"SAVAŞA HAYIR!" SLOGANININ ARKA PLANI VE AFRİN HAREKÂTI...
  • Reklam
Mithat Akar

Mithat Akar

Mithat Akar

"SAVAŞA HAYIR!" SLOGANININ ARKA PLANI VE AFRİN HAREKÂTI ÜZERİNE – 2

17 Şubat 2018 - 00:52

Savaşın Nesnel Gerekliliği

Afrin Harekatı üzerine, bundan bir önceki makalemizde “Savaş”, “Konvansiyonel Savaş” ve “Düşük Yoğunluklu Çatışma” kavramlarını daha çok soyut bir düzlemde, genel tanımlar üzerinden ele almıştık. Bu kez, bir önceki makalemizde işlediğimiz genel konuları somut ve güncel örneklerle inleyerek, şimdilik yazı dizimize son vereceğiz.

Savaş, hiçbir zaman bir iktidarın, şahsın kendi isteği üzerine gerçekleşmez. Elbette “karar vericiler”, savaşın başlamasında etkin rol oynarlar. Ancak, savaşı ortaya çıkaran nedenler genellikle bir tarihsel sürecin gelişimi sonucu, siyasal – ekonomik temellere bağlı olarak ortaya çıkar.

Birinci Dünya Savaşı, gelişmiş kapitalist ülkelerin Asya, Balkanlar ve şimdiki Ortadoğu’yu kendi aralarında yeniden paylaşmaları konusunda ihtilafa düşmeleri sonucu ortaya çıkmıştır. Farklı bir ifadeyle Birinci Dünya Savaşı, emperyalist devletlerin paylaşım savaşı olarak şekillenmiştir. İktisadi paylaşım konusunda çıkar çatışmasına düşen devletler, diplomatik – siyasi yollarla halledemedikleri sorunu, nihayetinde silahla çözme yoluna gitmişlerdir.

Yukarıda tek paragrafta özetlediğimiz paylaşım savaşında belirleyici olan öğeler son cümlede özetlenmiştir aslında: “İktisadi paylaşım”, “diplomatik – siyasi yollar” , “silahla çözme yolu”. Yani savaşın, “iktisadi”, “siyasi – diplomatik” ve “silahlı” ayakları var. Bu temel ayakların ( ya da kolonların ) yanına, jeopolitik gerçekliği de eklediğimiz zaman, savaşın toplam toplumsal yapısı otaya çıkar. Emperyalist devletler, iktisadi ve siyasi olarak ayakta kalabilmek, devlet ve toplum varlıklarını devam ettirmek için savaşı nesnel bir zorunluluk olarak devreye sokmuşlardır.

Aynı şekilde, Birinci Paylaşım Savaşı’nın merkezinde bulunan ve emperyalist devletlerin tamamının pençelerini uzattığı Anadolu’da da bir savaş verilmiştir. Fakat bu savaş, Batı merkezli devletlerin sömürgeci anlayışından farklı olarak, nefsi müdafaaya dönük, milli bağımsızlığı amaç edinen, ulusal egemenlik ve millet varlığını devam ettirmek üzere şekillenen bir ulusal kurtuluş savaşıydı. Yazımızın birinci bölümünde ne demiştik? “Savaş siyasetin başka araçlarla devamıdır.” Daha farklı bir ifadeyle her savaş, belli bir amaçla, bir hedef doğrultusunda, bir yönelim üzerine şekillenir. Emperyalist devletler sömürge alanlarını genişletmek, bir başka ulusu kendine bağımlı hale getirmek, sömürge haline getirilen ulusun doğal ve ekonomik kaynaklarını yağmalamak gibi amaç ve hedefler üzerine şekillenir. Bu hedefe karşı olarak veya bu saldırganlığa karşıt olarak şekillenen milli kurtuluş savaşı ise kendi ulusal varlığını ve topraklarını ( vatanını ) bu saldırganlığa karşı korumak, bağımsızlığını tekrar kazanmak ve devam ettirmek üzere bir karakter kazanır. Görüldüğü gibi; iki farklı hedef, farklı strateji, farklı amaç çatışma hali yaşıyor.

Bir aya yakın süredir Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Suriye / Afrin’de icra etmiş olduğu Zeytin Dalı Harekatı’nı da bu nesnel kurallar ölçüsünde değerlendirmek gerekiyor. Bizim gibi Batı Asya’da yer alan, orta ölçekte gelişmiş, Batı merkezli devletlerin doğal düşmanı olan ülkeler, savaşları ya da iç güvenlik harekâtlarını, ULUSAL GÜVENLİK merkezinde değerlendirerek gerçekleştirir. Afrin harekatı konusunda kendimize şu temel soruyu sormamız, devam eden askeri harekatın gerekliliğini ortaya koyacaktır: “Suriye’nin kuzeyindeki bölücü terör örgütünün varlığı, bizim ulusal güvenliğimizi ve toprak bütünlüğümüzü tehdit etmekte midir?” Yanıtınız “Evet” ise Afrin’de gerçekleştirilen operasyonun gerekliliği ve meşruiyeti konusunda da, olumsuz bir bakış açısına sahip olmayacağınız kesindir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Afrin’de sadece bölücü terör örgütüyle mücadele etmediğini, başta ABD olmak üzere Ortadoğu’da kendi egemenliğini kurma planlarını yapan diğer Batılı devletlerle de mücadele ettiğini, artık her kesim kabul etmektedir. Dolayısıyla Afrin’de, TSK öncülüğünde hareket eden Türkiye’nin, aynı zamanda emperyalizmle mücadele ettiğini net olarak tespit etmemiz lazım gelir.

Farklı bir ifadeyle, Suriye’nin kuzeyinde yürütülen askeri harekâtın, aynı zamanda Türkiye’nin ve Türk ulusunun bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüğü için gerçekleştirildiğini teslim etmek gerekiyor. Yazımızın ana başlığına ( “SAVAŞA HAYIR!” SLOGANININ ARKA PLANI VE AFRİN HAREKÂTI ÜZERİNE ) dönersek; burada “Savaşa Hayır” demek aslında Türkiye’nin bağımsızlığını, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü sağlamak için sürdürdüğü mücadeleye “Hayır” demekle eş değerdir.

Süreci ABD ile politik iktidar arasındaki geçici sorunla ya da mevcut iktidara karşı olmak – mevcut iktidarı desteklemek merkezinde; iktidara göre konumlanarak açıklamaya çalışmak, tablonun bütününü görmekten uzak bir yaklaşım olacaktır. Evet,  askeri harekatın politik iktidara göre nasıl ve ne açıdan değerlendirildiği bizi bağlar. Ancak, bu durum toprak bütünlüğü / sınır güvenliği / iç güvenlik gibi milli güvenliği birinci dereceden bağlayan bir sorunu objektif ( nesnel ) olarak değerlendirmemiz önünde engel olmamalıdır. Süreci sadece iktidara karşı olup olmamak açısından değerlendirirsek, değerlendirmelerimizi dar bir bakış açısına hapsetmiş oluruz. Çıkış noktamızı yanlış temelde ortaya koyarsak,  buna bağlı olarak diğer değerlendirmelerimiz de yanlış bir tasarımla bina edilmiş olur. 

Bu yüzden olanla, olması gerekeni ayırt etmeli; şu süreçte Afrin’de kanıyla – canıyla bedel ödeyen Mehmetçiklere destek olmayı görev olarak addetmeliyiz. Sorunun siyasi ve stratejik değerlendirilmesini, toz duman dağıldığında elbette gerektiği şekilde yaparız. 

NOT: 23 Şubat Cuma günü  18.00-22.00 saatleri arasında Türk Devrimi Gazetesi / Ümit Mahallesi 2481.sokak Kafkas Sitesi No:93 Çayyolu/Ankara'da "GÜNÜMÜZDE TÜRKÇÜLÜK, 15 TEMMUZ ÖNCESİ VESONRASI, AFRİN OPERASYONU" konularında söyleşim olacaktır. Tüm okurlarımı beklerim.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar