PROF. DR. SADIK RIDVAN KARLUK YAZDI... Türkiye’nin İslami...
  • Reklam

PROF. DR. SADIK RIDVAN KARLUK YAZDI... Türkiye’nin İslami Endeks’teki Yeri Nedir?

13 Haziran 2019 - 12:40

ABD’deki George Washington Üniversitesi’nden İran kökenli Scheherazade S. Rehman ve  Hossein Askari  adlı iki akademisyen 2010 yılında  ekonomi, hukuk ve yönetim sorunları, insan hakları, siyasi haklar ve uluslararası ilişkilerde İslami ilkelere uygunluk ilkelerini  esas alarak, Kuran’dan ve güvenilir hadis kitaplarından yararlanarak    Ekonomik İslamilik Endeksi  (Economic Islamicity Index)  adıyla bir endeks geliştirmişlerdir. (https://hossein-askari.com/wordpress/wp-content/uploads/islamicity-index.pdf) Ekonomik İslamilik (EI2) Endeksi, kendini Müslüman kabul eden ülkelerin izledikleri politikaları, başarıları ve İslami ekonomik ilkelerle ilgili uygulamalarını sıralamıştır. Askari, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki  İslamiyet Vakfı  çatısı altında  çalışmaktadır. Vakıf’ta  Hossein Mohammadkhan, Fara Abbas ve Anna Askari de vardır.

Rehman ve Askeri,  daha önce üzerinde çalıştıkları Katoliklik Ekonomik Endeksi’ne (Catholicity Economic Index) göre Ekonomik İslamilik Endeksi’ni daha kolay oluşturmuşlardır. Hıristiyanlıkta Tanrı'nın Ahlak Düzeninde Ekonomi (2426) şöyle ifade edilmiştir: “Ekonomik faaliyet, insanın ihtiyaçlarına hizmet etmek içindir. Amacı yalnızca malları çoğaltmak veya karı arttırmak değildir. Ekonomik faaliyet ahlaki düzen içinde, Tanrı'nın planına göre bir sosyal adaletle işlemelidir.”  (Economy within God's Moral Order (2426) Economic activity is meant to serve the needs of the human person. Its goal is not merely to multiply goods or increase profit. Economic activity must operate within the moral order by a social justice according to God's plan. https://www.catholicity.com/catechism/economy_and_social_justice.html)

İncil ile karşılaştırıldığında Kuran’ın, sosyal alanlarını içine alan  açık kurallar koyduğunu  belirtmişlerdir. Bu kurallar arasında  ibadet, kendini kontrol, hukuk, bireysel haklar, ekonomik yapı, vergilendirme, ticari ve özel anlaşmalar, para alışverişi  sayılabilir. Endeks, devlet yönetimindeki uygulamaların İslami değerlerle uygun olup olmadığına göre belirlenmekte, sadece nüfusunun büyük kısmı Müslüman olan ülkelerle sınırlı tutulmamaktadır. Liste, başlangıçta üç ana kategorideki puanlamaya göre düzenlenmekteydi. Bunlar;

  • Adalet ve Yönetişim:  Bu alt dal siyasi istikrar, hükümetin etkinliği, hukuk devleti ilkelerine uygunluk, yolsuzluk, yargı bağımsızlığı, bağımsız mahkemeler, ordunun siyaset ve yargı kurumuyla ilişkisi gibi göstergelerden oluşmaktadır.
  • İnsan Hakları ve Siyasi Haklar: Bu alt dalda ilgili göstergelerinin yanı sıra kadınların karar alma mekanizmalarındaki etkinliği, siyasi risk göstergeleri gibi veriler de  yer almaktadır.
  • Uluslararası İlişkiler: Bu alt dal, çevre korunma göstergeleri, küreselleşme seviyeleri ve savunma harcamalarından oluşmaktadır.

Ülkeleri sıralamak için baz alınan   İslam öğretisinin  yukarıda sayılan  üç temel ilkesi, 12 ekonomik alt başlıkta değerlendirilmiştir:

  • Ekonomik fırsat ve özgürlüklerin varlığı,
  • Ekonomi yönetiminin her alanında adalet, mülkiyet hakkının ve sözleşmelerin kutsallığı,
  • İstihdamda fırsat eşitliği ve çalışanlara iyi davranış,
  • Milli gelire göre yüksek eğitim harcaması ve eğitimde fırsat eşitliği,
  • Yoksulluğun ortadan kaldırılması, yardım, temel insan ihtiyaçlarının karşılanması, ekonomik eşitlik, servet biriktirmenin önlenmesi, fazla tüketimden kaçınılması, tasarrufa uyulması,
  • Gelirin ve servetineşit dağılması,
  • Sosyal refah ve vergilendirme ile daha iyi alt yapı ve sosyal hizmetlerin sunulması,
  • Doğal ve tükenebilir kaynakların iyi yönetilmesi, yüksek tasarruf ve yatırım yapılması,
  • Bütün ekonomik işlemlerde güvenin, dürüstlük ve yüksek ahlaki standartlarla sağlanması; yolsuzluk olmaması,
  • İslami Finansal Sistem: Borçlanmaya dayanan anlaşma yerine risk paylaşımı, destekleyici finansal sistemin sağlanması ve spekülasyonun önlenmesi,
  • İslami Finansal Sistem: Faizi yürürlükten kaldıran finansal uygulamalara önem verilmesi,
  • Milli gelire oranla yüksek ticaret hacmi, dış yardım,çevre korunması, piyasanındenetlenmesi,genel refahındevlet eliyle sağlanması.

İslami ekonominin  12 ilkesi,  “İslami Ekonomik Vizyon”un  tanımını da oluşturmaktadır. Rahman ve Askari,  kendini Müslüman kabul eden ülkelerin 12 İslami ekonomik ilkeyi ve bunlara bağlı 113 parametreyi uygulamakta başarılı  bulmamışlardır. Listede bulunan 56 Müslüman ülkenin 208 ülke arasındaki ortalama sıralaması 132,82’dir.

Her iki araştırmacı da 2010 yılında yayınladıkları “How Islamic are Islamic Countries?” adlı makalelerinde İslam İşbirliği Teşkilatı’na (İİT) üye olan ülkelerin İslami öğretilere dayanan politikalar izleyip izlemedikleri sorusunu cevaplamaya çalışmışlardır. (http://adencollege.info/how-islamic-are-islamic-countries.pdf) İslam dinine bağlılığın ekonomik, siyasi ve sosyal davranışı nasıl etkileyebileceği sorusunu araştırarak  konuya girmişlerdir. Rehman ve Askari, Kuran-ı Kerim’de ilgili ayetler ve Hz. Muhammed’in yaşamı, uygulamaları ve sözlerini, İslami öğretilere bağlılığın referansı olarak kabul etmişlerdir.

Endekste ilk 10 sıradaki ülkelerin tamamı Hıristiyan’dır.  İlk sırada Yeni Zelanda, ikinci sırada  İsveç vardır. Yeni Zelanda da kişi başı gelir 41 bin, İsveç’te ise  53 bin dolardır. Yakın zaman önce cami saldırılarıyla gündeme gelen ve saldırı sonrasındaki tutumuyla takdir toplayan Yeni Zelanda üçüncü  defa  en yüksek puanı almıştır. Sıralamada ilk 44'te Müslüman nüfusu çoğunlukta olan ülkelerin bulunmaması ve son sırada Yemen'in olması dikkat çekicidir.

İslami kriterlere en fazla uygun devlet yapısına sahip olan Müslüman ülke  45'nci sıradaki Birleşik Arap Emirlikleri’dir. Bu ülkeyi sırasıyla Arnavutluk (46), Malezya (47), Katar (48), Umman (61), Endonezya (64), Kuveyt (66), Bahreyn (70), Ürdün (80), Senegal (83), Suudi Arabistan (85), Tunus 86), Kırgızistan (93), Fas (94) ve Türkiye (95) izlemektedir. Türkiye’nin altındaki  21 ülkenin  tamamı İslam ülkesidir. (Tablo: 3)

İlk onda yer alan ülkelerin sahip olduğu kişi başı gelir ile  endekste  ilk sıralarda yer almaları,  İslami ilkeler ile ekonomik zenginlik ve adalet arasındaki güçlü  bir ilişkinin var olduğunu göstermektedir.

Kişi başına  geliri yüksek olan  Müslüman olmayan ülkeler üst sıralarda yer alırken, kişi başı geliri yüksek, ancak gelir dağılımı kötü olan Müslüman ülke  45’ncidir.  Bunun anlamı şudur: Yüksek kişi başı gelir  sadece bir kriterdir.  Eğer  ülkede adil olmayan gelir dağılımı  varsa, gelirin yüksek olmasının bir anlamı bulunmamaktadır.

Endeks üzerinde tartışmalar  olsa da   Müslümanların çoğunlukta oldukları ülkeler, İslami  ilkelerden  uzaklaştıkları için  ilk sıralarda değildir. Adalet ve sürdürülebilir büyüme, yaygın refah ve istihdam  konularındaki başarısızlık, Müslümanların yaşadıkları ülkelerin üst sıralara gelmesinde engel olarak ortaya çıkmaktadır.

Endeksin İslami öğretilere ne kadar uygun olduğu  eleştirilmektedir. Finansal anlamda  faiz yasağını görmezden gelen ve bu konuda  endişesi  bulunmayan Müslüman olmayan ülkelerin ilk sıralarda yer alması endeks açısından sorun oluşturmaktadır. İslam ülkeleri arasında  endeks kapsamında üst sırada yer alan ancak İslam alemi açısından algısı  kötü olan  ülkelerin Müslümanları temsil  etmediği de bir diğer eleştiri konusudur. İslami endeksin namaz, oruç, hac, zekat gibi İslam dininin temel ilkelerini  yok sayması, Avrupa-merkezci  (Euro-centric)  bakış açısı ile hazırlandığından  dolayı da eleştiri almaktadır.

30 OECD ülkesinin ortalama (EI2)  sırası 24.37, 60 yüksek gelire sahip ülkenin ortalama sırası 60,27, orta üst gelire sahip 41  ülkenin ortalama sırası 83,10, İran Körfez’indeki 7 ülkenin ortalama sırası 93,71,  petrol üretmeyen OECD ve İİT üyesi 123 ülkenin ortalama sırası 110,81,  orta alt gelir grubundaki 55   ülkenin ortalama sırası 115,75,  OECD üyesi olmayan 178 ülkenin ortalama sırası 117,96,  İİT üyesi 56 ülkenin ülkenin ortalama sırası 132,82 ve  düşük gelirli 54 ülkenin  ortalama sırası ise160,48’dir.

İslam ülkelerinin ekonomik gelişmişlik bakımından ilk onda yer alan ülkelere göre  daha düşük gelire sahip olması, ilk sıralarda yer alamamasının en önemli  faktörüdür. Kişi başına düşen ortalama  gelir  satın alam paritesine göre (ppp, 2006) 3,600 dolardır. Gelişmekte olan dünyanın geri kalanının ortalaması ise  yaklaşık 5,600  dolardır.

2018 İslamilik endeksinde  Türkiye bir önceki yıla göre 14 sıra birden  gerileyerek  153 ülke arasında 95'nci olmuştur. Türkiye 2017 yılında Ermenistan’ın ardından 81’nci sıradaydı. En yüksek puanını ekonomi alanında alan Türkiye, uluslararası ilişkilerde  sınıfta kalarak ancak 148'nci olabilmiştir.

Askari’ye göre, son otuz yıldır İslam ekonomisi literatürü üzerinde yapılan araştırmalar, İslam’ın en azından iki temel ilkesi konusunda fikir birliği sağlamıştır. Bunlar, “adalet” ve “eşitliktir” olup, İslam öğretisi  bu iki etik ilkenin ışığında değerlendirilmektedir. İslam, özel mülkiyet hakkını, ticarette karın meşruluğunu, sıkı çalışmayı ve ekonomik başarı ile ilahi ödül arasındaki ilişkiyi kabul etmiştir.

İslami ilkeler, sosyal adaletsizlik ve vahşi ekonomik uygulamalarla sağlanacak ekonomik gelişmeyle bağdaşmamaktadır. İslam’a göre çalışmak sadece ihtiyaçların ve isteklerin karşılanması için değil, aynı zamanda toplumun bütün üyeleri için bir görev ve sorumluluktur.

Dünya nüfusunun yüzde 22’ni oluşturan 1,5 milyar Müslümanın dünya üretiminin ancak yüzde 5,6’nı, ihracatının yüzde 9’unu, teknoloji ihracatının ise binde 4’ünü gerçekleştirmektedirler.

Müslüman 56 ülkenin toplam üretiminin gelişmiş bir AB üyesinin  üretiminden daha az olması düşündürücüdür. Müslüman ülkelerin büyük bölümünde düşüncenin özgür olmaması, ifade özgürlüğünün sınırlandırılması ve   demokrasinin tam olarak  yerleşmemesi, İslam  dünyasının istenen  ekonomik gelişme  seviyesinin gerisinde olmasının  nedenlerindir. Listenin başındaki ülkelerle Müslüman ülkelerin aralarındaki farkın  sebebi, yönetim sorunudur.  Diğer bir deyişle “iyi yönetimle kötü yönetim arasındaki farktır.”

Rahman ve Askari’nin çalışmaları bize Müslüman ülkelerin ülkeleri yönetmek ve halklarına refah getirmek açısından iyi bir sınav vermediklerini ortaya koymaktadır. Bu çalışma aynı zamanda İslam dinine mensup olmayan birçok ülkenin İslam’ın özünde barındırdığı ilkeleri hayata daha iyi yansıttıklarını göstermektedir (https://hossein-askari.com/wordpress/wp-content/uploads/islamicity-index.pdf)

Müslüman  dünyanın bugün ekonomik refah açısından çok gerilerde kalmasını açıklayan eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’nun aşağıdaki görüşlerine katılmamak acaba mümkün mü?

“İslamiyet’te ibadet sadece kıldığımız namaz değildir. İnsanlığa, dünyanın imarına, sulha, barışa hizmet eden her davranış ibadettir…Çalışma, üretme, hak, hukuk, adalet bir toplumun kalkınması, özgürlüğün korunması için bir şeyler yaparsanız gelişirsiniz…Biz Müslümanlığı sadece inanma ve namaz, oruç, hac gibi belli ritüelleri yerine getirme olarak algıladığımız sürece bu mahcup edici durum devam edecektir. Allah, ‘Dünya’ya inanan ve yararlı iş işleyenler egemen olacaktır’ diyor…Müslümanlar şeklen dindarlaştıkça, dünyevileşmeleri de artıyor. İslam, seccadeni ser, ibadetle ömrünü geçir demiyor”. (Hürriyet, 28.05. 2017) 

Her şeyin altüst olduğu, fırsat eşitliğinin olmadığı, işgaller altında umutların tükendiği, siyasal katılımın olmadığı toplumda sadece din anlatarak insanları mutlu edemeyiz. İslam dünyası acilen bilgi, çalışma, üretme, temizlik, sosyal barış, sosyal adalet, insan hakları, kadın hakları, çevre, özgürlükler, ötekinin hakkı gibi temel konularda zihnini durultmak ve bu konularda mesafe almak zorunda. İslamiyette ibadet sadece kıldığımız namaz değildir. İnsanlığa, dünyanın imarına, sulha, barışa hizmet eden her davranış ibadettir.” (http://ahmetsimsirgil.com/bardakoglu-nereye-kosuyor/)

                                                                       ***

Cumhuriyeti bize armağan eden   büyük önder Atatürk’ün önderliğinde kurulan  Cumhuriyet hükümetleri, 12 ekonomik alt başlıkta toplanan ilkeleri hayata geçirmek için çaba harcamışlardır. Bunu inkar etmek mümkün değildir. Fakat Atatürk hakkında Boğaziçi Üniversitesi  İslam Topluluğu tarafından düzenlenen  organizasyonda, Yunan asıllı İngiliz yazar Hamza Andreas Tzortzis’in Atatürk’e “şeytan” demesi  kabul edilemez. (https://www.youtube.com/watch?v=r3sHJNWKVTc)

Tzortis, konuşmasında, “İslam’ı bu ülkeden kaldırmak istediler. Bu, bu kadar basit. Eğer kendi tarihinizi okursanız, bu şahsın ve diğerlerinin bu ülkeden, memleketinizde İslam’ı kaldırmak istediğini anlarsınız. Beni de onun bu memlekette ne kadar çok resmi olduğu ilgilendirmez. Sonuçta dininizi ortadan kaldırmak için bir uğraş verdiler.. Bu Allah’ın dostu mudur yoksa şeytanın dostu mudur?” demiştir. Atatürk'e "şeytanın dostu" iması yaptığında  öğrencilerin gülüşüp alkışlaması dikkat çekmiştir.

Bir Yunanlının Atatürk’e hakaretini alkışlayanlar, acaba Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan'ın  Külliye’de ağırladığı tarihçi Kadir Mısıroğlu’nun "Beni tefe koyarlar ama keşke Yunan galip gelseydi. Ne hilafet yıkılırdı, ne şeriat yıkılırdı"  açıklamasını  acaba gülüşüp alkışlarlar mıydı

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Antalya Belediyesi'ndeki 'AKP vurgunu'nu il başkanı ifşa etti
Antalya Belediyesi'ndeki 'AKP vurgunu'nu il başkanı ifşa etti
Beş yıl sonra domuzdan insana kalp nakli yapılabilecek
Beş yıl sonra domuzdan insana kalp nakli yapılabilecek