Bir Tür Stockholm Sendromu: ABD'yi Müttefik Olarak Görmek
  • Reklam
Mithat Akar

Mithat Akar

Mithat Akar

Bir Tür Stockholm Sendromu: ABD'yi Müttefik Olarak Görmek

23 Mart 2018 - 16:57

Başbakan Binali Yıldırım, bu gün (23 Mart 2018) Cuma namazı çıkışı yaptığı açıklamada "Her ne kadar hataları olsa da ABD, NATO'da bizim müttefikimizdir." şeklinde bir ifade kullandı. Başbakanın, ABD’nin Türkiye’ye karşı yaklaşımını işaret ederek kullandığı "Her ne kadar hataları olsa da" ifadesi, sanki önemsenmeyecek ölçüde yapılan bir hata, dil sürçmesinden kaynaklanan bir yanlış anlaşılmaymış gibi, sıradanlaştırılarak dışa vurulan bir açıklamadır. Peki, bu "Her ne kadar hataları olsa da" cümlesi ile açıklanan ABD’nin hataları neler, bir de biz inceleyelim.

- Bölücü terör örgütü PKK / PYD'ye 5000 tır dolusu silah ve mühimmat vermek.

- Bu silah ve mühimmatın arasında, Türkiye'nin parayla satın almak istediği ancak alamadığı; bölücü terör örgütüne parasız olarak sağlanan FGM-148 Javelin Anti Tank füzesi de bulunmaktadır.

- Bir casusluk örgütü de olan, FETÖ’ye açık destek vermek, 15 Temmuz 2016’da FETÖ eliyle gerçekleştirilmek istenen iç savaş ve işgal girişimini doğrudan desteklemek.

- İçinde Türkiye’nin de olduğu 22 ülkenin sınırlarını değiştirmeye yönelik BOP’u Suriye ve Irak üzerinden, Türkiye’yi de kuşatacak şekilde, askeri işgal ve iç savaşlarla gerçekleştirmeye dönük stratejileri ortaya koymak.

“Bu olaylar ve yaklaşım geçmişe dönük” diyenler olabilir. Onlara da Pentagon’un, 2019 mali yılı savunma bütçesi tasarısını hatırlatalım.

2019 yılı için hazırlanan bütçe tasarısında terör örgütü DAEŞ’i bahane ederek, terör örgütü YPG/SDG’ye ve bazı muhalif gruplara eğit-donat projesi kapsamında 300 milyon, “DEAŞ karşıtı misyona ilişkin sınır güvenlik ihtiyaçları” için de 250 milyon dolar olmak üzere toplam 550 milyon dolar ayırdı.

Irak’ta Peşmerge ve Irak Ordusu’nun eğitimi ve teçhizat yardımı için ise 850 milyon dolar ayrıldı.

Pentagon, 2018 mali yılı bütçesinde terör örgütü SDG/YPG’nin de aralarında bulunduğu, ABD’nin Suriye’deki ortaklarına(ABD Koalisyonu denetimindeki Suriye’nin güneyindeki Muhalif gruplar) 500 milyon dolar ayırmışken, bu rakam 2019 mali yılı için 550 milyon dolara çıkarıldı.” Kaynak: Sputnik News, CNN Türk, AA.

Bunların yanı sıra, Pentagon, bölücü terör örgütü PKK / YPG’ye aylık 200 ila 400 dolar arasında maaş ödendiğini, 2019 yılında bu ödemelerin devam edeceğini, destek verilen terör unsurlarının sayısını ise 65 bine çıkartmayı düşündüklerini açıkladı.

Şimdi, doğru düşünen bir devlet adamı, yukarıda sıraladığımız veriler ve bilgiler ışığında, ABD’nin bu yaklaşımını, Her ne kadar hataları olsa da” şeklinde, durumu sıradanlaştırarak mı bir bakış açısı ortaya koymalı, yoksa Milli Güvenlik boyutunda ele alan bir açıklama mı yapmalı?

Defalarca vurguladık, yine vurgulamamızda fayda var. NATO’nun merkez ülkelerinden biri olan ABD, Türkiye’nin ulusal ve siyasal bütünlüğünü tehdit eden, bizim doğal milli güvenlik anlayışımızla kendi ulusal stratejisi çelişen ve çatışan, Türkiye için temel güvenlik tehdidi olan terör örgütlerine aktif destek veren bir devlet anlayışına sahiptir. Türkiye’nin siyasi birliğini, toprak bütünlüğünü ortadan kaldırmayı düşünen bir devlet için “Müttefik” mantığıyla yaklaşmak, ancak Stockholm sendromu ile açıklanabilir bir ruh halinin sonucu olabilir.

Stockholm sendromu adını 1973 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’de yaşanan bir olaydan almaktadır. Banka soyguncusu tarafından 6 gün boyunca rehin tutulan banka görevlisi bir kadın, soyguncuya duygusal olarak bağlanır. Serbest kaldığında soyguncuyu savunmakla kalmaz, nişanlısını terk ederek kendisini rehin alan banka soyguncusunun hapisten çıkmasını bekler, sonunda da onunla evlenir.  Psikiyatrik olarak tanımı ise kısaca kişinin kendisine zarar vermeye çalışan ya da onu zor durumda bırakan kişiyle özdeşim kurması, ona bağlanması olarak açıklanmaktadır. Aslında bu duruma “Celladına aşık olma” şeklinde bir yaklaşım da ortaya koyulabilir.

Bu psikiyatrik vakayı, uluslararası ilişkilere uyarlayacak olursak, bir ülkenin ve ulusun, ulusal varlığını ortadan kaldırmak isteyen devlete, tehdit kapsamı içerisindeki ülke yöneticilerinin bağlanması şeklinde bir yorum yapabiliriz.  Evet, dışa bağımlı ülkelerin yöneticilerinin çıkarlarıyla, o ülkeler üzerinde hegemonya kuran devlet ya da devletlerin çıkarı ortaktır: Mevcut iktisadi, siyasi, askeri ve kültürel bağımlılığın devam etmesi, aynı zamanda dışa bağımlı olan ülkede iktidarda olan güç merkezlerinin de siyasal varlık nedenlerinin teminatıdır. Ancak hatırlatmakta fayda var. Sömürgeciler için tek gerçek onların ekonomik ve siyasi çıkarlarıdır. Çıkarlarını yapısal olarak tehdit eden bir durumu öngördüklerinde, iktidara getirdikleri güçten çok rahat vazgeçerler. Bu tespiti doğrulayan, yakın tarihte yaşadığımız onlarca örnek var.

Türkiye’nin milli güvenlik anlayışı ile ABD’nin milli stratejisi taban tabana zıt anlayışlara sahip. Türkiye için asıl olan, Ulusal Kurtuluş Savaşı ve sonrasında ortaya koyduğumuz bağımsız milli dış politikadır. Günümüzde de geçerliliğini koruyan bu dış politika, bölge devletleriyle askeri – siyasi ilişkileri merkez alan, Batı emperyalizminin egemenliğini reddeden bir yönelim ve stratejiye sahip olarak yeniden sağlanabilir. Bu ise ancak politik ve ekonomik bir yapısal dönüşümle mümkün.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar