İSLAM DÜNYASI NEDEN GERİ KALDI?
  • Reklam
  • Reklam
  • Reklam
Fatih Gökgöz

Fatih Gökgöz

Fatih Gökgöz

İSLAM DÜNYASI NEDEN GERİ KALDI?

30 Eylül 2018 - 10:17 - Güncelleme: 01 Ekim 2018 - 00:49

Sorgulamanın ve kuşkunun olmadığı yerde itaat başlar. İtaat kültürünü benimseyen toplumlar, çağın bilincini yakalayan toplumların kölesi olurlar.

Bugün İslam ülkeleri denildiğinde ilk olarak; yaptıkları ibadetlere göre bir birini yargılayan, kafir ilan eden ya da birbirine Müslümanlık taslayan insan topluluğunun yaşadığı ülkeler aklıma geliyor. Aklıma gelen bir başka tanım ise; adaletsizliklere, zulümlere, akıtılan kanlara sessiz kalıp, Allah ile kul arasında bir gönül bağı olan ibadetler söz konusu olduğunda ortalığın karıştığı ülkeler aklıma geliyor.

Soru sormayan ülkeler başarılı olamaz. Doğru soruları sormayan ülkeler de başarılı olamaz. Sorunların etrafında kadın-erkek birlikte sorunun çözümü için kenetlenmeyen ülkeler hiç başarılı olamaz.

Gelin İslam ülkelerinin soramadığı soruları kendimize soralım ve bu sorular vasıtasıyla Müslüman dünyasının hastalığına teşhis koymaya çalışalım. Müslüman dünyasının neden geri kaldığını birlikte tartışalım.

1.İslam ülkelerinin geneli neden dünyanın en fakir ülkeleri arasında yer almaktadır? Neden dünya kalkınmış ve çağın bilincine ulaşmış bir tek İslam ülkesi yok?

2.İslam ülkelerinde yaşayan halkın eğitim seviyesi neden dünya eğitim seviyesi en düşük olan milletler arasındadır?

3.İslam ülkelerinde neden bilim gelişmiyor ve bilim adamı yetiştiremiyor? İslam ülkeleri neden dünyaya teknoloji ve bilim alanlarında katkı sunamıyor?

4.İslam ülkeleri neden bağımsızlıklarını kaybedip Batı devletleri tarafından yönetilen, sömürülen ve aynı zamanda onlar tarafından korunmaya muhtaç bir duruma düştü?

5.İslam ülkelerinde neden insan hakları ihlalleri oldukça çok? Temel insan hak ve hürriyetleri neden İslam ülkelerinde kısıtlı? İslam ülkelerinde neden kendilerine özeleştiri yapacakları bir ortam oluşmadı?

6.Batı modern yaşama kolay adapte olurken, Müslümanlar neden çoğunlukta geleneksel yaşam biçimlerine bağlı kalarak, geçmişe ve içine dönük yaşıyor?

7.İslam ülkeleri neden kötü gidişlerin nedenlerini etraflıca araştırıp ortaya koyamıyor ve sorunlarına kalıcı çözümler üretemiyor?

8.İslam ülkelerinde neden kadınlar bir obje olarak görülüyor? İslam ülkelerin neden kadın erkek eşitliği konusunda bir uçurum var? (1)

Aslında sorduğum bu soruların hepsinin kestirmeden ilk cevabı şudur: İslam ülkeleri ne zaman ki bir zihniyet değişimiyle yaşadıkları her sorunu, çözüm aramak yerine Allah’a havale etmeye başladılar işte o zaman bugünkü geri kalmışlığı yaşamaya başladılar. İslam ülkeleri ne zaman çağın bilincinden, akıl ve bilim çizgisinden uzak yaşamaya başladılar işte o zaman köle olamaya, sömürge olmaya başladılar.

Cehaletin tahsil yaptığı ülkelerde yaşanması doğal olan bütün olaylar bugün İslam ülkelerinde yaşamaktadır. Terör, savaş, ekonomik krizler, hastalıklar, yoksulluklar, yolsuzluklar…

2015 yılında George Washington Üniversitesi’nde iki Müslüman profesör Scheherazade S. Rehman ve Hossein Askari tarafından yapılan ve 153 ülkeyi kapsayan “İSLAMİLİK ENDEKSİ” İslam ülkelerindeki acı tabloyu net bir şekilde ortaya koydu. Yukarıda sorduğum sorular cesur bir şekilde İslam ülkelerinde sorulmadığı için, itaat kültürü beraberinde köleliği getirdiği için yapılan bu İSLAMİLİK ENDEKSİ’NDE İslam ülkeleri sınıfta kaldı.

Öncelikle bu endeks hangi kriterler çerçevesinde yapıldı onu belirtelim ardından İslam ülkelerinin İSLAMİLİK ENDEKSİ’NDEKİ yerine hep birlikte bakalım.

Yapılan bu endeks aşağıda belirtilen 12 kriter çerçevesinde incelenmiştir;

1. Toplumun tüm üyelerine eşit iktisadi fırsatlar,

2. İktisadi adalet,

3. Sözleşmelerin ve mülkiyet haklarının korunması,

4. Çalışmak isteyen herkese istihdam imkânlarının oluşturulması,

5. Eğitim imkânlarının eşit sağlanması,

6. Yoksulluğun önlenmesi ve temel ihtiyaçların karşılanması (gıda, yiyecek, elbise, sağlık gibi),

7. Vergilerin toplumun diğer ihtiyaçları için kullanılması,

8.Tabii kaynakların toplumun bugünkü ve gelecekteki üyeleri düşünülerek yönetilmesi,

9. Yolsuzluğun önlenmesi,

10. Destekleyici bir finansal sistem oluşturulması,

11. Faizin kaldırılması da dahil finansal temaüller,

12. Devlet yapısının bu ihtiyaçları karşılayacak verimlilik ve etkinlikte olması.

Çalışmaya dâhil olan İslam ülkeleri ise;

  1. İslam'ı devletin resmi dini olarak kabul eden ülkeler,
  2. İslam'ı devletin ana dini olarak kabul eden ülkeler,
  3. Dikkate değer bir Müslüman nüfusa sahip olan ülkeler ile
  4. Kendilerini ‘İslam Cumhuriyeti' olarak ilan eden ülkeler şeklinde kategorileştirilmiştir.

Gelelim İSLAMİLİK ENDEKSİ’NİN sonuçlarına: 2015 yılında yapılan İSLAMİLİK ENDEKSİ sonuçlarına göre ilk 30 sırada hiçbir İslam ülkesi yer almamıştır. İslam ülkeleri Kur’an’da yazan evrensel kriterler çerçevesinde yapılan endekste sınıfta kalmıştır!

Yapılan İSLAMİLİK ENDENKSİ’nin ilk 15 sırasında İslam’a ve Müslümanlara karşı iyi niyet ve düşünce beslemeyen ülkeler yer almıştır.

Yapılan bu endekste ilk 50 ülke içinde yalnızca 4 İslam ülkesi yer almıştır. Katar 39.sırada, BAE 40.sırada, Malezya 43.sırada (Malezya nüfusunun yaklaşık olarak yarısı Müslüman’dır. Diğer yarısı başka dinlere mensuptur) ve Kuveyt 46.sırada yer alarak ilk 50 ülke içinde yer alan İslam ülkeleri olmuştur. İmam Hatip Liselerinde, İlahiyat Fakültelerinde ve cami sayısında hızlı artışlar yaşadığımız ülkemiz, yapılan bu endekste 65.sırada yer almıştır.

Çalışmayı yapan akademisyenlerden Prof. Hossein Askari şu sözleriyle İslam ülkelerinin yalnızca ibadet yaparak Müslüman olamayacaklarını açıkça belirtmiştir;

“Eğer bir ülke ya da toplum, seçimle gelmeyen baskıcı ve adaletsiz yöneticiler tarafından yönetiliyorsa, insanlar kanun önünde eşit değillerse, din dahil hiçbir konuda düşünce özgürlüğü yoksa, bazıları fakirlik çekerken, diğerleri lüks içinde yaşıyorsa, sorunların çözümünde diyalog ve uzlaşma yerine baskı ve şiddet uygulanıyorsa ve adaletsiz uygulamalar yaygınsa burada hiçbir şekilde İslam ülkesi olamaz.” (2)

Antropolog Nader görünmezliğin, zihinlerin sömürülmesiyle başladığını söylüyor. Bu tanım bugün aynen İslam ülkelerini tanımlamak içinde kullanılabilir.

Eğitimsizlikle, adaletsiz uygulamalarla, gelir dağılımında yaşanan adaletsizliklerle, hukuksuzlukla, özgürlüklerin kısıtlanmasıyla, insanların temel hak ve ihtiyaçlarının kısıtlanmasıyla zihinleri sömürgeleşen İslam ülkeleri, kendi kurtuluşları hakkında bir tek soru bile soramadıkları için hem yöneticilerinin hem de çağın bilincine varan ülkelerin sömürgesi durumdalar.

Söz gelimi, 57 İslam ülkesinin GSMH’ya oranla yıllık AR-GE harcamaları ortalama %0,81 iken, bu oran İslam ülkelerinin en büyük düşmanı olan ABD için %2,09,  İsrail için %4,4’tür.

55 İslam ülkesinin yapmış olduğu ileri teknoloji ihracatının yıllık ortalaması toplamda 12,5 milyar dolarken (3), bu kazanç Dünya Bankası verilerine göre Çin için 560 milyar dolar, Güney Kore için 130,5 milyar dolar,  Hindistan için 16,7 milyar dolardır.

İslamilik Endeksini bir taraf koyarsak, sadece AR-GE harcamalarına ayrılan paya ve yüksek teknoloji ihracatına bakarak yorum yaparsak, İslam ülkelerinin bazı gelişmiş ülkelerin kölesi olarak yaşamaları tesadüf mü?

İslam ülkelerinde FARZ denildiğinde eğitim, adalet, eşitlik, özgürlük gibi evrensel geçerliliği olan ilkeler akıllara gelmediği sürece, dünyanın sömürge devletleri olmaya devam edeceklerdir.

Bir şey nitelikli akıllara ve insan doğasına aykırı değilse, o şeyin dine aykırı olduğunu iddia etmek insan doğasına aykırıdır. İslam ülkelerinin İSLAMİLİK Endeksinde bile sınıfta kalmalarının, bilim ve teknoloji üretememelerinin, hala çağı yakalayamamaların en büyük sebeplerinden biri de, “İSLAM BENİM ÇİZDİĞİM SINIRLAR DIŞINDA TARTIŞILAMAZ” görüşünün İslam ülkelerinde hakim olmasıdır.

İslam’ın yalnızca yüzlerce yıl öncesinde yapılan yorumlara sıkıştırılması, İslam ülkelerini bugünkü geri kalmışlık noktasına getirmiştir. Estetikten, eğitimden, felsefeden, güvenden, bilimden, teknolojiden uzak, sömürge bir İslam medeniyeti inşa edilmiştir.

7.yy alimlerinden Semerkantlı filozof, astronom ve matematikçi Esiruddin Ebheri, Kaf Suresi’nin 6.ayetini tefsirini yaparken, öğrencilerine Batlamyus’un astronomi kitabını okuturmuş. Bunu hoş görmeyen kaba softalardan biri: “Müslüman çocuklara neden bunu okutuyorsun” deyince Ebheri: “Yerleri, gökleri, yıldızları, bitkileri ne güzel yattığımızı görmüyorlar mı?, ayetinin tefsirini yaptırıyorum” diye cevap vermiş.(4)

İslam dinine yaklaşımdaki şu estetiği, şu zarafeti görüyor musunuz? Bu yaklaşımda yakalanan estetik ve zarafet eksikliğinden ötürü İslam ülkeleri sömürge devletler olmuşlardır.

Dinlerin bir dili varsa şayet bu akıl dilidir, ahlak dilidir, hoşgörü dilidir, güven dilidir. Bugün İslam ülkelerinde bir taraftan Allahu ekber diyerek namaz kılarken bir taraftan da Allahu ekber diyerek insanların canlarına kastediliyorsa, İslam dünyasının bu dilleri unutmasından dolayıdır. Estetikten, bilimden, hoşgörüden uzaklaşmalarından dolayıdır.

“İSLAM BENİM ÇİZDİĞİM SINIRLAR DIŞINDA TARTIŞILAMAZ” görüşü İslam dünyasında büyük bozulmalara neden oldu. İslam barış derken; İslamcılık çatışma dedi. İslam dürüstlük derken; İslamcılık her yol mübah dedi. İslam liyakat derken; İslamcılık benim adamım dedi. Tüm bu söylediklerimi topladığınızda İslam dünyasında eğitimsizlik, adaletsizlik, eşitsizlik, tahammülsüzlük, kutuplaşma her geçen gün arttı.(5)

“İSLAM BENİM ÇİZDİĞİM SINIRLAR DIŞINDA TARTIŞILAMAZ” görüşünün hâkimiyetiyle birlikte İslam, Arap gelenekleri haline geldi. İslam dünyasına ve İslam’ı benimseyen ülkelere de bu gelenekler hâkim oldu. Bir başka açıdan bakarsak olaylara, İslam dünyasını batıran en etkin sebeplerin başında Arap gelenekleri gelmektedir.

Söz gelimi, Yolsuzlukla mücadelede dünyanın önde gelen sivil toplum kuruluşlarından olan ve 118 ülkede faaliyet gösteren Uluslararası Şeffaflık Örgütü (TI), 1995'ten bu yana her yıl yayınladığı Yolsuzluk Algı Endeksi'nin 2017 sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Açıklanan rakamlar yolsuzluk sıralamasında nüfusunun büyük bölümünü Müslümanların oluşturduğu ülkelerin son sıralarda yer aldığını gösterdi.

Yolsuzluk endeksini ilk okuduğunda aklıma Amin Maalouf şu sözü gelmişti: “Bir dinleri olduğu için ahlaka ihtiyacı olmamış gibi yaşıyorlar.”

Şimdi kendimize soralım: Arap gelenekleri İslam diye yaşayan, yolsuzluğun dibine batmış Müslümanlar mı cennete gidecek, yoksa insanların hayatına eğitimle, bilimle dokunmaya çalışan Alman bilim insanı mı, İsveç bilim insanı mı gidecek? Bu soruyu sizlerin vicdanına teslim ettim.

Lois Nizer “Gerçek din, ilan ettiğimiz inancımız değil, sürdürdüğümüz hayatımızdır” diyor. İslam ülkeleri Müslüman olduklarını iddia ediyor ancak yaşamlarına bunu yansıtamıyor.

Son bir örnek daha verip konuyu bağlayalım.

Forbes’ın açıkladığı dünyanın en değerli markalar listesinin 2016 verilerine göre;

APPLE’ın piyasa değeri 586 milyar dolarken, Birleşik Arap Emirlikleri’nin 2016 yılında yarattığı GSYH 348,7 milyar dolardır. Birleşik Arap Emirlikleri, ABD’nin bir şirketi olan APPLE’ın piyasa değeri kadar olamamıştır.

Alphanet ve Microsoft’un piyasa değerleri toplamda 907.1 milyar dolarken, Suudi Arabistan’ın 2016 yılında yarattığı GSYH 639,62 milyar dolardır. Suudi Arabistan’ın GSMH değeri, ABD’nin 2 şirketinin 2/3’si kadardır.

Türkiye’nin 2016 yılında yarattı 850 milyar dolarlık GSMH değeri, dünyanın en değerli 2 şirketi olan APPLE ve Alphanet’in piyasa değerlerinin toplamının altında kalmaktadır! Dünyanın en değerli iki şirketi 1 trilyon 586 milyar dolarlık piyasa değerine sahipken, Türkiye yalnızca 850 milyar dolarlık GSMH oluşturabilmiştir!

İslam ülkelerinin de insanlığın da kurtuluşu, bilimin vicdanlı ellerde gelişmesini sağlamaktan geçmektedir. Hangi milletten, hangi dinden, hangi mezhepten, hangi dünya görüşünden olursanız olun; Akıldan, bilimden ve çağın gerekliliklerinden yana olmayan herkes kaybedecektir.

İslam dünyası artık bir tercih yapmak durumundadır.

Ya, “Matematik; sayılar, geometri ve astronomi ile ilişkilidir. Bu bilimin dinsel işlerle olumlu olumsuz hiçbir ilgisi yoktur… Matematikle çok fazla meşgul olanları engellemek gerekir. Çünkü bu bilimin dinle hiçbir ilgisi yoktur, felsefeyle ilgisi bulunur. Başlangıç olduğundan felsefenin kötülüğü ona (matematiğe) da geçer. Bu bilimle uğraşıp dinden çıkmayan çok azdır” diyen Gazali’nin görüşünü benimseyip daha da dibe batacaklar. (6)

Ya da, “Matematik bilen bir müftü veya kadı ile bilmeyenin hükümleri arasında büyük fark vardır; Matematik ve astronomi bilmemek yüzünden Kur’an yanlış tefsir edilmektedir… Manevi kudretleri maddi şekilde tasavvur edip  ‘kerametlerden’ söz etmek tamamen yanlıştır” diyen Katip Çelebi’nin görüşlerini benimseyip, akıl ve bilim yolunda yol alıp, çağın bilincini yakalayacaklar. (7)

KAYNAKÇA

1-TOKALAK,İsmail, İslam Ülkeleri Neden Geri Kaldı?, GÜLERBOY Yayınevi, s.16

2-SUCU, Ayşe, Siyasal İslam’ın Gerçekleri, HALK KİTAPEVİ, s.8

3-https://www.dunya.com/kose-yazisi/islam-isbirligi-teskilati-uyelerinin-dunya-ekonomisindeki-yeri/364066

4- SUCU, Ayşe, Siyasal İslam’ın Gerçekleri, HALK KİTAPEVİ, s.73

5-GÜLTEKİN, Levent, Şatafatlı Mağlubiyet, Doğan Kitapevi, s.15

6- TOKALAK,İsmail, İslam Ülkeleri Neden Geri Kaldı?, GÜLERBOY Yayınevi, s232

7-A.g.e  s.223

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar