GİTTİKÇE SEVİYE DÜŞÜYOR
  • Reklam
  • Reklam
  • Reklam
Feyzullah Budak

Feyzullah Budak

Feyzullah Budak

GİTTİKÇE SEVİYE DÜŞÜYOR

10 Ekim 2018 - 23:07

Adam, Türkiye Cumhuriyeti gibi koskoca bir devletin en yüksek makamında, toplumun her ferdini temsil etmesi gereken bir sorumluluk konumunda oturuyor. Ama şu yaptığına bakın! Partisinin Kızılcahamam kampında kürsüye çıkmış, elinde İsmet İnönü’nün çok eskilerde kalan bir resmi var. Bu resimde İsmet İnönü, resmi bir ziyarette veya resmi bir ziyaretçiyi karşılama töreninde bulunuyor ve elinde Türkiye’nin ve ABD’nin küçük birer bayrağını bir arada sallıyor. Olaya ait diğer tüm fotoğraf karelerinde Amerikan ve Türk bayrakları bir arada görünüyor. Sadece bu fotoğrafta rüzgarın etkisiyle Türkiye Cumhuriyeti Bayrağı, taşıyıcı küçük çubuğun etrafına sarılarak net şekilde görünemez hale gelmiş (ama resme dikkatle bakarsanız Türk Bayrağının da elinde olduğunu ve taşıyıcı çubuğa dolanmış olduğunu görüyorsunuz) ve ABD bayrağı ise daha net bir şekilde görünüyor. Adam işte bu resmi göstererek konuşuyor: “Elindeki bayrak, dikkat edin, Türk Bayrağı değil, elindeki bayrak Amerika Bayrağı, bunlar işte budur” diyor.

Halbuki bu tür resmi ziyaretlerde Devlet Başkanlarının eline her iki devletin bayraklarının verildiği biliniyor ve birazcık arşiv taraması yapsanız kendisinin de bu türden pek çok fotoğrafı  olduğunu görürsünüz. Hatta kendisinin elinde Kürdistan bayrağının olduğu resimlere bile ulaşmanız mümkün. Ama ne gam! Bütün bunları bile bile o düzeydeki adam belden aşağı vurarak, halkı kandırmayı, rakibini yıpratarak kendi partisine puan kazanmayı amaçlıyor. Türk siyasetinde zaman zaman seviye düşüşleri olmuştur. Ama böylesine utanç verici bir düzeye de hiç düşülmemişti.

İnsanın aklına ister istemez benzer bir konuda rahmetli Süleyman Demirel’in yıllar önce sergilediği incelik geliyor. Yani hepinizin bildiği şu malum konu: Sayın Demirel’e bir gazeteci soruyor;

“Efendim, İsmet İnönü ile aranızda bir sorun mu var?”.

Bu soruya Sayın Demirel’in verdiği cevap tam bir centilmenlik örneği;

“İnönü, arkasına Kurtuluş Savaşını almış bir kahramandır. Ben kimim ki onunla sorunum olsun. Yok böyle bir şey”… Evet, bu da bir siyasi tavır, yukarıda bahsettiğim olay da… Her ikisi arasındaki fark ise bu konuda nereden nereye geldiğimizin resmidir!

Herkes biliyor ki; bu satırların yazarı ne CHP’lidir ve ne de İnönü’cüdür. Dolayısıyla şu an benim yaptığım CHP’yi veya İsmet İnönü’yü savunmak değil, vicdanımın sesini yükseltmektir. Evet, vicdan denen bir şey yok mu? Bu aldatma amaçlı mesajın muhatabı biz değil miyiz ve sığır yerine konulmaya hiç bir itirazımız olmayacak mı?

Aynı toplantıda adam, “Yapılacak mahalli seçimlerde sandıktan çıkanların terör örgütüyle bağlantısını görürsek, derhal oraya kayyum tayin ederiz, hiç kimse seçim kazandım diye başkan olacağını zannetmesin” diyor. Şu lafa bir bakar mısınız Allah aşkına! Şu lafın neresinden tutalım ki, neresi elimizde kalmasın? Kardeşim; bu seçime katılacak adaylar başvuruda bulunmayacaklar mı? Başvuru belgeleri Yüksek Seçim Kurulu’na gelmeyecek mi? Ve bu devleti sen yönetmiyor musun? Böyle bir niyetin ve kararın varsa neden adamın sandıktan çıkmasını bekliyorsun? Terörle bağlantılı olduğunu bildiğin adamı seçime sokup, halkın desteğini de arkasına koyarak onu daha meşhur ve meşru hale getirdikten sonra görevden almanın akılla açıklanabilir yanı var mı? Dolayısıyla daha adaylık başvurusu sürecinde gereken yasal işlemi yapsana! Yoksa Demokrasi sadece senin seçilmeni temin ettiği zaman mı demokrasi vasfına ulaşmış oluyor?

Ayrıca “terör örgütüyle bağlantısını görürsek” ne demek? Bu tür kararlar senin izlenimlerine dayanarak mı veriliyor? Peki, başka birileri de seni FETÖ terör örgütüyle bağlantılı görüyorsa ne olacak? Yok eğer bu konuda kesinleşmiş yargı kararları varsa, bu durum zaten adaylık için engel değil mi? Tepeden tırnağa kadar, akıl almaz ve  utanç verici bir durum…

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Yusuf Öztaş
    1 hafta önce
    Allah, zihnini açık kalemini güçlü kılsın değerli abiciğim.

Son Yazılar