ATATÜRK VE İTTİHAT-TERAKKİ ( 1 )
  • Reklam
Feyzullah Budak

Feyzullah Budak

Feyzullah Budak

ATATÜRK VE İTTİHAT-TERAKKİ ( 1 )

03 Ocak 2018 - 14:19

Atatürk ve İttihat-Terakki Hareketi arasındaki ilişki konusu, günümüze kadar hep insanların mensup oldukları fikri kampın gereği sayarak tarihe değişik açılardan bakmaları sebebiyle birbirinden farklı yorumlar şeklinde karşımıza çıkmıştır. Halbuki konuyla alakalı tarihi bilgiler, kaynaklar ve veriler böyle bir çelişkiye meydan vermeyecek kadar nettir.

İttihat ve Terakki Hareketinin nasıl bir ortamda ve ne amaçla ortaya çıktığı, bu amaç için neler yaptığı ve Mustafa Kemal’in aynı konuda ne durumda olduğuna kısa bir bakış meselenin net bir şekilde ortaya çıkmasına yetecektir.

Bilindiği üzere Sultan II. Abdulhamid 1876 yılında tahta çıkınca aynı yıl kabul ve ilan ettiği bir Anayasa ile tarihimizde ilk defa meşrutiyet yönetimine geçildi. Gerçi bu gelişme yaygın bir şekilde millet tabanındaki taleplerden ve bu taleplere dayalı oluşumlardan değil, seçkin bir zümrenin Padişah’a telkinleri sonucu bizatihi Padişah’ın karar ve ilanıyla meydana gelmiştir ama yine de Anadolu coğrafyasında Selçuklu-Osmanlı çizgisinde yaklaşık olarak 8 asırlık mutlak sultanlık geleneğinden sonra ulaşılan meşrutiyet yönetimi toplumda yeni umutlar doğmasına yetmiştir. Çünkü artık tarihimizde ilk defa olmak üzere ülkede bir millet meclisi vardır ve ilk defa insan hakları konusu yasayla düzene konulmuştur. Ayrıca sadece bir Anayasa ortaya konulmakla kalınmayıp, aynı zamanda bu Anayasa’ya paralel bir şekilde doğrudan Padişah’ın teşvik ve desteği ile toplumda bazı modernleşmeler yaşanmaya, bu cümleden olmak üzere ülkede ilk defa batı tarzı modern eğitim veren okullar yaygınlaşmaya başlamıştır.

Ancak bundan kısa süre sonra 1877 Osmanlı-Rus Savaşında yaşanan kayıpların hesabı Meclis tarafından irdelenmeye, Padişah’tan ve Hükümetinden bu konuda hesap sorulmaya başlanınca Padişah, yapmaya niyetlendiklerinden tümüyle vazgeçip, Millet Meclisini 13 Şubat 1878 de kapatarak milletvekillerini dağıtmış, böylelikle Anayasayı resmen lağvetmemiş olsa da fiilen uygulamadan kaldırmıştır. Sonraki dönemde Meclisin yeniden toplanması ve meşrutiyet yönetiminin yeniden canlandırılması yönündeki çabaları da sürgün ve idamlarla bastırıp, mutlak sultanlık yönetimine kesin bir dönüş yapmıştır.

İttihat ve terakki Hareketinin oluşması ve gelişmesi işte bu tarihi olaylara dayanmaktadır. 1876 Anayasası ile modernleşme, insan hakları ve daha geniş toplumsal özgürlükler yönünde umutları yeşeren aydın kesim, iki yıl sonra Meclisin feshedilmesi ve Anayasa’nın rafa kaldırılması üzerine, tarihimizde en fazla yaklaşılmış olan bu insanlık değerlerinin temelli kaybedilmemesi için aktive olmuşlardır. Aslında böyle bir aydın hareketi Sultan II. Abdulhamid dönemimden önce de vardır. Avrupa uluslarının kendilerine verdiği “Jön Türkler” adıyla anılan bir aydın grup aslında 1800’lü yılların başlarından itibaren ama özellikle 1828 yılından sonra toplumdaki geri kalmışlığı ve kötü gidişi eleştirip, daha fazla özgürlük, modernleşme ve insan hakları talepleriyle ortaya çıkıp, bu taleplerini edebi bir akım haline de gelerek geliştirmişlerdir. Bu anlamda onları tarihimizdeki ilk “meşrutiyet” ve hatta “cumhuriyet” talepçileri olarak da anabiliriz.

İttihat ve Terakki Hareketi işte böyle bir tarihi zemine oturmakta ve böyle bir tarihi süreçten beslenmektedir. Ama 1876 – 1878 döneminde yaşanan kısa meşrutiyet denemesi, bahse konu

aydın kesimin bu zeminde ilerlemeye, özgürlüğe ve insan haklarına dair talep ve ümitlerini daha da fazla geliştirmelerine ve dolayısıyla bu değerlere Padişah tarafından vurulan yıkıcı darbeye karşı daha keskin bir tavır alarak bu değerleri koruyup, yeniden ihya edip, hayata geçirmek amacıyla daha sonra açık ve legal bir siyasi partiye dönüşecek olan gizli İttihat ve Terakki Cemiyetini kurmaya karar verdiler.

1889’da İstanbul’da Askeri Tıbbiye öğrencileri tarafından “İttihat-ı Osmani” (Osmanlı Birliği) adıyla kurulan cemiyet, genç kurucularının imkanları ve toplumdaki konumları itibariyle ilk yıllarda önemli bir tesir ortaya koyamamakla birlikte, 1896 yılından itibaren cemiyetin yönetim kadrolarına nüfuz sahibi ve tanınmış simaların getirilmesinden sonra özellikle aydınlar arasında taraftar kazanmaya başladı. 1909 – 1913 dönemi İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin iktidar olmamakla birlikte her hükümete birkaç Bakan sokarak hükümetler üzerinde etkili olduğu, 1913 – 1918 dönemi ise doğrudan hükümet olduğu dönemdir.

 

(Devam edecek)

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar