Küresel Kraliyetler
  • Reklam
  • Reklam
  • Reklam
Kürşat Yılmaz

Kürşat Yılmaz

Kürşat Yılmaz

Küresel Kraliyetler

20 Nisan 2018 - 14:29 - Güncelleme: 21 Nisan 2018 - 14:13

Türkiye’de, Avrupa krallıkların önemsiz ve sembolik olduğu şeklinde bir masal anlatılır durulur. Bu masal, aslen Avrupa halklarını uyutmak için anlatılmıştır. Sonrasında ise Avrupa’ya gidip gelen ve Avrupa’nın değer yargılarını fazlasıyla benimsemiş kimseler tarafından ülkemize taşınmıştır. Bu masalları bir kenara bırakıp gerçeğe baktığımız zaman, gerçeğin öyle olmadığını görürüz.

Öncelikle şunu belirtmekte fayda vardır ki Avrupa’daki 12 önemli devletin yönetim şekli resmen monarşidir.  İsveç, Hollanda, Danimarka, İngiltere, İspanya, Belçika, Norveç gibi Avrupa’nın önde gelen devletleri monarşi ile yönetilmektedir. Fransa ve İtalya’da ise bu monarşik yapı, Monako Prensliği ve Vatikan Devleti üzerinden yürütülmektedir. Bu kabaca şunu gösteriyor ki, birçok ülkeye demokrasi dersi veren Avrupa’nın en önemli ülkelerinin anayasal yapısı, daha anti demokratik ve siyasal olarak çok daha geri bir yönetim şekli olan monarşidir.

Bu siyasi yapının anayasa aracılığı ile korunması ve devlet eliyle finans edilmesi çok önemlidir. Ne var ki bu durum, halka pek yansıtılmaz. Hatta çocuk yuvalarından ve ilk okullardan itibaren; topluma, Avrupa’daki monarşilerin sadece simgesel değer taşıdığı anlatılır. Halbuki geri planda olaylar sanıldığı gibi değildir.Bu monarşiler üzerinden ülkelerin siyasetine ve ekonomisine yön veren oligarşik yapılar oluşturulmuştur. Üst akıl denilen ve birçok ülkenin yönetimine çöreklenen bu küresel çete, ülkemizde FETÖ benzeri dini yapılanma üzerinden örgütlendiği gibi Avrupa ülkelerinde mason locaları gibi kutsal kardeşlik cemaatleri üzerinden örgütlenmiştir.

Sanıldığının aksine, bu ülkelerin siyasetini halk değil, derin seçkinler belirlemektedir. İngiltere’de halk tarafından seçilenlerden oluşan Avam Kamarası, seçkin üyelerden oluşan Lordlar Kamarası’ndan daha az üyeye sahiptir. 735 üyesi bulunan Lordlar Kamarası’nın 617 üyesi, doğrudan kraliçe tarafından ömür boyu süre ile atanmıştır. Bundan daha anti demokratik bir uygulama olabilir mi? İngiltere siyasetinin beyni olarak niteleyebileceğimiz Chatham House, üst düzey masonlar tarafından yönetilmektedir ve doğrudan İngiltere Kraliyeti’ne bağlıdır. Chatham House’un binasının mimari yapısı incelenirse, masonik simgelerden olan sütunlar ve üçgenlerle dolu olduğu görülür. Kraliyet’e bağlı bu tür kurum, vakıf ve düşünce kuruluşları üzerinden küresel düzlemde çalışmalar yürütülür.

Avrupa kraliyetleri aynı zamanda güçlü iktisadi yapılardır.Kraliyet ailesinin serveti ve kraliyete bağlı olan gayri menküller, mücevherler , saraylar dışında; sadece İngiltere Kraliçesi’nin kişisel serveti 2015 yılında 340 milyon pound olarak açıklanmıştır. Yaşlı bir bayan olan Elizabeth’in bu kadar servete ihtiyacı olmasa gerek. 40 milyonu kendine ayırıp, parasının geri kalan 300 milyonunu, İngiltere’nin sömürdüğü ülkelerden göç etmiş ve Londra sokaklarında açlık sınırında yaşayan garibanlara dağıtsa ne kaybeder?

Kraliyetlerin hepsi çok büyük zenginliğe sahiptir. Örneğin İsveç Kralı, 10 sarayının yanısıra kendi ve çocuklarına ait birçok mülke ve şirkete sahip olmasına rağmen; her yıl devlet bütçesinden büyük pay almaktadır. Vatandaşın vergilerinden ödenen bu ödenek; 2016 yılında, 136 milyon İsveç kronu’na çıkarılmıştır. İsveç’te de kraliyete bağlı kurumlar, üst aklın tasarıları doğrultusunda çalışmalar yapar.Örneğin Nobel ödülünü veren Kraliyet Bilim Akedemisi bunlardan biridir. Bu akedeminin de girişinde Chatham House’daki gibi masonik simgelerden üçlü sütünlar ve üçgenler göze çarpar. Kraliyet Bilim Akedemisi  Nobel Barış ve Nobel Edebiyat ödüllerini dağıtan kurumdur ve küresel sömürgeciliğin hedefindeki ülkelerdeki muhaliflere bu ödüllerin verilmesi oldukça dikkat çekicidir.

Bu ülkelerdeki mason locaları ve tapınak şövalyeleri gizli bir hiyerarşik yapı içindedir ve kraliyetlere bağlıdır. İsveç büyük mason locası, en üst koruyucularının İsveç kralı Karl XVI. Gustaf olduğunu açıkça belirtilmektedir. Benzer şekilde;  İngiltere büyük mason locasının, en üst düzey üstadı İngiltere prenslerinden Edvard George Nicholas Paul Patrik’tir.

Burda görülmesi gereken ana nokta; bu ülkelerdeki krallıkların, aslında malum gizli yapılanmaların öne sürülen resmi temsilcileri olmasıdır. Bu sebepledir ki krallar ve kraliçeler resmi devlet törenlerine katılırlar, devletler arası görüşmeler yürütürler.Bu görüşmeler sıradan görüşmeler değildir, ülkelerin dış işleri bakanlıkları tarafından  önceden belirlenir. Kraliçe Elizabeth’in; Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasının ardından, Türkiye’yi ziyaret etmesi ve Osmanlı’nın kurulduğu Bursa’ya gidip tarihi Yeşil Camii’de Kuran dinlemesi bir siyasetin göstergesi değil midir? Kraliçe Elizabeth, Abdullah Gül’e 2008 yılında Büyük Şövalye ödülü vermesi ve şövalyelerin masonların daha üst yapılanması olduğu unutulmamalıdır.

Bu Kraliyetler, gizli göndermelerde bulunmayı da çok severler. İngiliz Kraliyeti Uluslararası İlişkiler ödülü olan Chatham House ödülünün, 9 Kasım 2010 yılında Cumhurbaşkan Abdullah Gül’e verilmesi, oldukça ilginçtir. Çünkü 9 Kasım İngilizler’in Çanakkale Boğazı’nı işgalinin yıl dönümüdür. Yine Abdullah Gül’ün 11 Mart 2013’de,  İsveç Kralı Karl 16. Gustaf’ın davetlisi olarak İsveç’i ziyaret etmesinin altını çizmek gerekir çünkü 11 Mart İsveç Meclisi’nin sözde soykırımını kabul etmesinin yıl dönümüdür.

Osmanlı Devleti’nin içinde mason devlet adamları, şeyhül islamlar hatta mason padişah olduğu bilinen bir gerçektir. Osmanlı’nın son döneminde devlet erkinde güçlü olan bu küresel güç odaklarının,  Atatürk’ün kurduğu Türkiye  Cumhuriyet’ine düşman oldukları da ayrı bir gerçektir. Hatta kadar düşmandırlar ki, Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmaya kendini adamış, her türlü dinci ve etnikçi terör örgütünü kurmakta ya da desteklemektedirler. Bu kraliyetlerin, Atatürk’e olan düşmanlıklarının sebeplerinden biri de ; Atatürk’ün bu kraliyetleri yöneten gizli yapılanmaların, ülkelere ve insanlığa verdiği zararların ilk farkına varan devlet adamlarından biri olması olabilir. Atatürk, bu yer altı örgütlerine karşı olan duruşunu; mason localarını kapatarak, eyleme döken ender devlet adamlarındandır.

Bu ülkelerin seçilmiş milletvekiller; göçmen kuşlar, sosyal sigortalar, eşcinsel hakları gibi konular için kanun çıkarır dururlar. Bazen de önlerine konulan dosyaları, parti kararı doğrultusunda hep birlikte oylarlar ve bunun adına demokrasi derler.Avrupa halkları, bu küresel çetenin yönetim ve denetimindedir. İşte bu nedenledir ki; bu halkların uyandırılması, insanlığın özgürlüğü ve bağımsızlığı için oldukça önemlidir. Bu ülkelerin ezilen halklarına ulaşmak; bu çağda, internet sayesinde artık çok daha kolaydır. Yeter ki kararlılıkla üzerinde durulsun.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar