Finlandiya Türkleri


Günümüzde, Finlandiya Türkleri deyince aklımıza 1980 sonrası Avrupa’ya işçi göçü ile yerleşen ve sayıları yaklaşık 10000’i bulan Türkler aklımıza gelir.Cumhuriyet’in kuruluşunda ise Finlandiya Türkleri deyince akıllara sayıları yaklaşık 1000’i bulan Tatar Türkleri gelirdi.

Finlandiya’nın 1809 yılında Rusya egemenliğine girmesiyle birlikte, Rusya’dan tüccarlar Finlandiya’ya gelmeye başlamıştır. Bu süreçte, Tataristan’dan kürk ve kumaş ticareti yapmaya başlayan Tatar Türklerinden bir kısımı, Finlandiya’ya yerleşmiştir. 1917’de Finlandiya’nın bağımsızlığına kavuşması ve SSCB’nin kurulması ardından sınırlar kapanmıştır.Bu siyasi gelişmenin sonucunda, Finlandiya’ya yerleşen Tatar Türkleri yurtlarına geri dönememiş ve Finlandiya’da kalmışlardır. Bugün; Tampere, Turku ve Helsinki’de yaşamaktadırlar. Kumral, beyaz tenli olan Finlandiya Tatarları, Kıpçak Türklerindendir.Dil olarak Kazan Türkçesi’nin Mişen şivesini kullanırlar ve Hanifi mezhebindendirler. 1925 yılında Finlandiya İslam Cemiyeti’ni Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de kurmuşlardır.  Bu cemiyete ait binada bir de mescit vardır. Cemiyetin merkezinde bayramlaşmalar yapılır ve kültürel etkinlikleri yürütülür. Ayrıca Avrupa'nın en kuzeyinde yer alan mescit olan Jarvenpaa Mescidi de bu soydaşlarımız tarafından açılmıştır ve bu mescitte ibadetlerini yürütmektedirler. Tatar Türkleri’ne ait bir Müslüman mezarlığı bulunmaktadır. Bu mezarlıkta, İkinci Dünya Savaşı’nda Finlandiya savunmasında can veren 166 Tatar gencinin anısını yaşatmak için yapılmış bir anıt vardır.

Ne vahimdir ki; Osmanlı Devleti, Dünya’daki Türkleri yüzyıllarca ihmal etmiştir ama kurulan Türkiye Cumhuriyeti, tüm Dünya Türklüğü için bir umut olmuştur çünkü o devleti kuran kişi soyadını Atatürk olarak seçmiştir. Türkiye, Mustafa Kemal Atatürkʹten itibaren tüm Dünya Türkleri ile yakından ilgilenmiştir. Finlandiya Türklerini de ihmal etmeyen devletimiz; eğitim alanını da boş bırakmamıştır. Milli, dini ve kültürel konularda kitap, dergi, din görevlisi ve öğretmen göndererek, soydaşlarımızın gurbette varlığını sürdürme mücadelesine destek olunmuştur.

23 Mayıs 1933 de Atatürk, “Yabancı memleketlerdeki ırkdaşlarımızın talim ve terbiyesi için açılmış olan irfan müesseselerine yardım edilmesi çok ehemmiyetli ve zaruri bir mesele olduğundan bir muallimin mezun addedilerek gönderilmesi kararlaştırılmıştır” görüşünü belirterek, Finlandiya Türkleri’ne öğretmen göndermiştir.Tatar Türkleri zaman zaman Türkiye’den imam ve öğretmen isteminde bulunmuşlar ve bu istemleri karşılanmıştır. Bu sıcak ilişkilerin sonucu, 1935 yılında Helsinki’de “Finlandiya Türkleri Birliği” adında bir dernek kurulmuştur.Sadri Maksudi Arsal,Reşit Rahmeti Arat, Abdullah Battal Taymas ve Musa Carullah Bigi gibi bilim adamlarını davet ederek cemaate büyük katkılar sağlamışlardır.

Finlandiya’nın kuruluşu sonrası dönemde, Finlandiya’da Türkiye Büyükelçiliği olmamasından dolayı, bu soydaşlarımızla ilgilenme görevi Stockholm Büyükelçiliği tarafından yürütülmüştür. 1935 yılında T.C. Stockholm Elçiliği Merkeze gönderdiği bir raporda: “Finlandiya Türkleri memleketimizden çok uzakta yaşamakta olmalarına rağmen tarihlerinin en mutlu bir çağını yaşadıklarını ve Büyük Önder Atatürk’ün gösterdiği yolda yürüyerek bütün Türk âlemiyle birlikte parlak bir geleceğe kavuşacaklarına inanıyorlar” ifadelerini kullanmıştır. Bu ilişkiler, Atatürk sonrası da sıcak tutulmuştur.Adnan Menderes Hükümeti, 1959’da Finlandiya Türkleri’ne 5000 Sterlin yardım göndermiştir. Helsinki’de, 1961 yılında Türkiye Büyükelçiliği açılmıştır.

Ne var ki Atatürk dönemi Cumhuriyeti’nin gösterdiği ilgi ve destek son 50 yıldır azalarak devam etmektedir.Neyse ki Tataristan Cumhuriyeti, SCCB’nin dağılmasından sonra oluşan serbestlik sayesinde, burdaki Türklere sahip çıkmaya başlamıştır. 20 yaşımda  iken Finlandiya Tatarlarından 60 yaşında bir amca ile bir Avrupa gezisi sırasında tanışmıştım. Türk olduğumu duyunca gözleri parladı, beni bağrına bastı.Türkiye Türkçesi ve Tatar Türkçesi konuşarak bayağı anlaşmıştık. Evlerde Türkçe konuşma kuralı uygulayarak, anadillerini koruduklarını öğrendim. Türkiye’ye karşı sonsuz bir sevgi ve muhabbet beslediklerini her tavrından belli idi. O an anladım ki azınlık olarak yaşayan Türkler, aslında yaşadıkları ülkelerin öksüz ve yetimidir ve Türkiye’yi bir ana kucağı olarak görmektedirler.Gazi’nin dediği gibi “Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesidir”. Öksüz Dış Türklerin de sığınağı ve umudu olmuştur.

Ne yazık ki günümüz Türkiyesi, Atatürk dönemindeki gibi istikrarlı bir dış Türkler siyaseti gütmemektir.Yoksul, ulaşım ve iletişim koşullarının zorluğuna rağmen Atatürk Cumhuriyeti, Dünya’nın her bölgesindeki Türklere ulaşmış ve onları örgütleme gayretinde olmuştur.Bugün çok daha zengin ve güçlü olmamız ve hatta ulaşım olanaklarının gelişmiş olmasına rağmen; Türkiye, Avrupa’daki Türk vatandaşlarını bile örgütleyememektedir. Duygu olarak içten içe bölünmüş Türk vatandaşları, bulundukları Avrupa ülkelerinin istihbarat birimlerinin denetiminde kurulan dernekler aracılığı ile mankurtlaştırılmaktadırlar.

Milli dış siyasetten uzaklaşmanın bedelini, hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Dünya Türkleri çok acı şekilde ödemektedir.Yanı başımızda Halep, Kerkük ve Telafer gibi yüzlerce yıllık Türkmen kentlerinden Türkler sürgün edilmekte ya da katledilmektedirler.Üzüntü ve kızgınlığımızın boyutlarını sözcükler anlatamaz. Dünya’nın bir ucundaki 1000 kişilik Türkleri örgütleyen Türkiye Cumhuriyeti’nden, yanı başımızdaki Suriye ve Irak’taki 4 milyon Türk’e sahip çıkmayan Türkiye’ye.Umarız ki ders alan çıkar.