ATATÜRK'Ü KİMLER SEVMEZ?
  • Reklam
Fatih Gökgöz

Fatih Gökgöz

Fatih Gökgöz

ATATÜRK'Ü KİMLER SEVMEZ?

13 Kasım 2017 - 13:52 - Güncelleme: 10 Ocak 2018 - 21:24

‘’Sevgili Paşa’m,

Cumhuriyetin ilk başbakanı olarak seni düşünüyorum. Dur, hiç itiraz etme. Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın.

Bizi yine büyük bir savaş bekliyor. Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan Baş Delegesi olarak elbette biliyorsun. Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın.

Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim:

Bize geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı. Yoksul bir köylü devletiyiz. Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az. 4.000 km. kadar demiryolu var. Bir metresi bile bizim değil. Üstelik yetersiz. Ülkenin kuzeyini güneyine, batısını doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart. Denizciliğimiz acınacak durumda. Köylümüzü topraklandırmalı, ihtiyacı olan bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız.

Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyetle de insanlıkla da bağdaşmaz. Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız. Her yerde tefeciler halkı eziyor. Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getirtiyoruz. Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor.

Doktor sayımız 337, sağlık memuru 434, ebe sayısı 136. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor. Üç milyon insanımız trahomlu. Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun. Nüfusumuzun yarısı hastadır. Bebek ölüm oranı 60’ı geçiyor. Nüfusun 80’i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun önemli bölümü göçebe.

Telefon, motor, makine yok. Sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz. Kiremidi bile ithal ediyoruz. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir’in bazı semtlerinde var.

Düşmanın yaktığı köy sayısı 830. Yanan bina sayısı 114.408. Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor. Yunanistan’dan gelen göçmen sayısı da 400 bini geçecek. İktisadi hayatımız da, eğitim durumumuz da içler acısı. İktisatçımız da çok az.

Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz. Halkın eğitimi hiç çözülmemiş. Oysa Cumhuriyetin insan malzemesini hazırlamalı, namus cephesini güçlendirmeliyiz.

Kültür eserleri kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediliyor. Raporlarda daha ayrıntılı, daha acı bilgiler var. Bunları Bakanlara ve parti yönetim kuruluna da ver. Genel durumu tam bilsinler.

Bütçemiz, gelirimiz yetersiz. İktisadi çıkmazdan kurtulmak için geliştirdiğim bir düşüncem var. Bu düşünceyi günü gelince konuşuruz. Hedefimiz milli iktisat, bağımsızlığın sürekli olması için iktisadi bağımsızlık temel ilkemiz olmalı. Osmanlı bu gerçeği geç fark etti. Fark ettiği zaman çok geç kalmıştı. Cumhuriyete uygun bir anayasaya gerek var.

Bu zor durumdan nasıl çıkılabileceğini gösteren ne bir örnek var önümüzde, ne de bir deney. Ama yılmamak, ucuz, geçici çarelerle yetinmemek, halkı kurtarmak için sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı, uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, yüzyılımızın düzeyine yetişmek, kısacası çağdaşlaşmak, bu büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız.

Bu ana kadar bu ideali koruyarak geldik. Bundan sonra daha hızlı yürümek zorundayız. Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp bulacağız. Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız. Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu. Bu büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim.

Allah yardımcımız olsun!’’

Gazi Mustafa Kemal

Cumhurbaşkanı

30 Ekim 1923

 

 

 

‘’Ben size hiçbir nas, hiçbir dogma bırakmıyorum. Benim yolumdan gidenler akıl ve bilim yolundan gitmelidir’’  diyen Atatürk’ü, akıl ve bilim yolundan gitmeyenler sevemez.

Türklük bilinci olmayan, akıl ve bilim çizgisinde geleceği öngörüp, tasarlayamayanlar Atatürk’ü sevemez.

Nuri Ulusu  ‘’Atatürk’ün Yanı Başında ‘’ isimli kitabında, Atatürk’ün 5 binin üzerinde kitap biriktirdiğini ve her yeni gelen kitabı masanın üzerine koyduğunu, heyecanla o kitapları incelediğini aktarıyor. Okuma bilinci olmayan, kitaplardan uzak yaşayan, cahilliği kendine kimlik edinmiş kişiler Atatürk’ü sevemez.

Atatürk’e: ‘’Sizin görüşlerinizi doktrin haline getirelim’’ dediklerinde Atatürk şu cevabı veriyor: ‘’O zaman donup kalırız.’’ Atatürk’ü, putlaştıranlar, O’nu dogmatik kalıpların içine sıkıştıranlar Atatürk’ü sevemez.

Kayıtsız-şartsız tam bağımsızlığı, ulusal egemenliği ve hayatın her alanında tam laikliği benimseyemeyenler Atatürk’ü sevemez.

Atatürk, birçok Avrupa Devleti’nden önce kadın kadınlarımıza seçme ve seçilme hakkı vermiştir. İlk eğitim yerinin anne kucağı olduğunu bilmeyen, kadınları ötekileştiren, sıradanlaştıranlar Atatürk’ü sevemez.

Halk, İngilizlerin, Fransızların ve diğer emperyal güçlerin güdümüne girmiş tekke ve zaviyeler üzerinden, uydurma bir din ile kandırılıp, sömürge haline getiriliyordu. Oysa son kutsal kitap Kur’an’da Allah, ‘’Aldatanlar sizi Allah ile aldatmasın’’ buyurmuştu. İnsanları Allah ile aldatanlar, uydurma dinin peşinden koşanlar, bu dünyada yaşayıp kendisini sadece öbür dünyaya adayanlar Atatürk’ü sevemez.

Cumhuriyetin ilanından yanlızca 5 ay sonra 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen Tevhid-i Tedrisat kanunu ile eğitimdeki çarpıklıklar giderilmiş, ülkenin kalkınması eğitimin üzerine temellendirilmiştir. Eğitimin medeniyet olduğunu, gelecek olduğunu, bir milletin var olma unsuru olduğunu bilmeyenler Atatürk’ü sevemez.

Savaş zamanlarında bile kitap okuyup, Türk Tarihi üzerine araştırmalar yapan Atatürk, aradığı gücü atalarının başarılarında ve mirasında bulmuştur. Bu yüzden ‘’Muhtaç olduğunuz kudret damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur’’ diyerek,  Türk gençlerine, tarihimizdeki kudretten güç almayı hedef göstermiştir. Türklük bilincinden uzak, atalarının yaptıklarından habersiz yaşayanlar Atatürk’ü sevemez.

Atatürk’ü sevmek için O’nun kadar okumak lazım ya da O’nu doğru okumak lazım. Atatürk herkes gibi sıradan bir şekilde sevilecek bir insan değildi. O’nu herkes sevemez, sevmesin de zaten. 

Atatürk’ü, Türklük bilincini yakalamış, ulusal bağımsızlıktan hiçbir koşulda taviz vermeyen, akıl ve bilim yolundan giden, hayatın her alanında laikliği benimsemiş, insanları önemseyen ve onlara değer veren, atalarının mirasına sahip çıkan, yüksek tarih bilincine sahip, geleceği öngörebilen kişiler sevebilir. Atatürk’ü sevmek zor iştir. Her beyin ve yürek O’nu sevmeyi kaldıramaz.

Bizler, Atatürk’ün de sevdalısı olduğu Türk Milleti’nin fertleri olarak, atalarımızın bizlere bıraktığı emanetleri sonuna kadar muhafaza edeceğiz. Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi akıl ve bilim yolunda devletimizi uygar medeniyetler seviyesine taşıyacağız. Geleceği inşa edeceğiz.

Damarlarımızda akan asil kanın verdiği güçle tekrar tekrar ‘’NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE’’  nidalarını haykırıyorum. Yok olmaya yüz tutmuş bir millete yeniden millet olabilme bilincini kazandıran ve bizlere bu eşsiz cumhuriyeti armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına rahmet, minnet, şükran ve özlemlerimi sunuyorum.

 

 

İBRETLİK BİR ANI

ATATÜRK ZAMANINDA TORPİL

  Yıl 1934, o dönemde Milli Eğitim Bakanlığı Ulus'tadır. Bakan ise Niğdeli Abidin Özmen’dir. 

  Bakan, makamında çalışmaktadır. Kapı çalınır. Bakanın gür sesi: "Giriniz!" Atatürk'ün yaverlerinden biri, yanında iki çocukla makama girerler. Konuklara yer gösterir ve zarfı açar.          Atatürk'ten gelen bir mektuptur bu: “Bay Abidin ÖZMEN, Milli Eğitim Bakanı..."

   Abidin ÖZMEN zarfı özenle açar ve mektubu dikkatle okur: "Yaver Bey'le, size iki fakir ve kimsesiz çocuk gönderiyorum. Bu çocukları, uygun göreceğiniz, bir liseye (parasız yatılı olarak) kaydını yaptırın..."

    Bu, Atatürk'ün bir emridir. Kesinlikle yerine getirilecektir. Bakan ÖZMEN, Orta Öğretim Genel Müdürünü çağırtır ve şu direktifi verir: "Yaver Bey'in yanındaki bu iki çocuğun evrakını alınız ve bu çocukların Haydarpaşa Lisesi'ne paralı yatılı olarak kaydını yaptırıp her ikisi için de üçer yıllık paralı yatılı makbuzlarının veli ve ödeyen hanesine Atatürk'ün ismini yazdırarak bana getiriniz." der.

   Bakanın emri yerine getirilmiştir. Abidin ÖZMEN de kısa bir mektup yazarak Yaver Bey'le Atatürk'e yollar.

   Mektubun içeriği şöyle: "Muhterem Atatürk, Yaver Bey'le göndermiş olduğunuz iki çocuk hakkında emirlerinizi aldım. Ancak, arkasında Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve Cumhurbaşkanı Atatürk gibi biri bulunduğu için; bu çocuğu fakir ve kimsesiz olarak kabul etmeme, hem yasalarımız, hem de mantığımız izin vermedi. Bu nedenle her iki çocuğun da emirleriniz gereği Haydarpaşa Lisesi'ne paralı yatılı olarak kayıtlarını yaptırdım. Çocukların üçer yıllık okul taksitlerine ait makbuzları ekte takdim ediyorum..."

   Atatürk bu mektup üzerine, devrin Başbakanı İsmet İnönü'ye telefon ederek: "Bak senin Milli Eğitim Bakanın bana ne yaptı." diyerek olayı anlatmış. İnönü, Bakan adına özür dilemiş.

    Atatürk: "Yok! demiş özür dileme. Çok memnun oldum. Keşke her devlet adamı bu medeni cesarete sahip olabilse ve doğruyu gösterebilse."

Tarihi değeri olan ve hiçbir yerde yayımlanmayan bu anının unutulup gitmesine gönlü razı olmayan bakanın yeğeni yüksek mimar H. Rahmi ÖZMEN, 15.08.1985 günü bu mektubu gazeteci yazar Vahap Okay'a iletir. O da 15.09.1985'te gazetesinde yayımlar.

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

1)ZEYBEK,Namık Kemal, Atatürk’ün İzi

2)TARAKÇIOĞLU, Cengiz Önal, Doğumundan Ölümüne Atatürk

3)BUDAK,Feyzullah, Atatürk Gücünü Nereden Alıyordu?

4)ÖZATA, Metin, Atatürk, Bilim ve Üniversite

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar