Weill Cornell Tıp Fakültesi Cerrahi ve California Üniversitesi...
  • Reklam
  • Reklam
  • Reklam

Weill Cornell Tıp Fakültesi Cerrahi ve California Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Bölümü Araştırmacılarından Sayın Dr. Senem Şimşek ile Türkiye'de ve Dünyada Gerçekleşen Bilimlik Çalışmaları Değerlendirdik

16 Aralık 2017 - 11:49 - Güncelleme: 16 Aralık 2017 - 13:54

Dünyada yaşanan gelişmeleri göz önüne aldığımızda Türkiye’nin bilimlik çalışmalarda çağın çok gerisinde kaldığını görüyoruz. Hepimiz biliyoruz ki, çağın bilincine varamayan toplumlar çağın içinde yok olurlar. Geleceği, bugünün bilim çalışmalarına önemli bütçeler ayıran ülkeler şekillendirecektir.  Bugünümüzü ve yarınımızı belirlemenin tek yolu da bilimden geçmektedir. Türkiye’de ve dünyada yaşanan bilimlik gelişmeleri, Türkiye’de yaşanan bilimlik problemlerin çözümlerini Weill Cornell Tıp Fakültesi cerrahi ve California Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri bölümü araştırmacılarından Sayın Dr. Senem Şimşek hocamızla konuştuk.

 

—Türkiye’nin beyin göçü verdiği bilim insanlarından bir tanesi de sizsiniz. Ülkemizin içinde yaşamış olduğu gerçekleri göz önüne koyduğumuzda bilime ve bilim insanlarına hak ettikleri değerin verilmediğini görüyoruz. Bilim insanı kimliğinizle dünyada ve ülkemizde bilimi genel hatlarıyla değerlendirecek olursanız neler söylersiniz.

Bana böyle bir imkanı bana verdiğiniz Türk Devrimi ailesine teşekkür ederim.

 

Beyin göçü yoktur! Bilim insanları mecburiyetten yurt dışına çıkmak zorunda kalıyorlar!

Ben Dr. Senem Şimşek, Kök Hücre Mühendisliği üzerine Amerika’da Cornell ve California Üniversiteleri başta olmak üzere birçok önemli üniversitede de yaklaşık 10 yıldır çalışmalar yapan bir bilim insanıyım. Herkesin bahsettiği gibi ve dillerinden düşürmediği beyin göçü olayı yoktur. İnanmayın! Daha doğru bir şekilde ifade etmek gerekirse beyin diye bir şey yok diyorum! Bununda anlamı; Bizim ülkemizin bilime gönül vermiş gençleri çok zeki, namuslu, projelerini zamanında vermek isteyen ve Kök Hücre Mühendisliği gibi yeni bilim dallarında hocalarıyla birlikte çalışmak için çaba gösteren gençler mecburiyetten ülke dışına çıkıyorlar. Öncelikle ben bu beyin göçü olayını bu şekilde düzeltmek istiyorum. Mesele bir göç değil mecburiyettir. Hepimiz eşitiz, eşit imkânlar tanındığında hepimiz dünyada birçok atılımlar yapacak kapasiteye sahibiz.

Bugün sadece biyoloji alanında değil, biyomühendislik ve mühendisliğin çeşitli alanlarında bütün bilim adamlarının birlikte omuz omuza çalışarak, hiçbir kar amacı gütmeden, ilaç firmalarıyla da ortak devrimler yaratması Amerika’ya ve Avrupa Birliği’ne bağlı yaşayan bilim insanlarının en temel özelliğidir. Türkiye’ye dönüş yaptığımızda yüzde 1 ya da 2 profesörümüzün bu projelere gönül verdiğini görmekteyiz. Bunlardan bir tanesi Prof. Dr. Murat Elçin’dir –benim hocalarımdan bir tanesidir- diğeri de Prof. Dr. Ercüment Ovalı’dır. Türkiye’de bu kişiler beni yetiştirdi. Bu kişilerin yetiştirmesiyle yurt dışında bilime gerçekten gönül vermiş ve bilimde çığır açacak birçok araştırmaya imza atmış profesörlerle, tıp doktorlarıyla, cerrahlarla çalışma olanağı buldum.

Türkiye’de bilimin önünde bürokratik engeller var ve bilime gerekli bütçeler ayrılmıyor.

Türkiye ile ABD ve AB’yi bilimsel olarak karşılaştırmam gerekirse ilk olarak Türkiye için şunu söyleyebilirim: Bürokratik engellerle sıkışmış bir ülke tablosu karşımıza çıkmaktadır. Yurt dışında aldığımız en basit Avrupa Birliği marie curie projelerini bile bürokratik engellerden ötürü Türkiye’ye getirmekte zorlanıyoruz. Bunlar zaman ve para demektir. Bürokratik birçok engelle bu projelerin ülkeye girmesini güçleştirirseniz  –sonuçta bu projeler zaman ve para demektir-  sonuçta Avrupa Birliği de en kısa yoldan çalışma yapacak ülkeleri tercih edecektir. Bu benim Türkiye’de gözlemlediğim en önemli eksiklerden bir tanesidir.

İkinci olarak Türkiye’de üniversitelere hak ettikleri maddi imkânlar sağlanmamaktadır. Biyoloji biliminde Kök Hücre çalışmalarında bütçe en az 1 milyon dolardır. Ben genç yaşımda insan sağlığına yönelik çalışmalarımı yaparken birkaç milyon Euro’luk, dolarlık bütçelerle çalışmalarımı yaptım. 2015 yılında Türkiye’ye, Sabancı Üniversitesi’ne geri dönüş yapmak istediğimde bizlere önerilen bütçe en fazla 350 bin TL’ydi.  30 bin liralık, 350 bin liralık bütçelerle hangi projelerin yapılabileceğini bütçeler bana teklif edildiğinde yetkililere sormuştum. Hiçbir şey yapamazsınız bu bütçelerle! Çünkü en basit biyolojik bilimlerde kullandığımız, genetik mühendisliğine yönelik DNA Cloning Enzimleri’nin fiyatları en 300–400 Euro’dur.  350 bin liralık bütçeyle yapabileceğiniz tek atılım, üniversite birkaç araştırma görevlisini yanınıza alırsınız ama bir proje ortaya koyamazsınız. Bu kadar komik bütçelerle bir proje ortaya koymanın imkânı yok! Türkiye Cumhuriyeti bugün, sırf bu nedenden dolayı yurt dışı burslarına bağımlı bir ülkedir.

Türk bilim insanları yurt dışından gelen burslara bağımlı olarak çalışmaya mecbur bırakılıyor. Avrupalı ve Amerikalı bilim insanları için bu geçerli değil.

Ben Cornell Üniversitesi’nden ülkeme dönüş yaparken ‘’Artık yurt dışına bağımlı olmadan ülkem adına çalışmalar yapabileceğim’’derken, yurt dışı burslarına ne kadar bağımlı olduğumu hissettim. Bunlardan bir tanesi marie Sklodowska Curie bursuydu. Arkasından da pankreas kanseri üzerine büyük bir atılım gerçekleştirdiğim için vertex bursu devreye girmişti. Bunlar 300 bin Euro ile 500 bin Euro arasında bana önerilen bur miktarlarıdır. Milli olarak çalışmak yerine bizler bu burslarla tekrar yurt dışında bu örgütlere bağımlı hale geliyoruz ve bu örgütlerle çalışmalar yapmak durumunda kalıyoruz. O zaman sormak istiyorum ‘’Türkiye Cumhuriyeti bilimde nerede bağımsız? Bu şekilde bilimde nasıl bağımsızlık kazanacak?’’

Bilimde ABD’nin ve Avrupa’nın en büyük farklarından biri de; Yurt dışında hiçbir Avrupalı ve Amerikalı bilim insanı/üniversiteler başka devletlerin ve kurumların burslarına bağlı iş yapmaz. Bu bahsettiğim bilim insanı ve üniversiteler devlete de bağımlı değildir. Sonuç olarak bu ülkeler bilimde, kararlarında ve çalışmalarında bağımsız ülkelerdir.

Sivil toplum kuruluşları ve halk bilim insanlarının sesini duymuyor.

Bazen kendime soruyorum: ‘’Bilim insanları olarak bizler halkın seviyesine inemediğimiz için mi sivil toplum kuruluşları ve halk tarafından sesimiz duyulmuyor?’’ Türkiye’de, İzmir Teknoloji Enstitüsü’nde çok başarılı bir bilim insanımız ABD’den gelip kanserde çığır açacak bir çip üretti. Bana California Üniversitesi’nde retina projemde destek veren Rotary Kulübü gibi Türkiye’de niçin hiçbir sivil toplum örgütü bu bilim insanımıza destek vermiyor? Bu bilim insanımız destek görmediği için çalışmasını bir gömlek öteye taşıyamadığı gibi Amerika’da da ismini duyuramıyor!

Türkiye Cumhuriyeti’nin patent başvuru sayılarına baktığımda net bir sayı söyleyemiyorum. Bir araştırma yapmak istediğim karşıma çıkan ilk şey sayılarda olan düzensizliktir. Bürokrasiyi bu kadar sıkı tutan ülkenin niçin istatistikî verilerinde bir düzensizlik var? Ben neden ABD’de ve Avrupa’da yaptığım istatistikî çalışma verilerini Türkiye’de yapamıyorum?

Amerika’da ve Avrupa’da bilim insanları çalışmalarını halka mal ediyorlar.

Amerika’da ve Avrupa’da bilim insanları demeç verirken halkın da anlayabileceği söylemleri dile getirip, istatistiki verileri söylerler. Halk ile bilim insanları arasında bir bütünleşme söz konusudur. Bunlara baktığımızda Türkiye’de bilim insanlarıyla halkın bütünleşmesi de söz konusu değildir. Özellikle Tıp Fakülteleri’nde seminerler verdiğimde bazen hastalara da takılarak konuşurdum. Hastaların söyledikleri şey ‘’Hocam elimize bu kadar test verildi ama biz hiçbir şey anlamıyoruz’’ diyorlardı.  Kendini bilen bilim insanlarımız bu işi neden halka indirgemiyor bilim çalışmalarını?

Almanya’da, Max Planck’te çalışırken crispr cas9 çalışmasını bilen taş ustası gördüm. ‘’Ben bu konuyu biliyorum AIDS veya diğer hastalıklarımızda bizlere bu çalışmanızla destek olabilecek misiniz?’’ diyen bilgili bir halk kitlesi vardı. Bunun sebebi, ABD ve AB bilim yaparken kendi halkına uzak bir görüntü sergilemiyor.  2007 yılında İngiltere’de Scotland Üniversitesi’nin de önayak olduğu ve daha sonrasında BBC’de de yayınlanacak bilim insanı, basın ve halkın bir araya gelip bilgi transferlerinin yapılmasına dayanan büyük bir proje vardı. O dönem ben de Max Planck Enstitüsü’nde çalışmalarını yapan ve İngiltere’den %100 burs alan araştırmacılardan bir tanesiydim.

Ne yazık ki sizlere ‘’Ben de BBC’de konuşma yaptım’’ diyemeyeceğim. Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti’nin destek vermemesi ve İngiltere’nin çıkarmış olduğu vize problemleri sonucunda ben bursumu Scotland’da başka bir araştırmacıya devretmek zorunda kaldım. O zamanlar dönemin Cumhurbaşkanı ve Basbakanı Abdullah Gül’e ve Recep Tayyip Erdoğan’a gerekli tüm yazıları yazdım. ‘Max Planck’ta bulunan bir Türk araştırmacısı, sizlerin her fırsatta gözbebeğimiz diye nitelendirdiğiniz bir bilim insanı olarak sizlere sesleniyorum’’ dedim. ‘’İngiltere vizem zamanında gelmezse bursumu geri vermem gerekecek ‘’ şeklinde ifadeler kullandım. Hiçbir devlet yetkilisinden geri dönüş alamadım. Ancak yaşadığım bu olaydan birkaç sonra ‘’Biz yurt dışında bilim insanlarımıza sahip çıkacağız. Yurt dışı akraba toplulukları kurup onların çalışmalarını destekleyeceğiz’’ şeklinde söylemler olmuştur. Hiçbir Avrupa ülkesiyle veya Amerika’yla bu sorunlar çözüme kavuşturulamamıştır! Ben Almanya’da Max Planck Enstitüsü’nde bu problemleri çekerken Alman hükümeti ve enstitü ‘’Bu vize problemi neden çözülemiyor? Ne var bu işte?’’ diyerek devreye girmişlerdir. Konuşmalarımı ben kendi ülkemle değil başka ülkelerle ve yetkililerle yapmak zorunda kaldım.

Herkes konuşuyor! Konuşarak yol katedemeyiz!

Benim en büyük şikayetim, herkesin sadece konuşması! Artık şunu görmeliyiz ki, konuşarak hiçbir yere varamıyoruz. Konuşmaları uygulamaya dökmek son derece önemlidir. Devletin tek görevi üniversitelere yıllık bütçe çıkartmak değildir. Devlet eline geçen projeleri büyük titizlikle inceler ve her alanda istihdam yaratacak, büyük sorunlara çözüm olacak bu projelere en az 1 milyon Euro ayırarak, projeleri destekler. Kaba tabirle 1 koy 5 al olayı biyomühendislik ve Kök Hücre Mühendisliği alanında gerçek bir olaydır.

Yakın zamanda Sabancı Üniversitesi’nde yapmak isteğim ve gerçekten 3D Biyom Baskı Makinesi’ni de oluşturduğum, İstanbul’da 3 durak ismiyle Bahçeşehir Üniversitesi’nin Start Up Şirketi’nin de önayak olduğu bir makine gerçekleştirmiştik. Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti’nde sesimiz çok fazla duyulmadı. Bursumu Sabancı Üniversitesi’nden taşımak istediğim üniversiteler çok fazla ilgilenmediler. İlgilenenlerin de bütçeleri yetmedi. Bütçeleri yetmeyen üniversiteler görüşme yapmak istemediler. Bazı üniversiteler ‘’Hocam sizin makale sayınız da yaptığınız işlerin yanında son derece önemli’’ dediler.  Makale üretimi simgeler. Türkiye’de makalenin üretime dönüşmesinden ziyade makale sayıları önemsenmektedir. Bu konuşmalara şahit olduktan sonra tekrar ABD’ye dönme kararı aldım. O dönem ABD’de Harvard Üniversitesi ve UCSD Üniversitesi olmak üzere iki ciddi üniversite ile görüştüm. Türkiye’de yapmak istediğim projeler hakkında konuştum bu üniversiteler de. ABD’de konuştuğum profesör ile burada konuştuğum profesörler arasında büyük görüş farklılıklarının olduğunu gördüm. Harward Üniversitesi’nde bana kimse ‘’Kaç tane makalen var?’’ demedi. ABD’de, ana tekniğe dair neler biliyorum ve insan sağlığına yönelik projeleri nasıl ortaya koyabilirim diye baktılar. Mülakatlarım hep bu hususta geçti. Birçok genç bilimciden ve bilim insanından aynı konulardaki problemleri dinledim.  ‘’Türkiye Cumhuriyeti’nde bizlere akademik olarak blok koyan bir sistem var’’ derken sadece kendi problemlerimi değil, sizlere birçok meslektaşımın problemlerini de aktarıyorum.

Wint Projesi gibi biyolojinin temel konularından olan önemli bir protein üzerine çalışmak Türkiye’de lükstür. 50 tane makalesi var diye yüzlerce pratik çalışmalar yapmış kişileri ülkenize toplamazsanız, sadece otururuz Türkiye’de bilimi nasıl kurtarırız diye konuşuruz.

Türkiye’de çok güzel bilimsel projeler de olmaktadır. Bunlardan bir tanesi Prof. Dr. Ercüment Ovalı hocamın bir deri projesidir. İlk defa insanın kendi kan hücresinden materyalleri alarak oluşturduğu bir deri projesi vardır.  ABD Estetik Cerrahlar Birliği tarafından bu proje ödül almıştır. Büyük bir sabırla izliyorum, her yerden destek alan hocama niçin Türkiye’den destek yok? Ercüment hocam gibi ABD’ye gitmeyip ‘’Ben ülkem için çalışmak istiyorum’’ diyen hocalarımıza ne kadar teknik destek, mali destek transfer edebiliyoruz? ABD ve AB ile Türkiye’de yapılan bilim arasında bu şekilde büyük farklar vardır.

 

—Kendi yaşadıklarınızla birlikte başta Prof. Dr. Ercüment Ovalı gibi birçok bilim insanının da sıkıntılarını dile getirdiniz. Bahsettiğiniz sıkıntılarımızı aşmamız için Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak atmamız gereken adımlar nelerdir? Bahsettiğiniz problemlerin çözüm önerileri nelerdir?

 

TBMM’nin ana konusu dünyadaki gelişmeler ve gelecek bilimi olmalıdır.

Öncelikli olarak Türkiye’de çok ciddi bilimsel protokollerle hareket etmemiz gerekmektedir. Vatanına ve milleteni hizmet ettiğini dile getiren siyasetçilerimiz esas meseleleri Türkiye’nin gündemi olmayan saçma sapan meseleler olmak yerine bilim ve bilimsel gelişmeler olmalıdır. Dünyada endüstride bir devrim yaşanmaktadır. Üniversitelerinizde ders notlarını kopyalayalım diye sıralara girdiğiniz printer/baskı makinelerinin artık biyolojik olarak hücreleri, dokuları baskılayan makineleriyle biyoprinterler ile organlar üretilmektedir. Artık Türkiye Cumhuriyeti’nde, TBMM’de ana konuların bunlar olması gerekmektedir.  

2016 yılı Ekim ayında Sabancı Üniversitesi’nde aniden istifa eden rektörümüzle ben bu konuları çok başta konuşmuştum. Rektörümüz bana şaka yollu 3D Biyoprintig ismini vermişti. Rektörümüz aynı zamanda MIT ‘de (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü), ABD’de bulunan dünyanın en büyük teknoloji enstitüsünde öğretim görevlisi ve fizik anabilim dalı başkanına eşit pozisyonda bir kişiydi. Rektörümüz gerçekleri görerek ‘’Senem ABD’de öğrencilerin kullandığı basit biyoprinting makinelerini getirsek, bütün öğrencilerimiz kullanmaya başlasa nasıl olur?’’ diye bir konuşma yapmıştı ama daha sonra istifa etmek zorunda kalmıştı. Biz bu makineleri getirebilseydik küçük küçük kendi devrimimizi yaratabilirdik.

Bilimde başarı sağlamak için sadece bilim insanlarının çabası yetmez, siyasetçilerin de aynı çabayı göstermesi lazım.

Bu konuştuğumuz konular sadece bilim insanlarının değil aynı zamanda politikacıların da görevidir. Çünkü iki ülke arasında politik imzaların atılması gerekmektedir. Bizim rektörümüzle bu konuşmaları yaptığımız dönemde benim meclisimde ‘’tecavüze uğrayan kız çocuklarını nasıl çocuk yaşta evlendirebiliriz?’’ konuşmaları yapılmaktaydı. Bu, Türkiye’nin gündemini 1 ay boyunca ayakta tuttu. Aynı dönemde kimse demedi ki, ‘’Bütçe nerelere harcanıyor?’’, ‘’Ekonomi nereye gidiyor?’’

Bilim insanlarını yurt dışına kaçırıyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti’ne TÜBİTAK ile getirdiğimiz araştırmacılar birer ikişer yurt dışına çıkmaya başladı. Ben bu konuyu CHP ile meclise taşıdım. Birçok CHP’li milletvekili ile görüştüm. Bu konuştuklarım dosya halinde şu anda CHP’de ama bunu gündeme getirecek bir tane siyasetçi çıkmadı. Güçlü politikacılarla bilim insanlarının aynı masa etrafında toplanıp, herkesin kendisini en iyi şekilde ifade edeceği geniş çaplı toplantılar yapılıp, Türkiye’nin endüstriyel geleceğini inşa edecek gelecek raporlarının hazırlanması şarttır.

Her alandan bilim insanları bir araya gelmeli ve büyük küçük demeden herkes fikir beyan etmelidir.

Bilgiye hürmet; Tekniğe ve bilim insanına hürmet demektir. Dünyada fizik mühendisleri, makine mühendisleri, mekatronik mühendisleri, biyologlar, cerrahlar aynı masa etrafında oturup 3D biyobaskı organ oluşturma çığırını açtılar. Ancak Türkiye’de tıp doktorları ile biyologlar, kimya mühendisleri ile biyologlar bir araya gelmiyorlar. Bütün bilgiler aynı paydada harmanlanmadığı sürece ve bilgiye gereken hürmet sunulmadığı sürece Türkiye’de bilim gereksiz bürokrasilere takılıp kalacaktır.

Bilimsel anlamda Türkiye Cumhuriyeti’nde bir reform yapabilmemiz için büyük küçük demeden herkesin bir fikir sunması gerekmektedir. Bu fikirler Türkiye’nin yapısına ve çıkarlarına uygun hale getirilip uygulamaya konulması gerekmektedir. Kendi bilimine katkı sağlamayan ülkeler doğal olarak dünya bilimine de katkı sağlayamayacaklardır.

2011 yılında Ankara Tıp Fakültesi ve Fen Fakültesi’nde benim büyük saygı duyduğum bir çalışma yapıldı. Bu çalışma ‘’Kök Hücrelerden Kas Dokularının oluşturulması’’ çalışmasıydı. O kadar çok bilgi kirliliği vardı ki üniversitelerde ve basında, Türkiye’deki engelli vatandaşlarımız bu hastanelere akın etmeye başladılar. 2011 senesinde ben Danimarka’da çalışmalarımı yaparken konu bana kadar da uzandı. ‘’Hocam kas hücresi yapmaya başlamışsınız. Bizlere yürüme umudu verdiniz. İyileşecek miyiz?’’ birçok insan bizlere ulaştı. Bu tür çalışmalar yapılırken basına ne kadar bilgi verileceği bilim insanları ve politikacılar arasında kararlaştırılması gerekmektedir. Bilimde sansür denilen bir olay vardır ve bu bilim açısından çok önemlidir. Yapılan tüm çalışmalar ilk başta bilim adamları ile devlet görevlileri arasında sentezlenmelidir. Çalışmalar uygulamalı olarak hastalara geçirilemiyorsa bu konu basına taşınmaz. Bu çalışmaları yapan bilim insanları basına sızmaması gereken bilgilerden ötürü büyük tartışmalar eşliğinde açıklamalar yapmak zorunda kaldılar. ‘’Biz bilimsel olarak çalışmalarımıza devam etmekteyiz. Evet, iyi bir çalışma yaptık. Fakat bu çalışma hastalara verilmemektedir’’ diye açıklamalarda bulundular. Bu çok mu güzel bir durum? Bu çalışmalar yapılırken devlerin ve üniversitelerin otokontrol sistemlerini de kurmakla yükümlüsünüz.

2015 yılında çok ciddi bir uluslararası kurumun meslek üstün hizmet ödülünü alırken kendi Kistik Fibrozis çalışmamın ve Pankreas Kanserleri Platformu’mun adı bile geçmemekteydi. Çünkü Cornell Üniversitesi otokontrol sistemini kurmuştu. Bizler hiçbir şekilde basına açıklama yapmamıştık.

Halkla içi içe ve halka mal edilen bilim çalışmaları yapılmalıdır.

Üniversiteler bilimi halka indirgemek zorundadır. Bilim dışında da aktiviteler yaparak, bilimsel anlamda gerekli vakıf ve derneklere destek olarak bilimsel toplantılara katılarak çalışmaları halka indirgeyip, çalışmalarınızı halka mal etmek son derece önemlidir. Türkiye’de maalesef bu durum en büyük eksiklerden bir tanesidir. Siz, Türk halkına bilgi vermekle yükümlüsünüz. 2013 sesinde ben BM’de STEM denilen ABD’nin 50 yıllık milenyum projesine bir bilim elçisi olarak Dr. Senem Şimşek olarak  davet edilip orada çalışmalar yaptıysam, Türkiye’de de gerek Kistik Fibrozis Vakıflarında, gerek Lösemi Vakıflarında bu çalışmalar yapılmak zorundadır. Bu çalışmalar yapılmaya başlandığında hiçbir bilim insanının ‘’Zamanım yok’’ deme şansı yoktur.

Genç beyinleri çalışmalara ortak etmeliyiz. Onlara da şans tanımalıyız. Her alanı bilim ile entegre etmeliyiz.

Özellikle Fen Liselerinde eğitim gören lise öğrencilerimizin de bu çalışmalara dahil edilmesi gerekmektedir. 2015-2016 yılında konuşmalara gittiğim liselerde çok parlak hatta beni bile sorularıyla çuvallatacak çok ciddi öğrencilerle karşılaştım. Bu genç araştırma beyinlerimiz ‘’Bizleri de çalışmalara dahil edin’’ diye beklemektedirler. Üniversiteler bütçelerinden bu parlak genç beyinlere de bütçe ayırmalıdırlar.

Müzelerimizi de bilim alanına dahil edip, görsel çalışmalarla müzeleri de bilimi destekleyen mekanlar haline getirmemiz gerekiyor. Amerika’da ve Avrupa’da birçok yerde bu yöntem uygulanıyor. Bu alanlarda da ortak çalışmalar yapıp sanatı bilimle, toplumu bilimle yan yana getirmek zorundayız.

Tüm bu konuştuklarımız içinde en ciddi konu üniversitelerdir. Üniversitelerimizi ekonomik anlamda, çalışmalarını yapmaları için desteklemek zorundayız. Kişiler, kurumlar ve sivil toplum örgütleri bilimsel çalışmalara dahil edilirse otomatikman bütçelerinizde bir artış söz konusu olacaktır. Bu şekilde güçlü Türkiye için en önemli adımı atmış olursunuz.

 

*Söyleşi isteğimizi kırmayıp bizlere zaman ayıran kıymetli hocamız Dr. Senem Şimşek’e Türk Devrimi olarak teşekkür ediyoruz.

Kaynak: Türk Devrimi

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Arap Birliği üyesi Bahreyn'den İsrail'e Kudüs desteği
Arap Birliği üyesi Bahreyn'den İsrail'e Kudüs desteği
Çavuşoğlu'ndan 'ABD, Gülen'in iadesi için çalışıyor' iddiası
Çavuşoğlu'ndan 'ABD, Gülen'in iadesi için çalışıyor'...