"KURNAZ NÜKLEER"CİLER İKLİM MÜCADELESİNDE…
  • Reklam
  • Reklam
  • Reklam
Dr. Nuran Talu

Dr. Nuran Talu

Dr. Nuran Talu

"KURNAZ NÜKLEER"CİLER İKLİM MÜCADELESİNDE…

10 Aralık 2017 - 12:21

Biz iklimler uzun sürede ve yavaş yavaş değişir bilirdik.

Güneş, günün doğumundan batımına kadar atmosfere ışığını ve sıcaklığını veriyor. Aslında bu doğal bir döngü ve bu döngünün devamı için bu ısının tekrar uzaya gitmesi lazım. Ama ne yazıkki kürenin ısınması bunu engelliyor. Karbon, gelen güneş ışınlarını tutarak atmosferin ısınmasına sebep oluyor. Üstelik atmosfer beklenen değil, beklenmeyen bir hızla ısınıyor. Bu karbon nereden geliyor? Sanayi devriminden bu yana dünyada enerji ihtiyacının halen büyük bir bölümü petrol, kömür ve doğal gaz gibi fosil yakıtlardan elde ediliyor ve bu yakıtların yanması esnasında yoğun miktarlarda karbon gazı salınıyor. Bünyelerinde ısı tutma özelliğine sahip bu gazlara sera gazı (karbondioksit, metan ve diğer) deniyor ve atmosfere salınan sera gazları küreyi böyle ısıtıyor. Fosil yakıtların iklim değişikliğine yol açmasının temel nedeni bu. Bir de karbonu tutan yutak alanların (ormanların, tarım arazilerinin, mercan resiflerinin ve diğer) çeşitli insan faaliyetleri ile yok olması ve gezegenin su döngüsünün olumsuz etkilenmesi var tabii.

Ancak, iklim değişikliği yalnızca sıcaklık ve yağış rejimlerini değil, politikaları ve piyasaları da çok etkiliyor. Burada enerji politikaları en kritik alan… Çünkü piyasalar artık alternatif enerji kaynaklarına yönelmeye, kömürün, petrolün ve doğal gazın kullanımına kısıtlama getirmeye başladılar, bu nedenle fosil yakıtlara dayalı konvansiyonel enerji sistemleri uygulayan ülkeler piyasa riskleri ile karşı karşıya. Yenilenebilir enerji kaynakları ve azami enerji verimliliği sağlayan teknolojiler ve yatırımlar da epeydir dünya gündeminde. Gün geçmiyor ki, birçok ülkede her gün güneş panelleri takılmış çatılar, rüzgar türbinleri tarlaları, yollarda elektrikli arabalar vb. çok görüyoruz.

Dolayısıyla, yıllardır enerji yatırımlarında fosil yakıtlara bağlı santraller ve nükleer seçeneklerini kullanan devletler şimdilerde enerji politikaları için yeni siyasal kararlar peşindeler, aynı yemeği ısıtıp yeniden önümüze koyanlar da var.

İşte nükleer enerji bu kez küresel ısınma ile ısıtılıyor.  

Küresel ısınmanın neden olduğu iklim değişikliğini koz olarak kullanan kurnazlar nükleer enerji için yeni iş fırsatları kollamaya başlıyorlar, öyle ki en son Kasım 2017’de Bonn’da yapılan Birleşmiş Milletler İklim Zirvesinde standlar açarak “İklim İçin Nükleer” sloganıyla gelecek nesillerin yaşam hakkını satma cüretini bile gösteriyorlar. Nükleer enerji iklim değişikliği ile mücadelede en temiz enerjidir, çünkü ‘karbonsuz’dur diyorlar. Karbonsuz ama ‘radyasyonlu’…

Doğru, nükleer güç santralleri fosil yakıt santralleri gibi doğrudan sera gazı salımlarına neden olmazlar ama kendilerine özgü çok büyük ve telafisi imkansız çevre ve insan sağlığı riskleri oluştururlar. Üç Mil Adası (1979) Çernobil (1986) ve Fukushima (2011) gibi yaşanan nükleer felaketleri hiç birimiz hatırlamak istemeyiz.

Nükleer kaza riskini ve atıklarının bertarafını kontrol altına alırsak, nükleerle iklim değişikliğine çare buluruz diyenlere de ayrıca hatırlatırız: Nükleer santraller; mekanik arızalara insan hataları da eklenince binlerce insanın ölümüne, yaralanmasına, geniş arazilerde radyoaktif kirlenmeye, dolayısıyla milyarlarca dolarlık zararlara neden olurlar. Bu santrallerde kullanılmış yakıt çubukları ve diğer radyoaktif atıklar çok önemli bir sorundur. Radyoaktifliği binlerce yıl devam eden bu atıkların nasıl saklanacağına, arıtılacağına ya da depolanacağına dair henüz güvenli bir yol da bulunamamıştır.  

İşin bir başka önemli boyutu daha var. Nükleer endüstrinin çevresel sorunlar nedeniyle yara aldığı biliniyor, ancak bu endüstri esas yarayı yüksek maliyetleri yüzünden alıyor. Bu nedenle kapatılıyorlar. Örneğin Amerika’da, Kaliforniya Eyaletindeki Diablo Canyon Nükleer Santrali bölgedeki yenilenebilir enerji şebekesiyle rekabet edemeyecek durumda olduğu için kapatılıyor. Bu durumda nükleer elektriğin pahalıya patlayacağını da tahmin etmek zor değil, yani nükleer ucuzdur iddiası da yalan oldu. Bugün nükleer endüstri yenilenebilir enerji kaynaklarının maliyetinin düşmesiyle tüm pazarlarda elektrik satışında zorlanıyor. Zaten bunun için iklim değişikliği ile mücadelede sinsi sinsi başrolü kapmak istiyorlar.

Türkiye’nin diğer ülkelerle yaşadığı tuhaf siyasi ilişkilerini ve ekonomik çıkarlarını değerlendirmeyi bir yana bırakıp, sadece nükleer güvenlik (Nükleer güvenlik: Nükleer tesislere dair tüm faaliyetler sırasında, birey, toplum ve çevrenin radyasyonun etkilerinden korunması) açısından baktığımızda, bu ülkede nükleeri savunanlar; Türkiye zaten çevre ülkelerdeki 30 kadar nükleer ünitenin etkisi altında, biz kursak da kurmasak da nükleer tehdit altındayız diyorlar. ‘Kırk katır mı kırk satır mı?’...

 

Daha geçenlerde Rusya’daki nükleer odaklardan sızdığı belirlenen rutenyum-106 adlı radyoaktif izotop (Ural Dağları üzerinde radyoaktif rutenyum-106'ya normalden yaklaşık bin kat fazla rastlandığı Rusya Meteoroloji Servisi tarafından doğrulandı) memlekette telaş yarattığında da, “yağmurlu havada dışarı çıkmayınca radyoaktif serpintiye maruz kalınmıyor, çok şükür Marmara’da yağmur almadığımızdan sızıntıdan etkilenmedik” demişti bilim insanlarımız. Ben araştırdım, Kur'an-ı Kerim’de yağmurla ilgili 17 ayet varmış, hepsi de üzerimize gökten bol yağmur yağsın diye dua istiyor... Kutsal kitaba aykırı konuşmak…Tövbe tövbe… 

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • halilibrahim korkmaz
    1 yıl önce
    beyin hastalıklı oldumu yaptığı iş de hastalıklıdır %100

Son Yazılar