TÜRKİYE ABD'DEN KOPARAK BÖLGESEL İŞBİRLİĞİNE Mİ...
  • Reklam
Mithat Akar

Mithat Akar

Mithat Akar

TÜRKİYE ABD'DEN KOPARAK BÖLGESEL İŞBİRLİĞİNE Mİ YÖNELİYOR?

06 Ocak 2018 - 11:06

Nesnel Zorunluluk ve Dış Politika

Nesnellik kısaca, öznel (kişisel) yargılardan, önyargılardan uzak olarak var olan gerçeklik olarak tanımlanabilir. Farklı bir ifadeyle düşünce ve sezgilerin etkisinden uzak, bireyin iradesinden bağımsız olarak var olan gerçektir nesnellik. Tanımdan da anlaşılacağı üzere nesnelliği kabul etmek, gerçekliği kabul etmektir. Bireyin, devlet yöneticilerinin, araştırmacıların v.s. gerçeğe uygun tanı koyabilmesi, gerçekliğe uygun olarak konumlanabilmesi için, nesnelliğe uygun davranmaları, kendi öznel düşüncelerini, nesnel gerçekliğe uygun olarak ortaya koymaları gerekir.

Nesnel gerçekliğe Türkiye’nin jeopolitik ve stratejik konumunu örnek olarak verebiliriz.  Türkiye’nin Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu’nun kesiştiği bir coğrafyada yer alması, Suriye, İran ve Irak ile sınır komşusu olması, Asya’ya açılan bir kapı olması, iki kıtayı birbirine bağlaması da nesnel gerçekliktir.  Örnekleri çoğaltabiliriz ancak nesnel gerçekliğin anlaşıldığını düşünerek dış politika konusuna giriş yapabiliriz.

Küreselleşme ve Ulus Devlet Çelişkisi

 1991’den sonra SSCB’nin dağılması ve Ortadoğu’ya ABD’nin yerleşmesi ile birlikte, 2000’li yıllara kadar dünya ekonomi- politiğinde “küreselleşme” tek gerçek olarak kabul edildi. Küreselleşme ekonomik ilişkilerde, sermaye ve meta dolaşımında, iletişim ve teknolojide sınırların ortadan kalkması, “demokrasi”, “insan hakları” gibi kavramların parlatıldığı bir süreç olarak kendisini ortaya koydu. Ancak küreselleşme aslında dünyadaki ekonomik ve siyasi dengelerin, Batı merkezli ülkelerin çıkarına göre yeniden tasarımladığı dönemin adıydı.

 Batı merkezli odakların dünya enerji kaynaklarına el koymak, yer altı – yer üstü zenginliklerini denetlemek için Ortadoğu – Orta Asya ve Kafkaslardaki “engelleri” ortadan kaldırması gerekiyordu.  Küresel odaklara göre bu temel engel “Ulus Devlet”lerdi. Batı, Ulus Devlet karşıtı söylemi doğrudan dillendiremediği için,  kimi söylemleri ( insan hakları, demokrasi, adalet, barış v.b. ) hedef tahtasına çaktığı devletlere karşı kullanmaya başladı. Bu söylemler üzerinden,  düşman ilan ettiği devletlere karşı müdahaleye zemin hazırladı.

Bir tarafta kendi ulusal zenginliklerini, kendi halkının çıkarları doğrultusunda kullanan ve bu zenginlikleri bir avuç küresel şirketin çıkarına devretmek istemeyen devletlerin tavrı diğer tarafta küresel şirketlerin ekonomik – politik çıkarları bir karşıtlık zemini oluşturdu. Daha farklı bir ifadeyle küreselleşme ile Ulus Devletler ya da ulusal bağımsızlıktan yana olan güçler arasındaki karşıtlık, günümüzdeki temel çelişkiyi olgunlaştırdı.  21.Yüzyılda, temel kutuplaşma ve çatışma da bu iki temel kuvvet arasında gerçekleşmektedir. Yani küreselleşmeci  (siz emperyalizm diye okuyun)güçler ile Milli / Üniter Devletten yana olan güçler arasındaki karşıtlık üzerine bir çatışma söz konusudur.

Bir teşkilatın, partinin, liderin, devletin aynı anda hem küreselleşmeci güçlerden hem de Milli/Üniter Devletten yana olması, yukarıda ortaya koyduğumuz nedenlerden dolayı, mümkün değildir. Bir odak, küreselleşmeden yanaysa ulus devleti tasfiye etmek;  Ulus Devletten yanaysa da küreselleşmeye ve küresel güç odaklarına karşı çıkmak zorunda.

Milli Çıkarlar ve Dış Politika

“Peki, bunun dış politika ve nesnel zorunlulukla ne ilgisi var?” sorusunu sorabilirsiniz. Açıklayayım. Birincisi, dış politika, iç politikanın devamı ve uzantısıdır. Yani dış politika, iç siyasete göre şekillenir. Daha farklı ifade edecek olursak, bir devletin yönetim anlayışı dış ilişkileri şekillendirir. Dış ilişkiler ise “nesnel gerçekliğe” uygun olarak belirlenmek zorunda.

Türkiye, 1947’den itibaren Batı’ya (özellikle ABD’ye) bağlanarak, bu nesnel gerçekliği inkar eden bir siyasi çizgi izledi. Uzun yıllar kendi çıkarlarımızın, Batı’nın çıkarlarıyla ortak olduğu salık verildi. Ancak Ulus Devlet temeli üzerine kurulan Cumhuriyet ile Batı emperyalizminin çıkarları taban tabana zıttı. 1947’den bu yana gelişen süreç içerisinde bu gerçek ispatlanmışken, günümüzde bu temel çelişki, yani bizim çıkarlarımızla ABD ve Batı’nın çıkarlarının çatışması, kendisini daha net şekilde ortaya koymaktadır.

Nesnel gerçekliğe uygun bir yönelim olan bölge devletleri ile işbirliği geliştirmek yerine, bölge devletlerini, yani komşularımızı hedef alan devletlere “müttefik” mantığıyla yaklaşmak, nihayetinde Türkiye’deki politik iktidarları da tehdit etmeye başladı. 

Geldiğimiz noktada, Irak’ın kuzeyindeki “Referandum” la birlikte İran ve Irak ile birlikte alınan ortak kararlar, Rusya ile geliştirilen ilişkiler ve bu ilişkinin askeri boyutta şekillenmesi “nesnel zorunluluğun” bir dayatması olarak ortaya çıkmaktadır. Öncesinde İran Genelkurmay Başkanı’nın ve hemen sonra Irak Genelkurmay Başkanı’nın Türkiye ile olan temasları, Türkiye- Irak – İran Dış İşleri Bakanlarının Irak’ın toprak bütünlüğüne dair yayınladıkları ortak bildiri, Rusya ile Türkiye yakınlaşması da aynı zorunluluğun sonucu. Çünkü söz konusu ülkelerin jeopolitik gerçekliği, yani bize sınır komşusu olmaları, nesnel bir gerçeklik olarak orta yerde durmaktadır. Buna karşın bölgeyi karıştırmak isteyen ve sözde müttefik olan ABD’nin bize olan 11 bin kilometre olan uzaklığı da nesnel bir gerçeklik.

Bu durumda dış politikada gerçekliğe uygun adım atanların, doğru karar vereceğini ifade edebiliriz. Aynı anda hem bölgesel işbirliğine uygun politika belirlemek hem de ABD’ye “müttefik” gözüyle bakmak ise bu durumda gerçekliğin doğasına aykırı bir durum arz etmektedir. Ya bölge devletleri ile işbirliği yapacaksınız ya da bölge devletleri ile birlikte Türkiye’yi hedef tahtasına çakan ABD ile… Nasıl aynı anda hem küreselci güçleri hem de ulus devleti savunmak mümkün değilse, aynı anda hem bölgesel işbirliğini savunup hem de “Dostum Donald” demek mümkün değildir. Birini tercih ediyorsanız, diğerini reddetmek zorundasınız.

Nesnellik inkar edilmeyen bir gerçektir. Nesnelliği inkar ederek gerçekleşecek olan adımlar, başkalarının kurgusunda aktör olunmasına yol açar. Türkiye’de var olan durum, 70 yıllık Batı’ya bağlanma sürecimizde oluşan “yapısal” bunalımla, milli çıkarlarımızın dayattığı nesnel zorlamanın çatışmasının yarattığı durumdur. Politik iktidarın iki cami arasındaki beynamaza dönmesini bu temelde yorumlarsak, daha verimli sonuçlara ulaşırız sanırım.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar