KAZAKİSTAN'IN BÖLGE VE DÜNYA BARIŞINA KATKILARI (4)
  • Reklam
  • Reklam
  • Reklam
Feyzullah Budak

Feyzullah Budak

Feyzullah Budak

KAZAKİSTAN'IN BÖLGE VE DÜNYA BARIŞINA KATKILARI (4)

27 Şubat 2019 - 11:06

“Bizzat tanıma onuruna eriştiğim, meclisinde ve sohbetinde bulunduğum NAZARBAYEV’in kişiliği ve liderliği hakkında,  bölge ve dünya barışına katkı çabaları hakkında, doğrudan tanıklığıma dayalı olarak benim de pek çok şey söyleyebileceğimi” yukarıda belirtmiştim. Şimdi burada onlardan yine sadece dört örneğe kısaca değinelim;

Birincisi;

Yıl 1997, aylardan Ekim. Yine Kazakistan’dayım. Kazakistan Cumhuriyetinin bağımsızlığını ilan etmesi üzerinden henüz 6 yıl bile geçmemiş. Bu altı yıla yakın süreyi Kazakistan baş döndürücü bir tempo içerisinde, büyük bir dönüşümün temellerini örerek geçirmiş. Ülke çok önemli değişimlerden geçerek, 6 yıl önce hayal bile edilemeyecek bir noktaya gelmiş.

İşte bu sürecin başlangıcından beri Kazakistan’ın yönetimini elinde tutan Cumhurbaşkanı Nazarbayev, Parlamento kürsüsünde, ülkesinin bundan sonraki uzun dönemi için belirlediği ana stratejileri “2030 Stratejileri” başlığı altında açıklıyor. Halkının nabzını en iyi şekilde tutmak suretiyle ülkesini ciddî problemlerin içerisinden alıp, istikrarlı bir şekilde bu günlere getirdikten sonra, bu mücadele arasında ülkenin gelecek dönemleriyle ilgili stratejileri tespit için zaman ve enerji bulabilmiş olması Kazakistan’a yeni bir güven dalgası yayıyor. Nazarbayev’in Ekim 1997’de Parlamento kürsüsünden Kazakistan halkına hitaben yaptığı bu konuşma dilden dile, gönülden gönüle akıyor. Müteakip aylarda yurt sathında yapılan seri toplantılar, konferanslar ve paneller vasıtasıyla halka maloluyor. Nihayet bu konuşma “2030 Stratejileri” adıyla bir kitap şeklinde basılıyor ve Kazakistan’ın geleceği ile ilgili ana hedefleri gösteren bir rehber doküman haline geliyor.

Bu tarihi deklerasyonuna Nazarbayev, yapmak istediği işe son derece uygun ve anlamlı bir Kazak atasözü ile başlıyor;

“Ötken künnen alıs jok, Keler künnen jakın jok.” yani; “Geçmiş günden uzak yok, gelecek günden yakın yok.”     Büyük devlet adamı sözlerine, böylesine çarpıcı bir Kazak atasözü ile, gelecek günlerin ve bu günlere hazırlanmanın önemini vurgulayarak başlıyor. Sonra “Ben sizlere, Kazakistan halkına, toplumumuzun geleceği ve ülkemizin hedefleri hakkındaki öz fikirlerimi sunuyorum... gelecek asıra, gelecek bin yıla, istikbalimize dair düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.” diyor.

Böyle bir şeye neden ihtiyaç duyduğunu, bunun niçin gerekli olduğunu ise şu şekilde izah ediyor;

● Biz öz çocuklarımızı ve torunlarımızı, istikbalde onlar bizim yaşımıza geldiğinde, hangi vaziyette görmek istiyoruz?

● Onlar karnı tok, sırtı bek ömür sürecek mi? Onların vücut sağlığı, eğitimi ve bilimi yerinde olacak mı?

● Onlar hem özgür ve hem de iyi şartlarda yaşayabilecek mi?

● Onlar barış ve huzur içinde ömür sürecek mi?

● Onlar kendi güvenlikleri ve çocuklarının güvenlikleri konusunda endişesiz olabilecekler mi? Yurdun sokaklarında hür ve güvenli bir şekilde yürüyüp, öz dünya malları için tasalanmama imkanı bulacaklar mı?

● Biz onlara güçlü bir ülke ve yakın - uzak komşularımız ile dostluk ilişkilerimizi miras bırakabilecek miyiz?

● Biz böylesine sade, fakat bir o kadar da anlamlı bu sorulara bugünden cevap vermeye mecburuz.

● Bizim bir ulu adamımız; “Eğer siz hangi istikamete gittiğinizi bilmiyorsanız, o zaman hiç bilmediğiniz her hangi bir yere varmanız mümkündür” demiş. Bunu aklımızdan çıkarmayıp, geleceğimizle ilgili hesaplarımızı bir bütün olarak ve kısa vadeli kesin hedefler gibi her zaman göz önünde bulundurmaya mecburuz.

2030 Stratejilerinin gerekçesine bir Kazak atasözü ile başlayan ve son derece çarpıcı izahlarını bir Kazak âliminin sözleri ile tamamlayan Cumhurbaşkanı Nazarbayev, konuşmasının devam eden kısmında gelecek için öngörülerini ve yapılması gerekenleri tek tek anlatıyor. Fakat tabii ki burada onların ayrıntısına girmek zaman limitimizi aşar. Ama elbette dikkatinizi çekmiş olmalıdır ki Başkan Nazarbayev’in bu çalışmadaki temel hassasiyeti tamamen barış, güvenlik, huzur ve gelişmeyle alakalıdır.

İkincisi;

N. Nazarbayev, bölge ve dünya barışını olumsuz etkileyebilecek gelişmelere sadece siyasi kimliğinin gerekleriyle müdahale etmiyor. Onun bu çabalarının temelinde mensubu olduğu milletten ve atalarından intikal eden insani izler de var. O, İşte bu genetik mirasından dolayı sadece savaş sebebi olabilecek gelişmelere karşı harekete geçmekle kalmıyor, aynı zamanda çok değer verdiği Türkiye gibi bir ülkenin başını ağrıtma ihtimali olan siyasi gerilimlere de çözüm getirme yönünde rol üstlenmekten geri durmuyordu.

Mesela; 1990’lı yılların başlarında Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetiminde bulunan Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasındaki şahsi gerilimleri çözümleme yönünde de resen harekete geçmeyi kendisi için bir görev addediyordu. 1990’lı yılların başlarında Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı makamında Turgut ÖZAL ve Başbakanlık makamında ise Süleyman Demirel oturmaktaydı ve her ikisi arasında kökü maziye dayanan bir siyasi gerginlik yaşanmakta olup, bu olumsuz ilişkiler yumağı Türkiye Cumhuriyeti’ne zarar verme istidadı gösteriyordu. İşte böyle bir ortamda Nazarbayev, atalarından intikal eden bir insani refleksle insiyatif üstlenerek, Turgut Özal ve Süleyman Demirel ile yürüttüğü ikili görüşmelerde onların her birine bir diğerinden olumlu ve yapıcı mesajlar taşımak suretiyle aralarındaki gerilimi yumuşatma çabasına girdi. Bu çabasında başarılı da oldu. Ben bunun bizzat tanığıyım ve başka tanıklar da var. Tarih, O’nun bu insani çabasını hiçbir zaman unutmayacak.

(DEVAM EDECEK)

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar