TÜRKİYE'DE DİN PROBLEMİ
  • Reklam
Fatih Gökgöz

Fatih Gökgöz

Fatih Gökgöz

TÜRKİYE'DE DİN PROBLEMİ

03 Aralık 2017 - 13:29

Yalnızca sen Müslüman değilsin! Din, senin babanın tapulu malı değil! Dini sadece senin taptığın şeyh, şıh, efendi, hazret anlamıyor! Okuduğun hikaye dolu kitaplar dinin içeriğini anlatmıyor! Başına taktığın sarık, üzerine giydiğin cübbe seni Müslüman yapmıyor! Kürsüye çıkıp kadınları aşağılaman, senden olmayanları kafir ilan etmen seni alim yapmıyor!

WIN/Gallup adlı uluslararası araştırma şirketi 2016 yılına ait dini eğilimler araştırmasını yayınladı. Türkiye’de araştırmaya katılan %74’lük kesimin %6’sı ne dinlere ne de yaratıcıya inanmazken, %12’si yaratıcıya inandığını söyleyip dinlere inanmadığını dile getirdi. Yani araştırmaya katılanların %6’sı ateist, %12’si ise deist olduğunu dile getirmiştir.

Bu yıl Ramazan Ayı’nda 10 kişiden fazla insana ‘’Neden Müslümansın? Ben senin dininden biri olmasaydım bana İslam’ı nasıl anlatırdın?’’ diye sorduğumda, ne niye Müslüman olduğunu anlatabildi ne de İslam’ı anlatabildi. Görülüyor ki, Müslüman’ım diyen kişilerinde 2/3’si neden Müslüman olduğunu bilmiyor.

Kendi inançlarını din diye insanların önüne sunanlar, dini anlamdan ziyade sembollere, şekillere sokanlar yüzünden, Türkiye’de bilinçli bir azınlık dışında kimse, neye inandığını bilmiyor. Ateistlerin, deistlerin ve neye inandığını bilmeyenlerin bugünkü halinden, kendini dindar zannedip, kürsülerden kendi görüşlerini din diye anlatanlar sorumludur.

Yıllardır insanları Allah ile aldatıyorlar. Allah ile aldattıkları yetmiyormuş gibi bir de Allah’ı korkutucu bir varlık gibi gösterip, insanlara Allah’ı sevdirmek yerine Allah ile korkuttular. Allah’ı sevilecek bir varlık gibi değil korkutucu bir varlık gibi insanlara aktardılar.

Türkiye’de resmi rakamlara göre, 17 milyon 319 bin öğrenciye toplamda 62 bin 250 okul düşmektedir. GEO’lu besinlerin ana vatanı haline gelen ülkemizde yaklaşık olarak 80 milyon vatandaşımıza sadece 1533 yataklı hastane düşmektedir. ( Eğitim ve sağlık bir ülkenin emniyet sibobudur.)

Bu veriler de dikkate alındığında son 10 yılda cami sayımız 9 bin artarak 87 bin 381 camiye ulaşılmıştır. Aynı şekilde cemaat ve tarikatlara bağlı Kur’an kursları haricinde resmi rakamlara göre Diyanet’e bağlı 10 bin 021 Kur’an kursu vardır. Tüm bu din kurumları artışına rağmen inançsızlık yaklaşık %20’lere ulaşmış, inançsız kesimin dışında neye inandığını bilmeyenlerin sayısı %40’lara yükselmiştir. Bu tek bir şeyin kanıtıdır: Bunların anlattıkları din bir inanca değil inançsızlığa davettir!

İslam’ın sözde alt grubu olduğunu iddia eden her tarikata, cemaate, mezhebe bol miktarda cami ve Kur’an kursu düşmektedir. Bu grupların kendi paylarına düşen cami ve Kur’an kurslarında yaptıkları tek faaliyet, karşı kesimin kafiri insanlar yetiştirmektir.

Kendi inançlarını din olarak anlatan herkes, din adına Türkiye’de yaşanan her türlü felaketin ve olumsuzluğun sorumlusudur. Tüm bunların yanında cami ve Kur’an kursularının sayısı artarken, ahlaksızlığın, yoksulluğun, yolsuzluğun, eşitsizliğin artması da sorgulanması gereken ayrı bir konudur. Acı ama gerçek, ibadethaneler yaratılanların, yaratıcıyla bütünleştiği bir mekân olmaktan çıkartılıp, inançsızlığın ve kendi görüşlerini din diye yayanların mekanları haline gelmiştir.

En büyük tehlike, hiçbir şeye inanmayan ve körü körüne inancı peşinde koşan insandır. İki durumda da bir şeye itaat söz konudur. Aklın devre dışı kaldığı her kişi başlı başına bir tehlike arz etmektedir. Gelecekte FETÖ ve IŞİD başta olmak üzere, dini kullanarak terör eylemleri yapan örgütlerin yıkıcı sonuçlarıyla karşılaşmamak için, başta yöneticilerimiz olmak üzere tüm herkes liyakat hususuna dayanarak iş yapmalıdır. Allah’ın adını veya dini kullanarak iş yapmaya devam edilirse, büyük yıkıcı sonuçlarla karşılaşmamız içten bile olmayacaktır. İnançlı olmak suçların ve suçluların aklanacağı anlamına gelmemelidir.

Aklı başında akademisyenlerin ve kanaat önderlerinin bir araya gelmesiyle din problemine kalıcı bir çözüm ortaya konulmadığı sürece de bir çıkış yolunun olduğunu düşünmüyorum.

 

GÜNÜN HİKAYESİ

MÜSLÜMANLIK ELBİSESİ (1)

Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a gelerek kanadını bir dervişin kırdığını söyler. Hz. Süleyman dervişi huzuruna çağırtır ve sorar,’’Bu kuş senden şikayetçi, neden kanadını kırdın?’’

Derviş kendini şöyle savunur:

‘’Sultanım ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı.’’ Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner:

‘’Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Sen hakkını savunabilirdin. Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikayet ediyorsun.’’

Kuşun kendisini savunması Hz. Süleyman’ı da şaşırtır: ‘’Efendim, ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah’tan korkar diye düşündüm ve kaçmadım.’’

Hz. Süleyman bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister. ‘’Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın’’ diye emreder. Ancak bu emre kuş itiraz eder: ‘’Efendim sakın böyle bir şey yapmayın’’ diyerek öne atılır. ‘’Neden?’’ diye sorar Hz. Süleyman. Kuş nedenini şöyle açıklar: ‘’Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar. Siz en iyisi bunun üzerindeki derviş elbisesini çıkartın! Çıkartın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın.

 

KAYNAKÇA

  1. SUCU, Ayşe, SİYASAL İSLAMIN GERÇEKLERİ, s.102

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar