TÜRKİYE'DE MÜLTECİ SORUNU


Yazıma Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını rahmet, minnet ve özlemle anarak başlamak istiyorum. Öyle bir toprak parçasını bizlere vatan olarak miras bırakmışlar ki, mesela nereye giderseniz gidin aç kalmazsınız her yörede sizi doyuracak bir lezzet mutlaka vardır, nereye giderseniz gidin “Tanrı misafiridir” deyip güler yüzleriyle sizleri karşılayacak candan insanlarla karşılanırsınız, nereye giderseniz gidin dağından, denizinden, ormanından huzur bulacağınız bir yeri mutlaka bulursunuz. Türkiye haritasının tam ortasında durun ve yönünüzü nereye dönerseniz dönün size huzur verecek bir enstrüman mutlaka bulursunuz. Güzelliklerini saymakla bitiremeyeceğimiz cennet bir vatana sahibiz.

Evet, cennet gibi bir vatana sahibiz ancak tüm bu güzelliklerin içinde çıkarcı siyaset anlayışı yüzünden o kadar çok ayrıştık, kutuplaştık, birbirimize o kadar düşmanlaştırıldı ki, ülkemizin güzelliklerinin fark edilmemesi bir tarafa, sıkıntılardan başını kaldıramayan bir ülke olduk.

Televizyonlara, telefonlara ve sosyal medyaya hapsolmuş bir topluluk haline geldik. Ekonomik sıkıntı yaşanıyor tepki yok, hukuksal sıkıntı yaşanıyor tepki yok, din üzerinden aldatılıyoruz tepki yok… Tepkisizleşmeyi ve itaat etmeyi kendine kimlik edinmeye başlayan bir halk olduk!

Gazetelere ve televizyonlara bakmaya korkuyorum artık! Taciz, tecavüz, ihmal sonucu yaşanan iş kazaları, ölümler, cinnetler, cinayetler, intiharlar… Ne hale geldiğimizi fark edebiliyor musunuz? Yüzünüz düşmeden haberleri izleyebiliyor musunuz?

Kendi kendine yeten bir ülke değiliz. Mesela ekonomik olarak yıllardır belimizi doğrultamıyoruz. Ya da eğitim sistemimizi bir düzen içine sokamıyoruz. Büyük sağlık reformları yapıp insanımızı bağımlısı oldukları ilaçlardan kurtaramıyoruz. Bunu görelim artık; biz kendi kendimize yet(e)miyoruz!

Yaşadığımız tüm olumsuzluklar insanlarımızın umutlarının kaybolmasına sebep oluyor. Şunu açıkça belirtmeliyim ki, ekonomik sıkıntılar çözülür, hukuksal sıkıntılar çözülür, iş kazalarına çözüm bulunur ama umudunu kaybeden insanların umutlarını yeşertmek hiç de kolay değildir. Geleceğe umutSUZlukla bakan insan toplulukları yetiştiriyoruz. İş bulamayan gençler umutsuz, her gün taciz ve tecavüz haberi izlen insanlar umutsuz, ölümsüzlüğün konuşulduğu bu çağda sağlık problemlerine hala çözüm bulunamayan insanlar umutsuz… Geleceğe umutsuzlar ordusuyla gidiyoruz ve insanlarımızın geleceğe umutla bakabilecekleri umut dolu projelere ihtiyacı var.

İç ve dış politikada birçok olumsuz gelişmeler yaşıyoruz. İç ve dış politikada yaşadığımız sıkıntıların yanında yakın gelecekte kültürel, ekonomik, ahlaki, insani ve birçok boyutta bizleri derinden etkileyecek mülteci problemini kanaatimce gözden kaçırıyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir vatandaşı olarak, bu vatanın bir sevdalısı olarak, Türk askerinin Suriye’de verdiği mücadeleyi göz önüne aldığımda Suriyelilerin, plajlarda, eğlence mekanlarında, tatil köylerinde gülerek ve eğlenerek poz vermelerini hazmedemiyorum. Yani, vatanları için mücadele edemeyenlerin, şehit anneleri ağlarken gülmelerini hazmedemiyorum.

Suriyeliler üzerinden uygulanmaya çalışılan ümmetçilik politikasını hiç hazmedemiyorum!

Yazımı okuyan her okuyucumun vicdanına seslenmek istiyorum: 18–60 yaş arasında, vatanını savunabilecek durumda olan (erkek-kadın) 2 milyon Suriyeli’ye bakmak zorunda bırakılıyoruz. Kendi evlatlarımız Suriye topraklarında şehit olurken, gazi olurken, 2 milyon Suriyeli’nin sahillerde nargile keyiflerini, sokaklarda kavgalarını, plajlarda deniz keyiflerini haberlerden izliyoruz. Bu durum sizi hiç rahatsız etmiyorum? Vicdanlarınız hiç rahatsız olmuyor mu?

Kendi vatanlarını savunmaktan aciz olan insanların, bizim vatanımıza nasıl zararları olacaklarını hiç düşünmüyor musunuz? Adamlar o kadar umursamaz ki, sadece son 4 yıl için 515 bin 778 Suriyeli çocuk dünyaya geldi. Vatanları işgal altındayken, başka bir ülkede MİSAFİR olarak bulunurken, 515 bin 778 çocuk dünyaya getirmeyi göze alabilen bir insan topluluğundan bahsediyoruz. Bu durum sizi hiç rahatsız etmiyor mu?

Eski Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ 5 Aralık 2017 tarihinde Meclis’te düzenlediği basın açıklamasında Suriyeliler için harcanan bütçeyi açıkladığında, açıklamalarını şaşkınlık ve hayretler içinde dinlemiştim.

Buyurun, Eski Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ’ın ağzından Suriyeli kardeşlerimize(!) harcanan paranın kalem kalem karşılığı;

Recep Akdağ, bu açıklamasından 4 ay sonra -28 Nisan 2018’de- yaptığı açıklamada Suriyelilere harcanan paranın 31 milyar EURO/37 milyar Dolar olduğunu açıkladı.

Şimdi gene vicdanlarınıza seslenmek istiyorum:

Benim vatandaşım açken, uydurma din söylemleri üzerinden, başka devletlerin vatandaşlarına yardım etmeyi vicdanım kabul etmiyor! Vatanını savunma yaşında olanların Türkiye’de keyif yapmalarını midem kaldırmıyor! Ümmetçilik politikası üzerinden uygulanmaya çalışılan devşirme politikaları artık kabul edemiyorum!

Birazcık vicdanı olan insanların da, askerimiz Suriye’de Suriyeliler için mücadele ederken, Suriyelilerin burada keyif yapmalarını, çocuk yapmalarını hazmedemeyeceklerini düşünmüyorum.

Yazıma, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Savan GÜNAY’ın şu ibretlik yazısıyla bitirmek istiyorum;

Bir çocuk doktoru olarak...

Size söylüyorum...

Ülkeye 4,5 milyon Suriyeli doğurgan çift almakla beraber 1 milyon 800 bin aşısız… Bazı kaynaklarda 2 milyon Suriye uyruklu çocuk aldınız...

Ülkemin son 30 yılda emek emek, ilmik ilmik  Yapılan demografik aşı haritasını değiştirdiniz...

30 yıldır görülmeyen kızamık hastalığını hortlattınız... Türk çocukları 30 sene sonra kızamık geçirir oldu...

İlk olarak batı Şeria ve Gazze’den kontrolsüz geçiş suretiyle...  El ayak ağız hastalığı hortladığında bakanlığı uyarmıştım... O dönemim Sağlık Bakanı kısa bir çalışma başlatmıştı... Sonra Suriye faciası ile olay kontrolsüz bir hale geldi ve Ülkenin aşı politikasının ruhuna el Fatiha okudunuz.

Yine 30 yılda sıklığı  elimizde sağlıklı bir veri olmadığına göre 1000 de 2 ye düşen Su Çiçeği hastalığını %100 de 4 e fırlattınız... Eredike ettiğimiz (yani sıfırladığımız) el ayak ağız hastalığını 10.000 (on binde 1 görülürken) %2 görülür hale getirdiniz… Ölüyü hortlattınız... Bunlar  tehlike belirticisi rakamlardır...  Bu sektörde çalışanlar iyi bilir…

Sınır kapılarında aşı yapmak 1,5 milyon çocuk geldikten sonra aklınıza geldi... ama elimizde veri yoktu... ve buda başarılamadı .

Önünüze geleni ülkeye aldınız.

Almayın demiyorum...

Ama kontrollü alınız…

Böylece aşılanmış çocuklar ve aşılanmamış çocuklarla, aşılanmış olanlarında immün (bağışıklık) sistemi bozuldu.

Bu hiç bir ülkenin yaşamaması gereken büyük bir hatadır Size söylüyorum…

Sayın Sağlık bakanı… Biz 50 yıl bu hastalıklarla tekrar mücadele edeceğiz...

Kim için...? Ne için...? Ne adına...?

Benim çocuklarımın bahar yaşadığı bu iklime, kontrolsüz  2 milyon aşısız çocuk sokarak…

Ülkeyi 50 yıl öncesine götürdünüz...

Bunun acı faturasını Türk çocukları daha sonraki yıllarda ödeyecek...

Ya siz ne ödeyeceksiniz !!! Ben ülkemin meftunu, aşığıyım… Gerçek budur ve benim halkım  bu gerçekleri bilmelidir...            

Dr. Savan Günay Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı (1)

 

KAYNAKÇA

  1. http://www.sonbilgihaber.com/surmanset/4667-cocuk-doktoru-yazdi-paylasim-rekoru-kiriyor.html