ÜLKE NASIL KURTULUR?
  • Reklam
Faruk Gözübüyük

Faruk Gözübüyük

Faruk Gözübüyük

ÜLKE NASIL KURTULUR?

12 Kasım 2017 - 14:40

Sevgili Türk Devrimi okurları, meğer benim de sizlerle dertleşmeye ihtiyacım varmış. Arkadaşlarım bana bu köşeyi teklif ettiklerinde bu kadar keyif alacağımı düşünmemiştim. Okurken düşünmeye, düşünürken üretmeye, üretirken kazanmaya, kazanırken kalkınmaya başlayacağız.

                Türk Milleti; biz ayırmadık kimseyi o etnik öbürü Boşnak diye. Siz ayırdınız bizi. Biz dedik ki Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayan halka Türk denir. Boşnak zannediyor musunuz ki kendini Türk’ten saymaz. Göçe zorlandıkları topraklardan neden kopartıldılar, Boşnak oldukları için mi? Hayır TÜRK oldukları için. Bakmayın siz, biz şuyuz buyuz diyenlere, bu topraklarda yaşıyorsanız Türk’sünüz yada hiçsiniz. Mahmut Esat Bozkurt’un dediği gibi Benim fikrim, kanaatim şudur ki, dost da düşman da bilsin ki, bu memleketin efendisi Türk’tür.”  Cezayirli Fransız olur mu? Cezayir asıllı Fransız olur. Ama sonuçta Fransız’dır ve Fransa kanunlarını benimser, ona göre yaşar. Eğer Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşıyorsanız Türk gibi yaşayacaksınız.

                Türk Dili; Türkiye Cumhuriyetinin dili Türkçedir nokta Bunun tartışılabilecek bir yanı var mı sizce? Dilimizi bizden alamazsınız, hele ki Türkçe Güneş Dili iken… E Türkçe bilmiyorsa ne yapsın? E öğrensin… Yaşlılarla ilgili söylenecek bir söz yok, artık onları eğitemeyiz fakat gençler Türkçeyi okullarda öğrenecekler. Ana dili ne olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşıyorsan Türkçeyi öğreneceksin! Bir Alman Türkiye’de yaşamayı seçmişse Türkçe öğrenecek. Biz her kabile için tercüman mı bulunduracağız? Hem de her kurumda! Dogon kabilesinden geldi, ne yapacağız? Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri Öğretim Görevlisi sayın Doç. Dr. Berdi Sarıyev hocamızın Türkçe ile ilgili çok güzel çalışmaları var. Türkçeyi öğrenmek artık daha kolay.

                Türk Bayrağı; o bayrak ki uğruna binlerce şehit verdiğimiz, her zaman öpüp başımızın üstünde taşıdığımız, şimdi olsa yine uğurunda öleceğimiz şanlı bayrağımız. Yere düşmesine izin vermeyeceğimiz, gururla taşıdığımız, Türk Milletinin yıkılmaz sembolü Ay Yıldızlı bayrağımız. Bayrağımız üzerindeki Ay ve Yıldıza bir çok anlamlar yüklemişler bugüne kadar. Hangisine işte bu desek diğeri darılacak. Bayrağımızı bir bütün olarak düşünün ve kutsiyetinden ödün vermeyin.

                Türkiye Cumhuriyeti; üzerinde yaşadığımız topraklar, bizim vatanımız. “Kim bu vatan uğruna olmaz ki feda; Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ.” Her Türk evladı, genci yaşlısı, vatana zarar geleceğini bilsin göğsünü siper etmekten kaçınmaz. İşte tam da burada, göğsünü siper etmekten kaçınanların Türk olmadığını veya olamadığını anlayacağımız durum hasıl oluyor. Trüküm diyemeyen arkasına bakmadan kaçacaktır. Hiç istemeyiz ama ülke savaşa girmiş olsa, biz diğer vatansızlar gibi sağa sola savrulamayız, vatan savunmasında yerimizi alır gerekirse canımızı veririz.

                Her gün bir olay oluyor veya birisi çıkıp konuşuyor ve gündemimiz belirleniyor. Bu gündemler tamamıyla suni gündemler. Bizim diğer, asıl meseleler ile ilgilenmemizi istemiyorlar. Bir başkasının yaptığını eleştirmek çok kolay, peki daha iyisini yapabiliyor musunuz?

                Yaptığınız işte en iyisi siz misiniz? Eğer sizseniz üzerinize çok büyük bir görev düşüyor. İnsanları eğitmelisiniz. Bilginizi, bilgiyi aktarmalısınız. Yok eğer siz değilseniz, sizden iyi olanları dinlemeli ve öğrenmelisiniz. Daha iyisini nasıl yapacağınızı keşfetmelisiniz. Yaptığınız işte en iyisi siz olmalısınız. Ben yaptığım işte en iyisi miyim? Hayır, peki daha iyisi olabilir miyim? Evet. Bunun içinde gece gündüz okuyor ve öğrendiklerimi size aktarmaya çalışıyorum. Daha iyisini yapacağıma söz veriyorum.

                Sizi bir takım finansal verilerle sıkmak istemiyorum fakat gidişat pek parlak görünmüyor. 80 milyon nüfusu olan bir ülkeyi yönetmek emin olun çok zor. Kanunlarla yönetmelisiniz. Kanunlar herkese eşit mesafede olmalı, adalet herkese eşit dağıtılmalı.

                2017 2. Çeyrek itibariyle Kamu Brüt Dış Borç Stoku 432 milyar 352 milyon Amerikan Doları. Bu ne demek biliyor musunuz. Hükümetin, Belediyelerin, Kamu Bankalarının, KİT’lerin borçları demek. Bu borçların 108 milyar doları kısa vadeli borç. 2016 yılının 4. Çeyreğinde bu borç 404 milyar 460 milyon dolarmış. Altı ay içinde yaklaşık 28 milyar dolar daha borçlanmışız. Ha bir de bu borçların Gayri Safi Milli Hasıla’ya oranı %51,8. Bu da demek oluyor ki gelirlerimizin yarısını ayırsak ancak borçlarımızı ödeyebiliyoruz (Hazine Müsteşarlığı resmi verileridir.) Biz daha denk bütçe yapamadık, gelirlerin yarısını nereye ayıracağız. Denk Bütçe Atatürk zamanındaydı. Cumhuriyetin 10. Yıl kutlamalarındaki afişlerde böyle yazıyordu: “Denk bütçe, düzgün ödeme, işte Cumhuriyet maliyesi...” Peki hayıflanıp oturacak mıyız? Hayır herkes üstüne düşeni yapacak. Çalışacak, üretecek ve borçlarımızı ödeyeceğiz. En çok da okuyacağız.

                Bir ülke düşünün ki yerli tohum kullanması yasak. Bu ne anlama gelir sizce? “Siz üretmeyin biz size veririz.” Aynı Marshall yardımlarında olduğu gibi değil mi? Biz size ne verirsek onu yiyeceksiniz! HAYIR HANIMLAR BEYLER, BU İŞ BÖYLE OLMAZ! Kendi tohumumuzu kendimiz üreteceğiz. Ben inanıyorum ki Türkiye kendi ürettikleriyle üç tane daha Türkiye besler. Kaynaklarımızı har vurup harman savurmayacağız. Hani hep deniyor ya, israf! Özellikle Devlet kademesindeki israfı önleyeceğiz. Mesela bir hükümet düşünün, bakanları var. Başbakan ve beş yardımcısı dahil 27 kişiler. Milli (!) bir başbakan çıkacak diyecek ki, “Ey bakanlarım, hepiniz bütün mal varlığınızdan vazgeçeceksiniz. Biz sizin bütün ihtiyaçlarınızı karşılayacağız. En iyi evde oturtacağız, çocuklarınızı en iyi okullarda okutacağız ve hayatınızı idame ettirecek kadar da harçlık vereceğiz. Bütün benliğimizle millet için çalışacağız” dese ne olur acaba? Kaç tanesi kalır acaba? Ama böyle olmalı, ne diyordu Atatürk milletvekili maaşları sorulduğunda, “Öğretmen maaşlarını geçmesin!”

                Bütün kazanımlarımızı ve değerlerimizi o kadar bozdular ki hangi birini düzelteceğimizi şaşırıyoruz. Ekonomiden başladık oradan devam edelim. Tabii ki üretim milli olmalı, bizim olmalı ki dışa bağımlılığımız azalsın. Özellikle teknolojik ürün üretimine ağırlık vermeliyiz. Aksi taktirde dışa bağımlılığımızı azaltamıyoruz. Milli Silahımız, uçağımız, arabamız tabii ki olmalı. Ama milli olmayanları milli diye yutturmamalıyız. Sevgili Görkem Akçay’ın bu konudaki incelemelerini yakın zamanda burada okuyacaksınız. Çok mu zor, hayır zor değil fakat kaynak lazım. Eğer siz elinizdeki kaynakları başka yerlere, gereksiz işlere harcarsanız bu işler için kaynak bulamaz ve babayiğitler aramaya başlarsınız. Yanınızda sizi destekleyecek, arkanızda duracak milli bir Genel Kurmay Başkanı’na ihtiyacınız var. Ne Amerikancı ne şucu ne bucu, tamamen milli bir Komutan.

                Buğday üretmek, saman üretmek çok mu zor? Neden biz bunları dışarıdan alıyoruz? Dedim ya en iyisini siz mi yapıyorsunuz diye, Atatürk Ruslara fabrikaları inşa ettirirken ödemelerini sebze ve narenciye olarak yapıyordu.

                Bakın, o hükümet bu hükümet önemli değil. Önemli olan bizleriz. Halk olarak biz önemliyiz. Biz ne dersek o olmalı. Bizi yönetecekleri seçerken bunları düşünmeliyiz. En iyisini yapacak olanı seçmeliyiz.

                Bundan sonraki yazılarımızda çözüm önerilerini Atatürk Devrimleri ile birlikte ele alacağız. Atatürk’ün yolu bizim de yolumuzdur.

                Türk Devrimi şarttır. Türk olmayan hiçbir şeyin bu topraklarda yeri yoktur.

                Bilinç seviyenizi yükseltin, sizi kullanmalarına izin vermeyin.


 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar