STRATEJİ
  • Reklam
Faruk Gözübüyük

Faruk Gözübüyük

Faruk Gözübüyük

STRATEJİ

19 Kasım 2017 - 10:50 - Güncelleme: 19 Kasım 2017 - 10:53

Gün geçmiyor ki gündeme yeni bir haber düşmesin. Yurt içinden olmasa da yurt dışından gündem üzerimize üzerimize geliyor.  Asıl gündem olması gerekenler gözümüzden kaçıyor. Alıştırılmaya çalışılıyoruz. Kanımız kuruyarak şehitlerimizi unutuyoruz. Toprağa düşen yiğitlerin kanının intikamı alınmayacak mı sanırsınız? Biz unutmuyoruz!

            NATO, NED, CFR, Soroscular, Bilderbergciler, Rothschildciler, Londra bankerleri, CIA, KGB, MI6, MOSSAD ve daha niceleri küresel oyun planlıyorlar ki bu oyunlar uzun vadeli, bu oyuna göre ülkeleri tasarımlamaya çalışıyorlar. Becerebildiklerinde çok kanlı olaylar görülüyor ve ülkelerin kaynaklarını kendi istekleri doğrultusunda kullanmaya başlıyorlar. Var mı birbirlerinden farkı? YOK. Hepsi aynı yolun yolcusu. Peki biz ne yapıyoruz bu oyunlar karşısında? Oyunları çözecek stratejistleri bünyemizde barındırmadığımız ve her şeyi en iyi ben bilirim pozundan kurtulamadığımız için günlük saldırıları geçiştirmeye çalışmakla meşgul oluyoruz.

            Dr. Bahar Aşcı yeni çıkan ''Ordulardan Şirketlere Strateji'' kitabında şöyle bahsediyor: “ Konvansiyonel Olmayan Savaş: Konvansiyonel olmayan bir savaşı başlatan ülke, kendi politikalarını benimsemeyen yönetimleri, doğrudan konvansiyonel savaşlar (Irak, Afganistan) yerine, o ülke içindeki toplumsal (etnik, dini hatta ekonomik) çelişkilerden, hoşnutsuzluklardan yararlanarak hasmını devirmeye ve kendine yakın bir yönetimi yerleştirerek hedeflerine ulaşmayı amaçlar. Nizami ordulardansa genellikle üniformasız birlikler kullanılır.

            Amerikan ordusunun Kasım 2010’da yayınladığı Özel Kuvvetler Konvansiyonel Olmayan Savaş TC 18-01 Raporuna göre konvansiyonel olmayan savaş yedi aşamalıdır. Bunlar; hazırlık, ilk temas, sızma, örgütleme, inşa, konvansiyonel güçlerle birleşecek harekâtlar ve ulusal denetimi ele geçirerek düzenli orduya geçerken var olanı dağıtmak şeklinde sıralanmıştır.”

            Bu yedi aşamanın yedisini de bizim güzel ülkemiz Türkiye’mizde uyguladılar ve çoğunda da başarılı oldular. Biz bu işi ordumuza kadar ilerleteceklerini bilmiyor muyduk? Niye önlem almadık. KANDIRILDIK! Olmaz olamaz, kandırıldıkla ülke yönetilemez. Bahar hanım bunu biliyorsa alacaksın yanına kardeşim…

            Doğumundan Ölümüne ATATÜRK kitabında sayın Cengiz Önal Tarakçıoğlu Atatürk’ü anlatırken, 26 yaşında genç bir adam iken saltanatı kaldırmayı kafasına koymuş, Türk milletini hak ettiği çağdaşlık seviyesine çıkartacak planları yapmış, bu uğurda ölümü bile göze almış, devrimler için en uygun zamanlarını kollamış, 10 sene gibi kısa bir zamanda bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni muhteşem sanayi atağı ile nerelere taşıdığını gözler önüne sermiştir. Sayın Celal Şengör de kitabında, bütün bunları yaparken neleri kullandığını ve Atatürk metodolojisini çok güzel anlatmıştır.

            Milli siyaset güdülmedikçe bu işin altından kalkamayız. Bütün bir yıl boyunca bütün gelirlerimizin yarısını ayırsak ancak dış borçlarımızı ödeyebiliyoruz. Birinci öncelik devlet israfı. Bu israf önlenecek, saraylar, arabalar, telefon faturaları, yemek faturaları… Abdullah Gül neden görev süresi bittiği halde 8 ay boyunca Tarabya Huber Köşkü’nde oturdu, neden hala devletin arabasını, polisini kullanıyor. Bu nasıl bir mantıktır. Belediyelerin fuzuli harcamalarını kısması gerekir.

            Bizim çocukluğumuzda yerli malı haftası kutlanılırdı. Yerli üretim meyveler getirirdik evimizden, annelerimiz yerli üretim basmalardan masa örtüsü dikerlerdi sınıfımız için. Coğrafya derslerinde hangi şehirde ne üretilirdi öğrenirdik. O ürün artık o şehirle anılırdı. Malatya kayısısı, İzmir üzümü, Zonguldak kömürü, Kars kaşarı, Afyon kaymağı, Kayseri pastırması, Nazilli basması, Adana pamuğu, Ezine peyniri, Finike portakalı, Bodrum mandalinası, Ankara keçisi, Merinos koyunu… Her şehirde bir üretim vardı, hayvancılık vardı, tarım vardı. Olmazsa zaten şimdi olduğu gibi dışa bağımlılıktan kurtulamayız.

            Birinci öncelik üretimde, üretim ekonomisi teşvik edilmeli. Sanayi üretiminin yanında teknolojik ürün üretimi gerçekleştirilmeli. Özel sektörün üstlenemeyeceği maliyetlere ulaşan yatırımları devlet eliyle yapmalı. Yer altı kaynaklarımızı düzgün kullanmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Bizim bir nükleer santrale ihtiyacımız yok, bizim güneş panellerine, rüzgar türbinlerine ihtiyacımız var. Bu teknoloji yerli olarak da gerçekleştirilebilir. Savunma sanayi ürünlerinin millileştirilmesi çok önemli bir konudur. Bu yüzdendir ki Genel Kurmay Başkanı milli olmalıdır.

            Küresel elitlerin planlarına karşı bir planımızın olmaması, her gün karşımıza çıkan sorunlar karşısında hep afallamamıza sebep oluyor. Halbuki Reza Zarrab (ya da Rıza Sarraf ) ile iş tutarken sonucunun ne olabileceğini kestiremez misiniz? Bu adamı korumak, ülkeden çıkmamasını sağlamak çok mu zor? Fetö gibi bir tehdidin var olduğu size seneler öncesinden söylendi. Neden tedbir almadınız? İşinize gelmedi. Kullanmaya kalktınız, şimdi sizi kullanıyorlar.

            1961 senesi Nato dosyalarından bir tanesi “Sovyetler Birliği’nin dağılması ile oluşacak Türk tehlikesi ve bu tehlikeyi önleme yolları.” Öngörüye bakar mısınız? 1991’de parçalanan Rusya ile birlikte ortaya çıkan Türk Cumhuriyetlerinden Azerbaycan’a atanan (Mart 1992) Amerikan büyükelçisi neredeyse anadili gibi Türkçe konuşuyordu. Sorulduğunda 7 senedir bu işe hazırlandığını anlatıyordu. İşte strateji budur. Halbuki biz Türk Cumhuriyetleri konusunda ne kadar da geç kaldık.

            Kendi kendine yetebilen bir Türkiye’den saman ithal eden Türkiye… Vah ki ne vah!

            Her yazıdan sonra bir daha ki yazıda devrimleri ve sonuçlarını yazmayı planlıyorum fakat gündem o kadar hızlı değişiyor ki değinmemek ne mümkün. Bizim kurtuluşumuzun Atatürk devrimlerinden geçtiğini anlatacağım diyorum, pat Afrin dosyası açılıyor, olmadı Kerkük, olmadı petrol, o da olmazsa zamlar gündeme geliyor. Ben Erdoğan’ın yanında bilgili bir ekonomist olmadığını zannediyorum. Ya da özellikle batırmak için herhangi bir tedbir uygulamıyorlar.

            İnanmak istiyorum, Tayyip Erdoğan’ın memleketi düşündüğüne, milletin yararına işler yaptığına fakat neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Günümüz siyasetçilerinin, bir proje çerçevesinde Türkiye’yi parçalama senaryosunun birer aktörü olduğunu düşünüyorum. Yurt dışından yapılan tazyiklerin, yapılabilmesi için zemin hazırlayanların yardımıyla yapılabildiğini düşünüyorum. Sürekli kandırılan bir hükümet, hükümet olma ihtimalini hep göz ardı eden, gaz almaya yönelik bir muhalefet, körü körüne alkış tutan insanlar topluluğu.

            Memlekette bilim adına bir tek proje hayata geçirilmiyor. Düşünebiliyor musunuz ÜLKEDE BİLİM YOK! Tıbbi araştırma yok, zirai geliştirme yok, köylerde veteriner yok, üniversitelerimiz içler acısı, derslik var öğrenci yok, öğrenci var öğretmen yok. Çocuklarımızı eğitirken  okuttuğumuz ders kitaplarını hepiniz gördünüz, bilimden, felsefeden, sosyolojiden, psikolojiden uzak, çocukların kafasını İşid zihniyetine yönlendiren kitaplar. Böyle mi kalkınacağız? İlk 10 ekonomi içine böyle mi gireceğiz? Hayal görüyorsunuz.

            Çok ciddi bir Türk Devrimi şarttır. Bilim kurullarını toplayacaksınız, çalıştıracaksınız sonuç çıkartacaksınız ve bir an önce uygulamaya koyacaksınız.

            1924-1929 yılları arasında, Atatürk’ün yönetiminde Türk ekonomisi toplam % 79 büyümüştür. Sonraki yıllarda bütün Dünya’da ortaya çıkan Büyük Buhran zamanında,  1930-1938 yılları arasında Amerika en büyük ekonomik daralmayı yaşarken Türkiye kümülatif olarak % 61 büyümüştür. Amerika’nın bu dönemdeki kümülatif büyümesi sadece % 2’dir. 1923 sonuna kıyasla ekonomimiz % 289 büyümüş, Amerika’da bu oran % 23. Türkiye ekonomisi Büyük Buhran zamanında bile ortalama % 5,9 büyürken, büyüklerimizin teğet geçti dediği kriz günlerinde ekonomimiz % 0 ile yerinde saymıştır.

            Efendim, şartlar aynı değil gibi laflara karnımız tok. Başlangıcı söylüyoruz, tasarruf yapacaksınız! Yaptınız mı? Hayır yapmadınız, aksine harcamayı arttırdınız. İnsanların oturacak evleri yokken, ekmeğe muhtaçken bilmem kaçıncı uçağı aldınız, 78 milyon dolara! Neyinize yetmiyor bir uçak? Cumhurbaşkanlığına kaç araba tahsisli? Korumalar, asker, polis hariç 900 kişi çalışıyor. Başbakanlık emrinde 12 uçak 3 helikopter var. 2015 yılı bakım masrafları 25 milyon 900 bin TL. 2016 bakım masraflarını henüz yazamamışlar!

            Anlatacağız, herkes anlayacak. Küçükten başlayacağız eğitime. Biz Türk milletine güveniyoruz. Birlikte başaracağız.

            Türbülans döneminde, bilinçlenenlerden olup korunmanız dileğiyle…

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Bahar Aşcı
    1 yıl önce
    Kitabıma ve şahsıma yapmış olduğunuz güzel yorumlar için teşekkür ederim. Derdim vatan ve bir şekilde dile getirmek istedim. Çabam bir yerlere ulaşmış, mesud oldum. Kaleminize sağlık.
  • Faruk Nesimi GÖZÜBÜYÜK
    1 yıl önce
    Bahar hanım, böyle bir çalışmayı kitap haline getirip bizim de okumamızı sağladığınız için biz de size teşekkür ediyoruz.

Son Yazılar