CUMHURBAŞKANIMIZ DA YÜZÜNÜ GÜNEŞE DÖNÜYOR...
  • Reklam
  • Reklam
  • Reklam
Dr. Nuran Talu

Dr. Nuran Talu

Dr. Nuran Talu

CUMHURBAŞKANIMIZ DA YÜZÜNÜ GÜNEŞE DÖNÜYOR...

07 Ağustos 2018 - 13:42

Bağımsız Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ithal enerjiye (petrol, doğal gaz) bağımlı olmamak için Allah’ın güneşini kullanmaya kararlı göründü bugünlerde. Çok şükür… Yıllardır en tepedeki siyasi ağızdan bu iradeyi bekleyip duruyorduk. Bu ayın başında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 100 gün içinde 3.000 MW’lık güneş enerjisi kapasitesi arttırılacak buyruğunu verdi, rahatladık. Erdoğan’ı Türkiye’nin geleceğini kurtaracak olan alternatif enerji kaynakları konusunda ilk kez bu kadar iddialı gördük, ekonomimiz düşük karbonlu enerji ekonomisi ile büyüyecek dedik, sevindik.

Türkiye oldum olası, enerji ihtiyacının büyük bir kısmını kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtlardan elde ediyor ve bu yakıtların yanması esnasında yoğun miktarlarda karbon gazı salınıyor atmosfere. Bünyelerinde ısı tutma özelliğine sahip bu gazlara sera gazları deniyor ve küreyi onlar ısıtıyorlar. Küre ısınınca da iklim değişiyor, gezegenin hidrolojik döngüsü şaşıyor, kuraklıklar, seller, fırtınalar oluyor. Küre deyince konuyu sakın küresel bir sorun diye anlamayın, bizim memleketin de bizzat meselesi artık, bakınız Rize sel felaketi, 2 Ağustos 2018. Rize Valimiz “ben böyle yağmur görmedim, çok korktum” diye beyanat verdiydi. Korkunun ecele faydası olmadığını bilen Sayın Cumhurbaşkanı da iklim değişikliğine dur demek için güneş enerjisini hemen ülkenin gündemine taşıdı tabii.

Ya kömür güneşi döverse…

Cumhurbaşkanı bu parlak güneşli demecine ilaveten iki arada, bir derede Eskişehir Alpu’da 200 futbol sahası kadar büyük bir alana kurulacak olan 1.000 MW’lık termik santral için de ihaleye çıkılacak emrini vermeyi de ihmal etmedi. Güncel araştırmalar Alpu santralinin yılda en az 6,3 milyon ton kömür yakarak, 1,6 milyon ton kül ortaya çıkaracağını, dolayısıyla Eskişehir’in havasının, toprağının, suyunun kirlenmesinin kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Ayrıca bu santralin 35 yıl çalışacağı hesaplanırsa, bölgede 3200 kişinin erken ölümüne sebep olacağı da hesaplanmış. Olsun diyor siyasi irade… Kömür bizim yerli malımız, Yerli Malı Türk’ün Malı Her Türk Onu Kullanmalı.

Ama dünyada durum farklı. İklim değişikliği ile mücadeleye dair uluslararası sözleşmeler (Örneğin Türkiye’nin de imzalamış olduğu Paris İklim Anlaşması) kömürden yana değil, en tehlikeli fosil yakıt kömürdür, ülkeler illaki vazgeçmeli diyor. Vazgeçmeler başladı, yenilenebilir enerji kaynakları temelli yatırımlar epeydir dünya gündeminde. Piyasalar alternatif enerji kaynaklarına yönelmeye, kömürün, petrolün ve doğal gazın kullanımına kısıtlama getirmeye epeydir başladı, böylece fosil yakıtlara dayalı konvansiyonel enerji sistemleri uygulayan Türkiye gibi ülkeler bu yeni piyasa riskleri ile karşı karşıya artık.  Bugün itibariyle enerji sektörü Pazarında güneş ve rüzgar enerjisinin yarattığı rekabet, Avrupa kıtasında kömür-merkezli enerji üreten bir çok şirketin termik santrallerini rekor hızıyla kapattırıyor, Almanya, İngiltere, Fransa, Danimarka bu rekorlarda başı çekiyor.

İşin bir de demokrasi tarafı var…

Derler ki, iklim değişikliği ile mücadelede başarılı olmanın yolu, ekonomik ve çevresel sürdürülebilirlik ilgili tüm unsurların kalkınma modellerine dahil edilmesi bir yana, daha da önemlisi sosyal adaletin tesis edilmesinden geçer.

Güneş başta olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarımızdan enerji üretecek olan yeşil dev iş adamlarımız (adam diyorum, siyasi irade sevsin diye…) Cumhurbaşkanının bu son derece cesaret veren buyruğu üzerine kolları sıvamaya başladılar tabii. Düşünsenize, 3.000 MW’lık güneş enerjisi işinin toplam yatırım tutarı 4, 8 milyar dolar olacak. Ülkedeki kömür lobileri güneş lobilerine dönüşecek, beklenen değişim de bu olsa gerek. Yenilenebilir enerji patronları bu pastayı adil olarak dilimlerler mi acaba?

Enerji demokrasisi kavramı burada mühim. Dünyada, Avrupa’da vatandaşın kendi güneş enerjisi santralleri var, iş adamı falan da değiller, emekli Alamanlar mesela. Ele ele tutuşmuşlar, adil bir dayanışma ekonomisi anlayışıyla yenilenebilir enerji kooperatiflerini kurmuşlar, güneş enerjisi üretiminde özellikle çatı uygulamalarında oldukça başarılılar, üstelik sadece kendi ceplerine değil, memleketlerinin ekonomisine de ciddi ölçüde faydaları var. Bugün Almanya’da yenilenebilir enerji kooperatiflerinin üretimi içinde yeşil enerjinin payı yüzde 30, bir çok evin çatısında güneş enerji sistemi var. 40 GW’lık Güneş Enerjisi Sistemi (GES) potansiyeline sahip ülkede tesislerin yüzde 70’i kooperatiflere ait, ülkede 812 tane yenilenebilir enerji kooperatifi (İlkbahar 2018 verileri) var.

Madem bizim ülkemiz de demokratik olgunluğa erişti (Sayın Erdoğan böyle diyor) yenilenebilir enerjiyi kim için, ne için üretip, tüketeceğiz? Bu soruları cevapları da adil ve eşitlikçi olmalı değil mi?

İşin özü; Cumhurbaşkanından yüzünü güneşe döndüğünde şu buyruğu beklerdik biz:

”Güneş ihalelerine girecek fırsatçı patronların değil, sade vatandaşımın yenilenebilir enerji üretmesi için kooperatiflerin önünü açıyorum.”

Dahası…

“100 gün içinde ülke çapında 900 Güneş Enerjisi Kooperatifi (Almanya’dan neyimiz eksik, üstelik o ülkeden iki kat daha fazla güneşlenme süresine sahip bir ülkeyiz biz) kurulacak.”

“100 gün içinde Organize Sanayi Bölgelerinde, Küçük Sanayi Sitelerinde ve büyük konut sitelerinde yapılacak inşaatlara GES’ler entegre edilecek.”

“Bankalar kooperatiflerin yenilenebilir enerji yatırımlarını yönelik düşük faizli kredi imkanlarından yararlandıracak.”

Yine Cumhurbaşkanımızın bir sözüyle bitireyim: “Yeni yönetim sistemimizin demokrasi tarihimizin zirvesini oluşturduğuna inanıyorum”.

Yani fakir kalınacaksa da hep beraber, zengin olunacaksa da hep beraber...

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar