızardığını görürüz. Bu orada hemen açılan kılcal damarlar nedeniyledir. Yeni kılcal damar üretimi, vücutta bir yerde iltihap varsa orayı onarmak için daha fazla kan gönderebilmek için otomatikman yapılır. Kardiyologlar damar kireçlenmesinde orada çokça kılcal damar açılmış olduğunu biliyor ve söylüyorlar.

Dirseğimizdeki yarada onarım devam ederken dış etkilere karşı korumak üzere yaranın üzeri kalsiyum kireci ile kapatılır (yaranın sert kabuğu).

Damar yaralanmasında vücudun farklı bir tedavi bilmediğini, her yaraya kabuk yaptığını kabul edersek, damar kireçlenmesini de buna bağlayabiliriz.Üst resimde 6 numarayla verilmiş işlem kireç örtüsüdür.

Kanda yoğunluk azalmazsa, tansiyon düşmezse, yaranın olduğu yere darbeler devam edip, yara derinleşecek, kabuk kalınlaşacaktır.

Gün gelir, irileşen kabuktan bir parça koparsa, ki buna pıhtı attı denir, bu parça kalp damarını tıkarsa enfarktüs, beyin damarını tıkarsa inme geçirilir.

Kabuktan parça kopmadıkça kriz geçirilmez.

Bazen anjiyoda erken teşhis yapılıp, damar daha tam tıkanmamışken stent yerleştirme yoluna gidilir. Damar balonla açılıp yığınak nedeniyle daralmış yere iki ucu açık yüksük şeklinde stent konur. Damarın içi silindirik hale gelir, yığınak damarın dışına taşar.

6 ay sonra bakıldığında damarın dışı düz görünür. Bunu kardiyologlar söylemekteler. Vücut orayı düzeltmiştir. Damarın dışında oraya zarar veren bir etki olmadığından, dirseğimizdeki yarayı iyileştirdiği gibi, vücut orayı da onarmıştır.

Kişinin kalbi besleyen damarı belli oranda tıkalı olsun. Ola ki kişi beslenmesini düzeltsin, tansiyonunu düşürsün, tıkalı yerdeki daralma gerilemekte, damar açılmaktadır. Bu hem bir kişi üzerinde gözlemlenmiş, hem de Prof.Dr. Canan Karatay’ a sorulmuş, “gerileme görülmektedir” şeklinde teyit alınmıştır.

Önceki yüzyıllarda Avrupa’ da hiç bulunmayan şekeri Avrupa’ ya getirmek üzere şeker kamışı yetiştiren ılıman ülkelere gemi seferleri yapılırmış. Aristokrat kesim şekere ulaşır, fakir halk özlemini duyar, şekere beyaz altın dermiş.

Bir Almanın soğuk iklimlerde yetişen pancardan şeker üretim prosesini bulmasıyla Avrupa’yı ve ardından Türkiye’yi pancar tarlaları kaplamış, pancardan şeker elde edilen fabrikaların açılmalarıyla da şeker bollaşıp ucuzlamış, kolay ulaşılır olmuş. Biz ise eski gelenekle, önemli günlerde birbirimize şeker, pasta götürüyoruz.

Alt grafikte görüldüğü üzere, şeker tüketiminin artmasıyla, müzmin hastalıkların gelişim eğrileri örtüşmekte;

Günümüzde tüketimleri gittikçe artan glisemik indeksi yüksek, kana hızlı karışarak kan şekerini yükselten bisküvi, çikolata, beyaz unlular gibi basit karbonhidratlar cabası.

Bunları bildiğimizde, beslenmemizden glisemik indeksi yüksek yiyecek ve içecekleri çıkarttığımızda, düzenli egzersiz yaptığımızda, egzersizde önce kandaki, kaslardaki glikoz yakılmasıyla, kanda şeker düzeyi düşüyor ve böylelikle kan damarları korunmuş oluyor. Belli oranda tıkanma varsa, o da geriliyor ve orası (dirsek veya çatal) iyileşiyor.