MİLLİYETÇİLİK VE HALKÇILIK İLKELERİ
  • Reklam
Mithat Akar

Mithat Akar

Mithat Akar

MİLLİYETÇİLİK VE HALKÇILIK İLKELERİ

09 Kasım 2017 - 23:31

Türk Devriminin Kurucu İki Değeri

 

"...Halkçılık ayırıcı topluluklar yerine, toplumun bireylerini sıkı bağlarla birleştiren, meslek topluluklarının yerleşmesine çalışıyor. Bir toplumun içinde bir takım katmanların ya da sınıfların bulunması, iç eşitliğin olmadığını gösterir. Bundan dolayı halkçılığın amacı katman ve sınıf farklarını kaldırarak, toplumun birbirinden farklı topluluklarını, iş bölümünün doğurduğu meslek gruplarına bağlamaktır. Yani halkçılık, felsefesini bu ilkede toplar : ' Sınıf yok, meslek var.'. TÜRKLER ÖZGÜRLÜK VE BAĞIMSIZLIKLARINI SEVDİKLERİ İÇİN ORTALIKÇI OLAMAZLAR. FAKAT EŞİTLİĞİ SEVDİKLERİNDEN BİREYCİ DE OLAMAZLAR. Türk kültürüne en uygun olan solidarizm ( yani mesleki dayanışmacılıktır ) Özel mülkiyet toplumsal dayanışmaya yararlı olduğu ölçüde geçerlidir."

Yukarıda okumuş olduğunuz cümleler, "sosyalist" ya da "solcu" bir yazarın cümleleri değil. Halkçılık üzerine bu değerlendirmeyi ve tanımı yapan kişi, Türk Devriminin önder kadrolarından ve Mustafa Kemal Atatürk'ün en yakın çalışma arkadaşlarından Ziya Gökalp'a ait. Şimdi durup dururken bu göndermeyi neden yaptım?

Türkiye'de kendisini Türkçü, Türk milliyetçisi veya solcu olarak nitelendiren çoğu genç arkadaşımızda, kavramları yerli yerince oturtma, doğru tanımlama yapma konusunda düşünsel anlamda büyük sıkıntılar yaşanmaktadır. . Bu sıkıntılardan en büyüğü ise maalesef kimi tanımlara, daha önceden zemini oluşturulmuş kalıplarla ve ön yargılarla yaklaşmak.

Sorun, kavramlara tanı koyamamak olduğu gibi, belli kavramların sadece belli bir siyasi gruba ait, sadece belli çevreler tarafından kullanılan kavramlar olarak algılanmasıdır. Örneğin yukarıda tanımlanan halkçılık ilkesi, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu ilkelerinden biridir. Halkçılık ilkesi ve yönelimi, toplumun sınıflara ayrılmasına ve Türk ulusunun kutuplaşmasına engel olmak için, kapitalizme karşı savunulan bir ilkedir. Eğer bir ulusta toplumsal ve ekonomik sınıflar ortadan kalkmazsa, o toplumsal sınıflardan birinin toplumun diğeri üzerinde bir istibdat kurması kaçınılmaz olur. Bu toplumsal kutuplaşma, bizim gibi Batı merkezlerine bağımlı olan bir ülkede olgunlaşırsa, toplumun üzerinde baskı kuran azınlık, kendi sosyal - ekonomik çıkarlarını; bu yabancı devletlerin çıkarlarıyla ortak görecek, dolayısıyla kendi ulusuna, içinde bulunduğu topluma git gide yabancılaşacaktır. ( Şimdi olduğu gibi )

Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'nde bahsettiği "Kendi çıkarlarını, müstevlilerin ( İstilacıların ) çıkarlarıyla bir gören" sosyal ve ekonomik sınıf, günümüzde olduğu gibi, toplumu ayrıştıran bir biçimde vücut bulacaktır.

Bir taraftan İstilacı güçlerle ( işgal kuvvetleri ile ) işbirliği yapan, diğer yandan sosyal ve ekonomik ayrıcalıklara sahip olan bu sosyal sınıfa karşı mücadele iki eksende gelişir.

Bir, Ziya Gökalp’ın tespit ettiği, " katman ve sınıf farklarını kaldırmak" için halkçılık ekseninde mücadele etmek.

İki, ulusun istilacı güçlere karşı bağımsızlığını yeniden kazanmak için milliyetçi eksende mücadele etmek. ( Bu istila ya da işgal, askeri nitelikte olabileceği gibi, günümüzde olduğu şekliyle ekonomik, siyasi, kültürel niteliklerle de olabilir. Türkiye'de yaşanan durum ikinci tanıma uymakla beraber, Batı'nın kendisine vekil tayin ettiği kimi terör örgütleriyle, askeri yönü de kendi içerisinde barındırmaktadır. )

Peki, Türkiye'nin içeriden ve dışarıdan kuşatılmasında asıl amaç nedir? Soruyu şöyle de sorabiliriz: Türk ulusu, toplumun kutuplara ayrılmasına ve aynı zamanda yaşamış olduğumuz işgal ve istilaya karşı hangi ilkesel zeminde mücadele yürütmeli?

Sosyal ve sınıfsal kutuplaşmayla ulusun dağılmasına ve farklı katmanlara bölünmesine karşı halkçılık; esaret altına alınmaya ve yabancı güçlerin himayesine karşı da milliyetçilik ilkesi ile mücadele yürütülür.

Sağcı da Değiliz Solcu da. Değiliz Ama Hem Milliyetçi Hem Halkçıyız

Bunlardan birini eksik bıraktık mı, geçici olarak kimi kazanımlar sağlasak dahi, ilerleyen dönemde yeniden esaret altına girebiliriz.

"Halkçılık solcuların ilkesi, ben halkçı olamam" düşüncesini savunursak, Türk ulusuna yabancı olan bir sistemin, özel mülkiyeti merkeze alan kapitalizmin, himayesine yeniden girmeyi de savunmuş oluruz. Aynı anda hem kapitalist hem de milli bağımsızlığını kazanmış bir ezilen dünya ulusu yoktur. Çünkü kapitalizm Batı merkezli devletlerin, Asya, Afrika ve Ortadoğu üzerindeki egemenlik biçimidir.

 

"Ben solcuyum, milliyetçilik ilkesini savunamam" düşüncesi ise Türk ulusunun varlığına kast eden yabancı devletlerin projesine onay vermek veya en iyi ihtimalle Batılı devletlerin, Türk ulusunu ortadan kaldırmaya dönük tarihsel ve siyasal planlarının önemini anlamamaktır.

Günümüzde "Atatürk'ün partisi"nde olmakla övünen kimi zat-ı muhteremler Türk milliyetçiliğini karşılarına alıp, Türk ulusuna küfrederken, 6 Ok'tan birinin "Milliyetçilik" ilkesi olduğunu "unuttuklarını" sanmıyoruz.

Bu milliyetçilik düşmanları "Atatürk'ün partisinde" olmakla övünürken, Atatürk'ün 15 -20 Ekim 1927 tarihinde kendi kaleme aldığı Nutuk'u okurken "Biz doğrudan doğruya milletseveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur." cümlesini Atatürk'ün kurduğunu mu unutuyorlar, yoksa bizim aklımızla mı dalga geçiyorlar? Ben unuttuklarını sanmıyorum.

Kimse Atatürk'ü "keyfine göre" savunma haddine sahip değildir. Eğer Atatürk'ün "İlke ve Devrimlerini savunuyoruz." diyorsan, Türk Devriminin programını ve ilkelerini oluşturan yapıyı bütünsel olarak savunman lazım gelir. Yani 5 Şubat 1937'de anayasa'da tanımlanan şekliyle "Türkiye devletinin resmi dili Türkçedir, makam (başkenti) Ankara'dır." ibaresinin başına "Türkiye Devleti, cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve devrimcidir" tanımını eksiksiz kabul etmek şarttır. Bu ilkelerden birini ya da birkaçını ret ve inkar etmek, en başta Atatürk'e ihanettir.

Peki, bu ilkelerden birini ya da birkaçını ret ve inkar edenlere ne demeli? Asında Gençliğe Hitabe bu zat-ı muhteremlere de aynı cümleyle yanıt veriyor. "Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler."

Atatürk'ün önderliğinde, Ziya Gökalp, Yusuf Akçura gibi önderlerle oluşturulan ilkeleri kavramak için tabi ki "Önce Partim" değil; "Önce Vatanım" demesini bilmek gerekir. Bunu bilmek içinse "Damarlarımızdaki asil kana" inanmak...

Dipçe: Ziya Gökalp'tan yaptığım alıntı, "Türkleşmek, İslamlaşmak, Çağdaşlaşmak" adlı kitapçığından bir aktarmadır. Konu hakkında daha geniş bilgi için "Türkçülüğün Esasları" ve "Türkleşmek, İslamlaşmak, Çağdaşlaşmak" adlı çalışmaları okuyabilirsiniz.

 

Mithat Akar / Gaziantep

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar