MİLLİ EĞİTİM!
  • Reklam
Fatih Gökgöz

Fatih Gökgöz

Fatih Gökgöz

MİLLİ EĞİTİM!

23 Ocak 2018 - 15:01

Evren ve akıl o kadar uyum içinde yaratılmıştır ki, akla uygun olan evrene aykırı olamaz, evrende yaratılan akla ters gelemez. Evrenin ve aklın uyumunu anlayabilmek için de aklımızı bilim ışığı ile aydınlatmaktan başka çaremiz yoktur. Aklın aydınlanabilmesinin tek yolu da eğitimden geçmektedir.

Eğitim, insanları diğer canlılardan ayıran aklın aktif bir şekilde işlevini sürdürebilmesinin tek yoludur.

Bütün dünyada eğitim, kişilerin ve toplumların huzur, refah, kazanç ve mutluluklarını arttırmak için verilir. Uygulanabilir alanlardaki eksiklikler giderilerek, uluslararası ortamda söz sahibi olmak için eğitim, geleceğini planlayan ülkeler için her zaman önem arz etmiştir. Kendini köleleştirmiş, elini dünya işlerinden çekmiş ve güçlü ülkelere tam anlamıyla teslim olmuş ülkeler içinse eğitim hiç önemsenmemiştir.

Özellikle 1946 yılında Amerika’da kurulan bir düşünce kuruluşu olan RAND gibi düşünce kuruluşlarının gelişmesiyle birlikle dünyada eğitimin ve düşüncenin önemi her zamankinden daha fazla artmıştır. Her alandan, kendi alanlarında uzmanların bir araya gelerek oluşturdukları düşünce kuruluşları bugün dünyaya yön veren en önemli yapılardır.

Amerika ve Avrupa 1946 yılından itibaren kendi geleceklerini eğitimin ve düşüncenin üzerine inşa ederken biz, 27 Aralık 1949 tarihinde imzalanan Fulbright Anlaşması ile eğitim sistemimizi ABD’ye teslim ettik. 1923-1938 yılları arasında yakaladığımız başarılarımızın tamamını 1949 yılında maalesef kapitalizmin merkezi olan ABD’ye teslim ettik. Bu anlaşmayla birlikte verilen eğitimler sonucunda neyi neden yaptığını bilmeyen bir insan topluluğu meydana getirildi.

Yukarıda da belirttiğim gibi eğitim, uygulanabilir alanlardaki eksiklikleri giderip uluslararası ortamda söz sahibi olmak için verilir. Türkiye’de ise eksikliklerimizin ve problemlerimizin yıllar itibariyle katlanarak artması, eğitimin aslında eksiklikler ve problemler üzerinden değil de rant ve popülarite üzerinden verildiğinin en büyük göstergesidir. Amerika, Türk eğitim sistemini, Türkiye’den yetişecek olan donanımlı insanların önünü kesmek ve herkesi sistemin adamı yapmak için ele geçirmiştir.

Bir bilim yuvası olması gereken üniversiteler dini ve siyasi kurumların arka bahçesi haline gelmiştir. Gelişmiş ülkelerde üniversitelerin her biri bir düşünce kuruluşu, bir bilim yuvası iken Türkiye’de üniversiteler gençlerin oyalandığı, vakit geçirdiği sıradan bir ortam haline gelmiştir. Gelişmiş ülkelerin üniversitelerinin laboratuvarlarında dünyada var olan eksiklikler üzerine çalışılırken, Türkiye’de akademisyenler hakemli dergilerde makaleler yayımlama telaşına düşürülmüş, öğrenciler ise KPSS, ALES, YDS gibi tüm öğrencileri tek bir kalıbın içine sokan, öğrencileri amiyane tabirle yarış atı durumuna düşüren ve gençlerimizi gerçeklerimizden uzaklaştıran sınavların telaşı içinde yaşamaktadır. Ne var olan sorun üzerine çalışmak ne de gündem üzerine konuşmak bizim üniversitelerimizin amacı değildir. Kitaplarda var olan bilgileri tahtaya yazmaya ve sonrasında onları defter sayfalarına geçirmeye eğitim sistemi diyoruz. Kitap satırlarını ezberlemenin adı eğitim sistemi olmamalıdır.

Tarihimize tapmak yerine ders çıkarmayı bilseydik belki de bugün bilimin merkezinde yaşayan insanlar bizim insanlarımız olacaktı. Osmanlı’da 1575 yılında kurulan ve yüksek bilime kapı açacak olan rasathane(gözlemevi), 1579 yılında dine aykırılık iddiasıyla ve tüm yaşanan olumsuzlukların rasathaneye bağlanması sonucunda şeyhülislamın çıkarmış olduğu fetva ile yıkılmıştır. Osmanlı’da yıkılan rasathaneden tam 96 yıl sonra 1675 yılında İngiltere’nin Greenwich kasabasında kurulan rasathane bugün dünyanın bilimde merkezi olmuştur. Osmanlı’da kurulan ilk rasathaneyle bilim zihniyeti eğitim yolu ile halka verilmiş olsaydı bugün bilim merkezi de bizim topraklarımız olurdu.

Eğitimi ve bilimi günah diyerek göz ardı eden atalarımıza bulaşan bu hastalık bugün bize de bulaşmış ki, Türkiye’de ihtiyaçlar hiyerarşisinde kitap okumak 235. sırada yer alıyor.  OECD tarafından hazırlanan ve 38 ülkenin eğitim durumunu ölçen ‘’Tek Bakışta Eğitim’’ raporunda ise Türkiye, 38 ülke içinde 34. Sırada yer alıyor.

Katip Çelebi 17.yy’dan günümüze seslenerek:’’Matematik bilen bir müftü veya kadı ile bilmeyenin hükümleri arasında büyük fark vardır; matematik ve astronomi bilmemek yüzünden Kur’an yanlış tefsir edilmektedir… Manevi kuvvetleri maddi tasavvur edip ‘keramet’ten etmek tamamen yanıştır’’(1) diyerek aslında eğitimsiz, sorgulamadan hayata bakmanın bizleri her zaman yanlış kararlar almaya sevk edeceğini de açıkça söylemiştir.

İnsanları sistemin adamı yapan, tek bir kalıbın içinden insan yetiştiren ve her şeyden de önemlisi var olan problemlerin üzerine gitmeyen ezberci eğitim sisteminden ve Fulbright Anlaşması’ndan vazgeçmediğimiz sürece eğitimi sistemleştirmiş toplumlara kölelik yapmaktan başka şansımız kalmayacaktır. Gücünü Tanrı’dan aldığını iddia eden hurafecilerin yerini gücünü bilimden alan öğreticilerimiz almadığı sürece umutsuzluk, acı, gözyaşı hep bizimle olacaktır. O halde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği şu cümleyi rehber alarak geleceğimizi planlamalıyız: ’’Bir ulusun asker ordusu ne kadar güçlü olursa olsun, kazandığı zafer ne kadar yüce olursa olsun, bir ulus ilim ordusuna sahip değilse, savaş meydanlarında kazanılmış zaferlerin sonu olacaktır. Bu nedenle bir an önce büyük, mükemmel bir ilim ordusuna sahip olma zorunluluğu vardır.’’

Kazanılacak olan tüm büyük zaferleri Türkiye’nin potansiyel gücü olan gençler ve onları yetiştiren öğreticiler el ele kazanacaktır.

GÜNÜN SÖZÜ

Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

KAYNAKÇA

TOKALAK,İsmail, İslam Ülkeleri Neden Geri Kaldı?, s.223

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar