BÜYÜK TÜRK HAKANI HÜLAGÜ HAN


Türk tarihi genel olarak milli bir objektivizm içinde değerlendirilmek durumundadır. Ne yazık ki, son yıllarda popülist bir anlayışla tarihimize yaklaşılmaktadır. Osmanlı Tarihi dışındaki Orta Asya Türk Siyasi ve Kültür Tarihi ögelerine gerekli önem verilmemekte ve bu konuda genelde abartılı ve gerçek dışı, olumsuz itham ve mitler öne sürülmektedir. Hülagü Han konusunda da aynı durum geçerlidir. Nacizane bugünkü yazımda Hülagü Han'ı kısaca da olsa tanıtmak istiyorum.

Hülagû Han (d. 1217 - ö. 8 Şubat 1265), İlhanlılar'ın kurucusudur. Cengiz Han'ın torunu, ve diğer Büyük Türk-Moğol İmparatorluğu Hakanlarından Mengü Han ve Kubilay Han'ın da kardeşidir. Hülagü'nün babaannesi, annesi ve eşi de Türktür[1]. (Annesi Sorgotani Beki, karısı ise Dokuz Hatun’dur)

30 Ekim 1217 tarihinde doğan Cengiz Han’ın torunu, İlhanlı Devleti'nin kurucusu Hülagû Han Bağdat'ı fethettiği gün halifeyi karşısında dansöz kıyafetiyle oynatmıştır. En büyük zevki, kımız içtikten sonra dişleri ve pençeleri çekilmemiş boz ayılarla güreş tutmaktı. Mezarı Urmiye Gölü'ndeki bir adadadır.

Ağabeyi Mengü Han'ın emriyle her on Türk-Moğol erkeğinden ikisi, emrindeki orduya alınan Hülagü, belki de o zamana kadarki en büyük Moğol ordusunun başında sefere çıktı. İlk olarak Lurlar’ın elindeki bölge kolayca ele geçirildi. Daha sonra, Haşhaşilerden alınması imkânsız Alamut Kalesini normal koşullarda asla ele geçiremeyince Hülagü, bazı bilim adamlarının da katkısıyla kalenin altı; tüneller açılarak oyuldu ve petrol ile doldurularak kalenin bulunduğu tepe, o zamana kadar görülmemiş gerçek bir bombaya dönüştürülerek belki de ele geçirmeyi rüyalarında bile göremeyecekleri bir kaleyi petrol doldurulan tüneller ateşlenerek patlatılmak suretiyle imha edip ele geçirdiler. Bu, o tarihe kadar asla kimsenin aklına bile getiremediği bir yöntemdi. Bu tarihe kadar da pek çok ordu bu kaleyi çok dik ve yalçın kayalar üzerinde kurulduğundan , ayrıca çok müthiş ve sert savunulduğundan ele geçirememişti. Böylece Haşhaşiler tamamıyla imha edilmiştir. Daha sonra Bağdat'a yönelen Türk-Moğol ordusu, Halifeye yapılan teslim ol çağrısına olumsuz cevap verilmesini, Büyük Han'ın da emrine uygun olarak istila bahanesi olarak kullanmıştır.

Birçok kaynak Halife'nin saldırıya karşı yeterli önlem almadığını yazıyor.(Halife Mutasım ne ordusunu güçlendirdi, ne de Bağdat'ı çevreleyen surları.) Aslında, en yapmaması gerekenleri yapmıştı; Hülagü'yü kızdırmıştı, bu da Hülagü'nün kuşatma için aradığı mazeretti. Bağdat'a vardığında Hülagü orduyu bölümlere ayırdı. Böylece şehir her taraftan tehdit edilecekti. Abbasi ordusu, batıdan saldıran Moğol kuvvetlerinin bir kısmını geri püskürtmeyi başardı fakat sonraki çarpışmalarda yenildiler. Yapılan Düceyil Muharebesinde Moğollar, Düceyil Nehri'ndeki setleri yıkarak Abbasi ordusunu tuzağa düşürdüler, askerlerin neredeyse tamamı kılıçtan geçirildi ya da boğuldu. Daha sonra şehir kuşatıldı ve birkaç gün içinde de şehri çevreleyen surların tamamı Türk-Moğol ordusunun kontrolüne girdi. Mustasım anlaşma teklif etti fakat kabul edilmedi. Sonuç olarak Hülagü Han 13 Şubat 1258'de şehre girmiştir.

Bağdat'ı istilasıyla karşılaştırıldığında Alaric'in Roma istilası oldukça nazik görünür. Kaçmaya çalışanlar yakalanıp öldürüldü. Ölü sayısı hakkında tahminde bulunmak oldukça güç olsa da değişik yaklaşımlar var. Bazıları yaklaşık 90,000 kadar olduğunu savunurken, müslüman tarihçi Abdullah Wassaf birkaç yüzbin veya daha fazla Bağdatlının öldürüldüğünü tahmin ediyor. Hülagü Han, zamanın Fransa kralı IX. Louis'ye mektubunda ordusunun yaklaşık 200,000 kişiyi öldürdüğünü söylemektedir.

Bağdat'ın alınmasından sonra çevredeki daha küçük şehirler Hülagü Han'a bağlılıklarını bildirdiler. Moğol ordusu Suriye'ye Eyyubiler üzerine döndü ve Akdeniz kıyılarına kadar birlikler gönderildi. Mısır da bir sonraki hedef gibi görünüyordu fakat Büyük Han Mengü'nün ölümü Hülagü Han ve ordusunun büyük kısmını bu seferlerden vazgeçmek zorunda bıraktı. Arkasından gelen taht kavgaları bir kardeşinin hapse girmesi ve diğerinin de Büyük Han seçilmesiyle sonuçlandı. Fakat Mengü Han'ın ölümünden sonra Moğol birliğinden bahsetmek güçtür. İmparatorluk dört bölüme parçalanmıştır ve Hülagü Han'ın kurduğu İlhanlı Devleti bunlardan biridir. Orta Doğu'da kalıp sefere devam eden Türk-Moğol ordusu AynCalut Muharebesi'nde yine kendisi gibi Türk askerlerinden teşkil edilmiş olan Memlük'lere yenildi. Filistin ve Suriye toprakları kaybedilmişti. 1262'de Hülagühakimiyetindeki bölgeye döndü fakat yokluğundaki mağlubiyetlerin intikamını alma fırsatı bulamadı[2].

Hülagü Han ordusunu toplayıp AynCalut yenilgisinin intikamını almak üzere sefere çıktığı sırada Berke Han, Nogay Han komutasındaki ordusunu İlhanlılar üzerine göndermişti. Bunun üzerine Hülagü Han seferden vazgeçip kuzeye döndü. Kafkasların kuzeyindeki bölgeyi alma girişimleri sonuç vermedi ve Nogay Han tarafından bozguna uğradı. Bu ‘Cengiz Oğulları’ orduları arasındaki ilk iç savaştı ve imparatorluk birliğinin bozulmasının açık göstergesiydi.

Hülagü Han 1265 yılında öldü ve atı ve cariyeleri kurban edilerek onunla birlikte gömüldü. Cenazesi şamanist geleneklerine göre yapılan son hükümdardır. Mezarı Urmiye Gölü'ndeki bir adadadır. En büyük oğlu Abaka Han yerine geçti ve babasının politikasını devam ettirmiştir.

Hülagü Han’ın Halep emiri Melikü'n-nasır'a yazdığı mektup Türk Harp Tarihi açısından oldukça önemlidir.:

"Sizin için bizim kılıcımızdan kurtulmak yoktur. Siz nerede bulunursanız bulunun oklarımız size yetişir, atlarımız her attan ziyade koşar ve oklarımız bütün siperleri deler, kılıcımız indiği yere yıldırım gibi iner, akıllarımız dağlar gibi sağlamdır, sayımız ise kumlar kadar çoktur; bizden amân dileyen selâmete erer, bizimle savaşa yeltenenler sonunda pişman olurlar. Siz bize 'kâfir' diyorsunuz, biz de size 'fâsık' diyoruz. biz, bütün işleri tedvin ve takdir eden tanrı tarafından, size musallat edildik. Yeryüzünün batı ve doğusu bizim elimizdedir, hiçbir yere kaçıp kurtulamazsınız."

Hülagü Han'ın Bağdat kütüphanesini yaktırması tarihin en büyük mitlerinden biridir. Hülagü Han'ın başveziri Nasrettin Tusi kütüphanedeki kitapları ganimet olarak almış ve İsfahan'da dönemin en büyük kütüphanelerinden birini kurmakta kullanmıştır. Bu kütüphane ileride Uluğ bey başta birçok Türkistanlı yetişmesini sağlayacak olan bilgi deposu işlevini görecektir]3]. 

Sonuç: Hülagü Han devrini objektif bir bakış açısıyla özetlemeye çalıştım. Rasyonel olarak şunu da söyleyebiliriz ki; Hülagü kendi döneminde Ortadoğu'da büyük ölçüde asimilasyona uğramış Türk milletinin kültürel bir yıkıma uğramasına da engel olmuştur. Zira onun devrinde Ortadoğu'da Türkler üzerinde büyük ölçüde Arap ve Fars etkisi mevcuttu.

KAYNAKÇA

F. KÖPRÜLÜ, Anadolu’da İslâmiyet, (Çev.Ragıp Hulusi), İstanbul 1996.

DEVLET, Nadir, “İlhanlılar”, DGBİT, IX, İstanbul 1987, S.63.

YUVALI, Abdülkadir, “İlhanlılar” TDVİA., C.22, İstanbul 2000, S.102-105.