BİR ZAMANLAR BİZDE ÜRETİYORDUK HEM BİLİM HEM ALİM
  • Reklam
Fatih Gökgöz

Fatih Gökgöz

Fatih Gökgöz

BİR ZAMANLAR BİZDE ÜRETİYORDUK HEM BİLİM HEM ALİM

13 Aralık 2017 - 14:52 - Güncelleme: 13 Aralık 2017 - 14:59

Ağaç yaşken eğilir atasözünü benimsiyorum ve de çok önemsiyorum. Geleceğin teminatı olan, bugün yaşadığımız sorunları gelecekte çözüme kavuşturacak olan çocuklara ne öğretildiği ve çocukların ne öğrendiği çok önemlidir. Çocuklara verilen eğitim en başından itibaren eksik veya yanlış olursa ülkemizin geleceğinden yaratıcı çözümler ve yüksek başarılar beklemek en büyük hayal kırıklığımız olur.

Nereye gideceğinizi bilmiyorsanız herhangi bir yol sizi herhangi bir yere götürecektir. Öncelikle nereye gideceğimize ve nerede olmak istediğimize karar vermeliyiz. Gideceğimiz yol doğrultusunda da çocuklarımıza eğitim vermeliyiz. Hedefi olmayan, kendine bir yol belirlememiş toplumların başarı yakalamalarının imkânı yoktur. İhtiyaçlarımızı üretmeliyiz ve ihtiyaçlarımızı üretecek nesilleri yetiştirmeliyiz. Eğitimi, popüler kültürün bir ürünü olmaktan çıkarıp yaratıcılık ve üretim haline dönüştürmeliyiz.

Üretmeden tüketmek ve sadece tüketerek var olmayı hedeflemek en büyük gaflettir! Bugün çocuklarına verdiği yanlış eğitimden dolayı yetiştirdiği çocuklardan küresel anlamda başarı elde edemeyen ülkemiz, tüketim çılgınlığı neticesinde kaotik ve sancılı süreçler geçirmektedir. Bu süreçlerin yaşanmasının tek bir nedeni vardır; atalarının yakaladığı başarıları yakalayamayıp sadece onların başarılarıyla övünen bir toplum haline gelmemizdir. Bizde bir zamanlar üretirdik; hem bilim hem de alim…

Danimarka’da yayımlanan ve gençler tarafından takip edilen Illustrevet Videnskab adlı bilim dergisinin bir sayısında Dr Lars Due Arnov’un Kur’an Bilimi Kurtardı adlı makalesinde Müslümanların bilime nasıl katkıda bulundukları anlatılmaktadır. Makalenin ilk paragrafında Dr Arnov şunları söylemektedir;‘’ Esasen bugünkü bilimin temelinde İslam bilimi vardır. 1100 yılında Sabit adında Müslüman bir doktor, bir şövalyenin ayağındaki çıbana bakmak üzere Hıristiyan baronun kampına çağrılır. Sabit kendi metotlarıyla yarayı sarar ve hasta tam iyi olmaya başlamışken, bir Fransız doktor çıkagelir, Sabit’i bir kenara iter ve şövalyeye şu soruyu sorar:’’Ne istersin? Bir bacakla yaşamak mı yoksa iki bacakla ölmek mi?’’ Sonra da büyük bir baltayı kaldırıp, şövalyenin bacağına indirir. İlk vuruşta bacak tam olarak kopmaz, ikinci denemede ise paramparça olur ve şövalye o anda can verir.’’ Evet, bilim ve teknolojide bu kadar aydınlanmış bir uygarlıktan, uygarlığımızdan bahsediyor Dr Arnov. Makale şöyle devam ediyor;’’ …Matematikçi el-Harizmi’nin (770–840) ortaya koyduğu sayı sistemi Matematikte yeni bir çağ başlatıyordu. Harizmi’nin matematik alanında neşrettiği küçük bir kitap büyük bir devrim yaptı ve yeni bir dönüşüm başlattı. ‘Hiç’i temsil eden ‘sıfır’ rakamını keşfetmişti. Bu sayı sistemi şimdiye kadar kullanılan tüm sistemlerin en üstünüydü.

…İslam dünyasının en önemli doktorlarından birisi İbni Sina’dır (980–1037). İbni Sina, Bizans, Hindistan, Arap ve diğer Asya milletlerinin tıp bilimini bir araya getiriyor ve daha önemlisi kendi buluşlarını bunlara ekliyordu. İbni Sina tıp biliminin en büyük eserini ‘’el-Kanun fıt-Tıp’’ adıyla yayınladı. Bu kitap 1700 yıllarına kadar Avrupa’daki tüm büyük üniversitelerin temel ders kitabıydı.’’

İbni Sina, Roger Bacon’a (1220-1294) göre’’Filozofların Başkanı ve Prensi’’dir. (1)

Dr Arnov’un belirtmediği bir hususu belirterek bir eksikliği gidermek istiyorum. İbni Sina, Harezmi, Farabi gibi alimler bir çok kaynakta Müslümanlık kimlikleri kadar Türklük kimlikleri de ön plandadır.

Papa III.Calixtus’un Türklerin İstanbul’u fethinin büyük kuyruklu yıldızın görülmesine bağlaması kilisenin o dönemde gök hareketlerine bilimsel gözle bakmadığının göstergesiyken(2),Türkler, Ali Kuşcu gibi gökbilimciler ile o dönemler,büyük rasathanelerde yıldızların hareketlerini inceliyor ve büyük bilim çalışmaları yapılıyordu.

İngiliz tarihçi Toynbee’ye göre ise İbni Haldun’un tarih felsefesini formüle ettiği ‘’Mukaddime ve Dünya Tarihi’’, kendi çeşitleri içinde bugün de dâhil olmak üzere herhangi bir yer ve zamanda dehalarca ortaya konan çeşitli eserlerin şüphesiz ki en büyüğüdür.(3)

Najjar, Dr Sigrid Hunke’nin meşhur kitabı ‘’The Arabic sun reflects on the west’’ kitabından nakille,’’ 600 yıl Latin Avrupa’nın önde gelen üniversitelerinden Paris Tıp Fakültesi’nin yalnızca bir tıp kitabına sahip küçük bir kütüphaneye sahip olduğunu’’yazmaktadır. Bu kitap ‘’Er-Razi’nin El-Havi fi Ettab’’kitabıdır.

Bir övünç kaynağı olan tarihimizi bugünümüze yorumlayıp, günümüz sorunlarını çözümlere kavuşturacak eğitim sistemini oluşturmalıyız. Yazının en başında da belirttiğim gibi ihtiyaçlarımızı üretmeliyiz ve ihtiyaçlarımızı üretecek nesilleri yetiştirmeliyiz. Sık sık tarihiyle övünen millet olarak eğer tarihimize sahip çıkacaksak mikrobu bulan Akşemseddin’e, retina tabakasını bulan İbni Rüşd’e, dünyanın döndüğünü keşfeden Biruni’ye ,trigonometriyi ilk bulan Battani’ye ve dünyaya medeniyeti yeniden arz etmiş olan alimlerimize sahip çıkarak işe başlamalıyız.

Esaret, sadece başka ülkelerin vatan toprağımızı işgal etmesi sonucu ortaya çıkan bir durum değildir; günümüzde esaret, başka ülkelerin üretmiş oldukları mal ve hizmetlere muhtaç olmaktır. Yabancı kaynaklarda da övgü konusu olmuş atalarımızın yaptığını yapıp yeniden dirilişi yaşamalıyız. Bütün bölümler ve bütün eğitim kurumları aynı hedef doğrultusunda çalışmalarını gerçekleştirmelidir.

Çocukların görmüş olduğu her ders, almış olduğu her eğitim Türkiye’nin bugününü ve geleceğini doğrudan etkilemektedir. Üreten tarihini bilmek, atalarının dünyaya medeniyeti yeniden arz ettiği öğrenmek her Türk çocuğuna yeni bir güç olacaktır. Bu doğrultuda yanlı eğitim sistemi bir kenara bırakılıp, bilim ışığında üretimi ve yeniliği hedef alan bir eğitim sistemiyle çocuklarımızı geleceği hazırlamalıyız. Kurtuluş reçetemiz budur!

Günün Hikayesi

   ‘’Bir kartal hikayesi

     Bir rivayete göre; dört tavuk, bir kartal yuvasına gidip bir yumurta çaldılar. Yumurtayı kümese getirdiklerinde, kümeste bulunan diğer tavuklar gördükleri bu yumurtanın çok büyük bir tavuğa ait olduğunu düşündüler. Zaman geçti, yumurtayı getirenler de unuttu, onlar da bu yumurtanın büyük bir tavuğa ait olduğuna inandılar.

    Bir anne bulundu yetim yumurtaya, kuluçka başladı. Kısa bir zaman sonra yumurta kırıldı. İçinden simsiyah kanatlı, ilginç gagalı tuhaf bir tavuk çıktı... Herkes çok mutluydu,böylesini ilk defa görmüşlerdi. Anne tavuk, dersler vermeye başladı yavrusuna: "Bak yavrum, yerden bulduğun böceği şöyle ye! Arpayı, buğdayı böyle yel". Anne tavuk her gün yeni şeyler öğretiyordu yavrusuna. Büyük tavuk annesinin her söylediğini yapıyordu. Tehlikelere karşı nasıl davranacağını da öğretti annesi: "Bak yavrum, eğer kedi buradan gelirse aksi istikamete doğru kaç, şuradan gelirse buraya kaç..."

      Büyük tavuk büyüdükçe güzelleşiyordu. Oldukça uzun kanatları vardı. Ara sıra diğerleri onun kanatlarına bakmak için geliyorlardı...     

      Bir gün anne tavuk yavrusuna havadan gelen tehlikelere karşı kendisini nasıl savunacağını anlatırken büyük tavuğun gözü, gökyüzünden süzülerek korkunç bir ihtişamla geçiş yapan bir başka canlıya ilişti.

Anne bu ne? dedi büyük tavuk.

Ha o mu? O kartal yavrum, kuşların padişahı...

- Ne de güzel uçuyor!

- Evet yavrum! Ama sen sakın ona özenme. Asla onun gibi olamazsın! Sen bir tavuksun. Senden önce baban, deden, amcan, hepsi ona özendi; ama hiçbiri onun gibi uçamadı... Sen bir tavuksun ve bir tavuk gibi yaşamalısın.

     O günden sonra büyük tavuk, ömrü boyunca arka bahçede kartalın ihtişamlı geçişini izleyip iç çekti... Ve her seferinde "Keşke ben de bir kartal olup uçabilseydim!"dedi. Yine bir gün siyah kanatlı büyük tavuk ihtişamlı kartalı izlerken ölüp gitti... Onu bir tavuk gibi defnettiler ki hakikatte ölen bir kartaldı.

     "Bir kartal gibi doğup, bir tavuk gibi yaşayan ve kartallara özenip sonunda bir tavuk gibi ölen binlerce kartal var." ‘’ (4)

 

    Kartal gibi doğuyoruz ve artık tavuk gibi ölüp gitmelere son vermeliyiz.

 

                    KAYNAKÇA

1- DEREKÖY, Sefa, RÖNESANS ASLINDA BİR REENDÜLÜSANS MI ? , s. 150

2- Age, 145

3- Age, 152

4- DEMİRKIRAN, Erdal, BEN DÜNYANIN EN AKILLI İNSANIYIM, s.13-14

 

                                                                                                     

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar