DİN'SİZ MİSİNİZ?
  • Reklam
  • Reklam
  • Reklam
Fatih Gökgöz

Fatih Gökgöz

Fatih Gökgöz

DİN'SİZ MİSİNİZ?

04 Ağustos 2018 - 13:25

İlk olarak fitilinin 17 Aralık 2010 yılında Muhammed Buazizi adında bir sokak satıcısının canına kıymasıyla başlayan Yasemin Devrimi’nin başlattığı Arap Baharı’yla Kuzey Afrika ve Ortadoğu sarsılıyordu. 1987’den beri Tunus’u yöneten Zeynel Abidin Bin Ali 14 Ocak 2011’de istifa etti. Yaklaşık 30 yıldır Mısır’ı denetimi altında yöneten Hüsnü Mübarek 11 Şubat 2011’de devrildi.  Bu ülkelerdeki hoşnutsuzluğun kökeni yoksulluğa dayanıyordu. Ortalama bir Mısır yurttaşının gelir düzeyi, ortalama bir Birleşik Devletler yurttaşının gelir düzeyinin yaklaşık  %12’si kadar ve yaşam süresi de 10 yıl daha az. Nüfusun %20 ise yoksulluk içinde. (1)

Kahire’deki bir reklam ajansında çalışan 24 yaşındaki Noha Hamed, Tahrir meydanındaki protestolar sırasında görüşlerini açıkça ortaya koyuyordu: “Yozlaşma, baskı ve kötü eğitimden mustaribiz. Değişmek zorunda olan yozlaşmış bir sistemde yaşıyoruz.” Meydandaki bir başka protestocu, 20 yaşındaki eczacılık öğrencisi Mosaab El Shami de onunla aynı fikirdeydi: “Umarım yılsonuna kadar seçimle gelen bir hükümetimiz olur, evrensel hak ve özgürlükler yürürlüğe konur ve ülkeyi saran yozlaşmaya son veririz.” (2)

Evrensel hak ve özgürlükleri kendi içinde benimseyememiş, eğitimi hayatın temel lokomotifi haline getirememiş ülkelerin tamamı yoksulluk, yolsuzluk, açlık ve savaş gibi birçok kötü olayla aynı andan mücadele etmek zorunda kalıyor. Siyaseti ve ekonomik kuruluşları birkaç elit grubun garantörü haline getiren ülkelerin tamamı bugün varlık mücadelesi veriyor. Aslında dönüp dolaşıp bütün dünya Başbuğ Atatürk’ün söylemlerine geliyor: “Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.”

Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinin yaşadıklarından dersler çıkarmalıyız. Lidere tabiiyet kültürünün benimseyen ve değişen dünya koşullarına değişmez sanılan dini yorumlarla müdahale etmeye çalışan ülkelerin yaşadıkları tüm dünyaya ders olmalıdır.

Bugün Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerini felakete götüren olayların Türkiye’de de cereyan ettiğini gördüğümde içten içe kahroluyorum.

Ahiret hayatı yüceltilirken insanca dünyada yaşamak yerle bir ediliyor. Din adı altında Arap gelenekleri yüceltilirken akıl her gün devre dışı bırakılıyor. Üniversitelerde, sokakta, bürokraside ve neredeyse hayatın her alanında hurafeler almış başını gidiyor. Yanmaz kefen satan zihniyet itibar sahibi yapılırken bilim her geçen gün itibarsızlaştırılıyor. Kadınlar her geçen gün daha da aşağılanıyor. Şort giyen bir kadının otobüse binmesine engel olmadığı için sakallı bir adam şoförün ve kadının üzerine yürüyebiliyor. Sokaklarda çağın çok gerisinde kalmış cübbeli, sarıklı liseli çocuklar geziyor. Mantık önemsizleşirken, hislere, duygulara hitap eden konuşmalar ülkeye yön veriyor. Fen liseleri itibarını kaybederken ülkenin en itibarlı okulları imam hatip okulları yapılıyor. Bir lokma bir hırka masalıyla pasifleştirilen halk şatafat içinde yaşayanlara tek bir söz edemiyor. 10 defa Hacca giden birisi, bir kerede öğrenci okutayım demiyor. Atalarının başarılarıyla övünüp kendisi ortaya bir şey koyamayan nesiller yetişiyor. Sorgulamayı, eleştirmeyi, akletmeyi değil; biat etmeyi, kabul etmeyi, susmayı kendine kimlik edinmiş insanlar makam sahibi yapılıyor.

Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerini bataklığa sürükleyen bu olaylar Türkiye’de gözler önünde oluyor ve ülke olarak bunlara sadece seyirci kalınıyor! Tahrir meydanındaki 24 yaşındaki genç “Yozlaşma, baskı ve kötü eğitimden mustaribiz. Değişmek zorunda olan yozlaşmış bir sistemde yaşıyoruz” demişti. Birileri çıkıp Türkiye’de yozlaşmanın ve baskının olmadığını, çağın bilincinde bir eğitim sistemimiz olduğunu söyleyebilir mi?

İster kabul görsün ister kabul görmesin ortada bir gerçek var: Yavaş yavaş Mısırlılaşıyoruz, Tunuslulaşıyoruz..! Türklük bilinciyle ve bilim bilinciyle Türkiye’ye çağın bilinci yakalatılmazsa Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinin yaşadıklarını yaşayacağız. Bunu bilmek için müneccim olmaya gerek yok, her şey gözlerimizin önünde yaşanıyor!

Mesela üniversitelerde bir araştırma yapılsın. Akademisyenlerin ve öğrencilerin yüzde kaçı geleceğe umutla bakıyor çok merak ediyorum? En son hangi üniversitemizden dünyaca ünlü, saygınlığı dünya tarafından kabul görmüş bir bilim insanı çıkardık? Aziz Sancar’ı bile ABD olmasa tanıyamayacaktık! Soruyorum size, tarihiyle övünen bu ülkede İbni Sina tıbbı üzerine uzman kaç tane eğitimcimiz vardır? Ben size söyleyim; 2013 yılında İbni Sina tıbbını anlatacak tek bir tane akademisyen bulunamadı koskoca Türkiye’de! İbni Sina’nın tıbbını anlatmak üzere İsrail’de sadece Tel Aviv Üniversitesi’nde 4 eğitimci bulundu!

Türkiye’de lâfzî düzeyde her şey konuşuluyor ama icraata geldiğinde tabiri caizse tık yok! Düşünün, tarihiyle en fazla övünün milletlerin başında geliyoruz ama tarihimizin en önemli isimlerinden biri olan İbni Sina’nın tıbbını bilen, İbni Sina tıbbı üzerine çalışan bir tek akademisyenimiz yok!

Çocuklarımız şatafatlı okul binalarının içinde okul binaları kadar gösterişe sahip olmayan bir eğitim sisteminin içinde yetişiyor. Her PISA sonucunda hüsran yaşıyoruz, her liseye ve üniversiteye giriş sınav sonuçlarında hüsran yaşıyoruz.

Türkiye, gelişmiş ülkelerin dikkatle takip ettiği PISA Testi’ne 2003 yılından beri katılıyor. Her 3 yılda bir yapılan PISA Testi’nde Türkiye en vahim sonucu son açıklanan 2015 sonuçlarında aldı. 2015 PISA sonuçlarında Türkiye 70 ülke içinde fende 52, matematikte 49, okuduğunu anlamada ise 50.sırada yer aldı. PISA yetkilileri bas bas bağırdılar; İmam hatip okulları ve niteliksiz meslek liselerinin Türkiye’nin eğitim puanını düşürdüğünü defalarca dile getirdiler. Yetkililer kulak asmadı bu söylemlere!

Çocuklarımızın aldığı felaket sonuçlar ortada ama bu sonuçlar çocukların suçu değil. İlk suçlu, akşam eve geldiğinde kitap okuyup, çocuğuyla gerekli iletişimi kurmak yerine, yorgunluk bahanesiyle televizyon karşısında sızan anne-babalardır. Diğer suçlu ise çocukları çağın bilincine uygun yetiştirmekten aciz kalan yöneticilerdir!

Ailelerin üzerine düşeni yapmadığı, yöneticilerin üzerine düşeni yapmadığı ve haliyle çocukların da üzerine düşeni yapmağı garip bir eğitim sistemi var ortada! Tüm bunlara rağmen 23 Eylül 2017 yılında AKP’nin Eskişehir’de düzenlemiş olduğu kongrede konuşan dönemin Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın “Eğitimde çağ atlattık” söylemini hayretler içinde okumuştum ve ardında Bakan’ın PISA sonuçlarından habersiz olduğunu düşündüm.

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın “Eğitimde çağ attık” söyleminden yalnızca 2 ay sonra PISA Direktörü Andreas Schleicher Gazete Habertürk'ten Nalan Koçak'a konuştu. PISA Direktörü ezberde iyi ama yaratıcılıkta kötü olduğumuzu ve Türk eğitim sisteminin çağa ayak uyduramadığını dile getirdi. Daha birçok uyarısıyla birlikte geleceği inşa edecek eğitim sisteminin de şifrelerini beraberinde verdi. (3)

Peki tüm bu söylemlere ne kadar kulak asıldı dersiniz? Açıkça söylüyorum, maalesef hiç kulak asılmamış!

Liseyi bitirip üniversiteye girmek isteyen çocuklarımızın girdiği bir sınav var: Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı (YKS). 2015 PISA sonuçlarından sonra yetkililerin eğitim alanında yaptıkları uyarıların hiç dinlemediği YKS sonuçlarından sonra ortaya çıktı. Evet, YKS sonuçları çocuklarımıza çağın bilincine uygun eğitim verilmediğini tabiri caizse kabak gibi ortaya koydu!

YKS, Temel Yeterlilik (TYT) ve Alan Yeterlilik (AYT) olmak üzerine iki bölüme ayrılıyor. TYT’de Türkçe, Temel Matematik, Fen Bilimleri ve Sosyal Bilimler derslerinden oluşmaktadır. AYT ise Türk Dili Edebiyatı, Tatih1–2, Coğrafya 1–2, Felsefe, Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji, Almanca, Arapça, Fransızca, İngilizce ve Rusça derslerinden oluşmaktadır.

2 milyon 260 bin 273 öğrenci adayının girdiği TYT ve AYT sınavlarında yaklaşık olarak 1 milyon öğrenci 180 barajının altında kaldı! Evet evet yanlış okumadınız! Yaklaşık olarak tam 1 milyon öğrenci 180 barajının altında kaldı!

Peki vahim durum sadece bununla mı ibaret?

TYT’de;

Türkçe 40 soruda ortalama 16.179, 

Temel Matematik 40 soruda ortalama 5.642,

Fen Bilimlerinde 20 soruda ortalama 2.828,

Sosyal Bilimlerde 40 soruda ortalama 6.003 olmuştur!

 

AYT’de;

Türk Dili Edebiyatı 24 soruda ortalama 4.743,

Tarih–1  10 soruda ortalama 1.617,

Coğrafya–1 6 soruda ortalama 2.271,

Tarih–2 11 soruda ortalama 1.465,

Coğrafya–2 11 soruda ortalama 2.856,

Felsefe 12 soruda ortalama 2.017,

Matematik 40 soruda ortalama 3.923,

Kimya 14 soruda ortalama 1.109,

Biyoloji 13 soruda ortalama 1.669,

Fizik 14 soruda ortalama 0.467,

İngilizce 80 soruda ortalama 24,

Arapça 80 soruda ortalama 11,

Rusça 80 soruda ortalama 27,

Fransızca 80 soruda ortalama 29,

Almanca 80 soruda ortalama 31 olmuştur! (4)

 

Yaklaşık olarak 1 milyon öğrencimizi 180 barajın altında bırakan, Türkçe de bile ortalamanın yüzde 50’yi bulmadığı bir sisteme Milli Eğitim sistemi diyoruz!

Bu sonuçlar birden ortaya çıkmadı. Dindar nesil yetiştirme çabasında olanların üreten nesil yetiştirme çabasında olmamalarının çıktısıdır bu sonuçlar. Bu sonuçlar, yaratılan olumsuz sebeplerin sonuçlarıdır. 2003 yılından beri PISA’nın önemini bilen, öngörü sahibi eğitimcilerimiz, Türk eğitim sisteminin çağın çok gerisinde olduğu yönünde uyarılar yapıyor. PISA 2015’te de, YKS 2018’de de kötü sonuçları alan çocuklar 2003 yılında daha ilkokul çağındaydılar. Şayet o dönemler yapılan uyarılar dikkate alınsaydı ne PISA 2015’te ne de YKS 2018’de bu vahim tablolarla karşı karşıya kalmazdık!

Şimdi yazımı okuyan herkesin aklına sesleniyorum: Bu başarısız sonuçları alan çocuklar yarınların yetişkin bireyleri olacaklar. Matematik’te, Fen Bilimleri’nde bu kadar başarısız olan çocukların gelecek dönemlerde Türkiye’nin refah seviyesini yükseltmeleri mümkün mü? APPLE gibi BMW gibi Facebook gibi marka değerleri yaratmaları mümkün mü? Türkiye’nin sorunlarına çözüm üretmeleri mümkün mü?

Tekrar ediyorum, bu sonuçların alınmasında bilinçsiz aile bireylerinin ve çağın gerekliliklerini anlayamamış yöneticilerin büyük payı var.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2018 yılı bütçesi 92,5 milyar TL olarak belirlendi. Bakanlık bütçesi içinde DİN ÖĞRENİMİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’nün payında gerçekleşen %68’lik artış dikkat çekti. Dini eğitim için belirlenen 6,7 milyar TL’lik bütçenin 6,6 milyar TL’si İmam Hatip okulları için kullanılması belirlendi.

Milli Eğitim Bakanlığı’na ayrılan bütçenin %80’ini personel giderleri başta olmak üzere zorunlu giderler oluşturmaktadır. Rakamsal olarak ifade etmek gerekirse, Bakanlık bütçesi olarak belirlenen 92,5 milyar TL’lik bütçenin yaklaşık olarak 75 milyar TL’si eğitim dışı zorunlu giderlere harcanacaktır. Yani eğitim için 17,5 milyar TL’lik bir bütçe ayrılmıştır. Eğitim için ayrılan 17,5 milyar TL’lik bütçenin içinde İmam Hatip Okullarına ayrılan pay yaklaşık olarak %38!

2020 yılına kadar ise inşaatı devam eden İmam Hatip Liselerine 2 milyar 770 milyon TL para harcanması öngörülürken, Anadolu Liselerine 2 milyar 451 milyon TL, Fen Liselerine 207 milyon TL para harcanması öngörülüyor.

Ayrıca 2018 yılında üniversitelere ayrılan 27 milyar 761 milyon TL bütçenin %65’inin eğitim dışı personel giderlerine harcandığını düşünürsek, eğitim için harcanacak olan 9 milyar 761 milyon TL içinden gene %38’lik bir payın din eğitimi adı altında İlahiyat Fakültelerine ayrıldığını tahmin edelim. %38’lik bir payın din eğitimi adı altında İlahiyat Fakültelerine ayrılması demek,  9 milyar 761 milyon TL’lik eğitim bütçesinin 3,8 milyar TL’lik kısmının İlahiyat Fakültelerine ayrılması demektir.

Yani, eğitim bütçemizden ortalama olarak 10,2 milyar TL din eğitimi adı altında personele dağıtılmaktadır!

Geçmişten bugüne kadar aldığımız bütün başarısız sonuçlar gözümüzün önünde dururken, PISA direktörü başta olmak üzere birçok eğitimcinin uyarıları gözümüzün önünde dururken, bizi her geçen gün daha aşağıya çeken imam hatip okullarına bütçe yağdırmanın, din eğitimi adı altında paranın hiç edilmesinin anlamını anlayan varsa lütfen anlatsın! Dine eğitimine harcanan paranın yarısı AR-GE’ye ayrılırken, bu duruma hiç ses çıkarmayanların nasıl bir psikolojide olduğunu anlayan varsa lütfen anlatsın!

Gerçi sınav sonuçlarına baktığımızda sadece imam hatip okullarına ayrılan bütçenin değil neredeyse eğitim bütçesinin genelinin hiç edildiği başarısız sınav tablolarıyla ortaya çıkıyor!

Tekrar yazımın başına dönmek istiyorum: Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde yaşananlardan çıkaracağımız önemli ve vahim dersler var. Değişen dünya koşullarına değişmez sanılan dini yorumlarla müdahale etmeye çalışmak ülkemizi felakete götürür. Bilimi susturup hurafeleri konuşturmak ülkemizi felakete götürür. Sokaklarda cübbeli, sarıklı gezen çocukların sayısını arttırmakla hiçbir yere varamayız. İktidarın derhal bu durumlara müdahale etmesi gerekiyor. Bu zihniyet bizi Ortaçağ Avrupa bataklığına götürecektir. Eğitimden ve bilimden uzaklaştıkça gideceğimiz tek yer Ortadoğu ülkelerinin yaşadıklarıdır, Ortaçağ Avrupa karanlığıdır!

Eğitime, AR-GE’ye yatırımları arttırmadıkça kaybımız tahmin ettiğimizden daha büyük olacak.

Twitter’da gündemi takip ederken BNN Bloomberg’te sabah programı sunucusu Jon Erlichman’ın bir twitini gördüğümde eğitimin ve AR-GE’nin nasıl bir güç olduğunu bir kere daha anladım. Twit şuydu;

BAZI MARKALARIN SAAT BAŞI KAZANÇLARI

  • APPLE: 30,5 milyon Dolar
  • Amazon: 24 milyon Dolar
  • Google: 14,5 milyon Dolar
  • Microsoft: 12,5 Milyon Dolar
  • Facebook: 5,5 milyon Dolar

 

Bırakın saatlik kazancı, yıllık kazancı yukarıdaki şirketlerin saatlik kazancı kadar olan şirketlerimiz var mı? Peki bu zihniyeti değiştirmeden şirketlerimizin saatlik, günlük, haftalık, aylık ve yıllık kazançlarını arttırma şansımız var mı?

Bilim insanlarının sesi çıkmıyor. Ortaya bir şey koyma çabasında olan bilim insanlarımızı teker teker beyin göçü veriyoruz. Başarılı öğrencilerimizin ilk tercihleri ülkemiz olmuyor. Avrupa’ya, Amerika’ya kaçmanın yolunu arıyorlar.

Önümüzdeki tablo hiç iyi durmuyor. Ortadoğulu ülkeler gibi olma yolunda hızla ilerliyoruz. Sadece dini konular üzerinden ülkenin şekil alması sağlanıyor. İsminin başına Şeyh, Şıh, efendi unvanlarını koyanların dünya görüşleri din diyerek anlatılıyor. Bu görüşlerin itibar kazanması ülkemize her geçen gün daha büyük zararlar veriyor

Türkiye’nin kendini yetiştirmiş, aydınlanmış, sorunlara çözüm arayan insanlara ihtiyacı var. Bakın Alman Filozof Kant aydınlanmayı nasıl tanımlıyor: “Aydınlanma, insanın kendi hatasıyla düştüğü reşit olmama durumundan kurtulmasıdır. Reşit olmayış, kendi aklını başkasının yardımı olmadan kullanamayıştır”

Başkasının aklı olmadan kendi aklını kullanamayan insanların sayısını çoğaltmak daha büyük felaketlere gebe kalmamıza sebep olacaktır.

Var olan tüm problemlerimizi ortak akıl ile aşabiliriz ama yaşanan olaylar insanlarımızın umutlarını kaybetmelerine sebep oluyor. Evet, her problemi ortak akıl ile aşabiliriz ancak umutları kaybolan insanların umutlarını yeşertmek hiç de kolay bir iş değildir.

Bu yüzden bırakalım dini söylemleri. Her insan inandığı dinin temsilcisi olsun ve din, Yaratan ile kul arasında bir gönül bağı olarak kalsın. Televizyonlarda dini tartışmalar yapılmasın. Din üzerinden insanlar ayrıştırılmasın.

Bilime ve geleceğin teknolojilerine sıkı sıkıya sarılalım. Bilgi çağının tüketici toplumu değil üretici toplumu olmak için gerekli çalışmaları başlatalım. STK’ların ve halkında ortak edileceği büyük bir kalkınma seferberliği başlatmalıyız. Yerli malı kavramını yeniden canlandırıp hem iç piyasaya hem de uluslararası piyasalara kendi mallarımızla girmeliyiz. Tarım ürünleri ihraç ederek kalkınma yakalamamız mümkün değil. İleri teknoloji ürünleri üretmeliyiz. TL’nin uluslararası piyasalarda itibarı olan para birimleri içine sokabilmemizin yolu budur.

Dindar nesil yetiştirme çabasından vazgeçilmelidir. Dinin temsilcisi birileri oldukça dinsiz nesil oranında hızlı bir artış yaşanmaktadır. Din’siz olmayın. Üretim deyince, bilim deyince, bilgi deyince, milli bilinç deyince akla gelen ilk ülke biz olalım.

Bunun adımlarını atmak inanın hiç zor değil. Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcut!

KAYNAKÇA

  1. ACEMOĞLU, Daron, ROBİNSON, James A., Ulusların Düşüşü, s.11
  2. A.g.e 12
  3. https://www.haberturk.com/pisa-direktoru-andreas-schleicher-ogrettikleriniz-artik-gereksiz-1711035
  4. http://www.egitimajansi.com/haber/lgs-gibi-universite-sinav-sonuclari-da-tam-bir-felaket-haberi-66099h.html

 

 

  

 

 

 

 

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Ahmet kaya
    2 ay önce
    Üşenmeden okudum imam hatip yoğunluğu konusunda doğru sözlerin de var ama do***dırıp eğitimin tüm sorunlarını buraya bağlamak diğer problemleri görmezden gelmen? art niyet yoktur umarım. Bu gün tokat fen lisesinden özel bir liseye öğrenci kaydını almak için gittik. Kimdir nedir niye ayrılıyor demeden dilekçeyi kabul ettiler ben mesleki teknik lisede öğretmenim biz öğrenci kıymetlidir düşüncesiyle yapışırız bırakmayız adamlardaki rahatlığa bak. hem de öğrenci belli bi kapasitenin üzerindeki öğrenci...

Son Yazılar