Tarih Mezarlığına Gömülmemek İçin
  • Reklam
Kürşat Yılmaz

Kürşat Yılmaz

Kürşat Yılmaz

Tarih Mezarlığına Gömülmemek İçin

07 Mayıs 2018 - 14:15

Bir milletin varlığını sürdürmesinin anayolu dilini yaşatmaktan geçer. Dilini kaybetmiş milletler tarih mezarlığına gömülürler. Bu sebepledir ki insanın çocuğuna bırakacağı en büyük hazine dilidir. Çünkü dil üzerinden devredilen bir millete yaşam veren canı ve kültürel hafızasıdır. Atalarımızdan emanet olarak aldığımız dilimizi yeni kuşaklara aktarmak, hem milli bir sorumluluğun hem de insanlığın gereğidir.

Milliyetçi, olduğunu söyleyen birisi, diline karşı hassas değil ise o kimsede, tam bir milliyetçilik bilincinin varlığından söz edilemez. Bir insan anti emperyalist olduğunu öne sürüyor ise de dilini korumak zorundadır. Sömürgeci güçlere karşı göstereceği direncin en önemli cephesi, dilini yabancı milletlerin etkisinden kurtarmaktır. Çünkü biz yok olursak, koruyacak hiçbir kaynağın  da anlamı kalmamıştır. Zaten yabancı dillere özenti başlayan toplumlarda, aşağalık duygusu gelişir ve sonuç olarak dış etkilere tepkisiz bir toplum ortaya çıkar.Bu sebepledir ki sömürgeciliğe karşı durmanın gereklerinden biri de dilini korumaktır.

Bazıları da yabancı dil özentisini Batılı ya da çağdaş olmanın gereği sayar. Halbuki ki Avrupa ülkelerinden bir çoğu dillerine karşı aşırı derecede duyarlıdır. Dilinden utanmak ve başka dillere özenti duymak, sömürgeleşmiş ülkelerin bir belirtisidir. Almanya, Fransa, İsveç gibi ülkelerde yabancı sözcüklere  karşılık üreten kurumlar vardır. Bu kurumların çalışmaları, o ülkelerin basınına ve resmi kurumlarına  sunulur.Üretilen sözcükler basın ağlarında ve okul kitaplarında kullanılmaya başlar. Böylece halk tarafından kolayca benimsenir.

Bağımsız ve kendini bilen ülkelerde dil hassâsiyeti üst seviyelerdedir. Siz hiç  kanarya gibi ötmeye çalışan karga gördünüz mü? Ötse ki ne fâyda, artık o ne kanaryadır ne de karga. Bazı kargalar, İngilizce ya da Fransızca sözcükler kullanarak daha çağdaş ve eğitimli olduğunu gösterdiğini sanmaktadır. Başka bir tür de Arapça ya da Farsça sözcükler kullanarak, kendini daha dindar olarak satmaktadır. Hâlbuki bu ikisi ne çağdaştır ne de dindar, kendi diline ve milletine ihânet eden kimselerden o millete hiç bir hayır gelmez.

Kıssadan hisse olması bakımından bir yabancı sözcük Türkçe'ye nasıl zarar veriyor, bir taşla kaç anlam öldürüyor şöyle bir inceleyelim. Örnek olarak  ''program'' sözcüğünü ele alalım.

1) Program = İzlence. Tv programına izlence denir.

2) Program = Çizelge. Haftalık çizelge, iş ya da ders zamanlarını belirler.

3) Program = Yazılım. Bilgisayar yazılımı.

4) Programlamak = Tasarlamak. Bir işi ya sa ödevi tasarlamak.

5) Program = Tüzük. Türkiye Sevgisi Partisi tüzüğü.

6) Programlamak = Kurmak. Bulaşık makinesini düşük ayara kurdum.

Lütfen dilimize karşı duyarlı olalım. Hani her zaman ''eline, beline, diline sahip ol'' deriz ya. Bu sözün bir de toplumsal anlamı olduğunu unutmayalım. Elin aynı zamanda yurt, belin aynı zamanda akraba, dilin aynı zamanda anadilimiz olduğunu bilelim. Bye Bye sözünü kullanan bazı Atatürkçü milletvekillerini de bu duyarlılığı göstermeye çağırıyorum. Unutmayalım ki Atatürk, Türk Dil Kurumu’nu kurmuş ve şu tarihi ilkeyi bizlere bırakmıştır :

''Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır. ''

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar