BİR KİTABIN DÜNYASI VEYA BİR DÜNYANIN KİTABI ÜZERİNE
  • Reklam
Namık Kemal ZEYBEK

Namık Kemal ZEYBEK

BİR KİTABIN DÜNYASI VEYA BİR DÜNYANIN KİTABI ÜZERİNE

21 Temmuz 2018 - 17:14 - Güncelleme: 27 Temmuz 2018 - 15:51

"Yeni Türkiye Devleti, Atatürk’ün önderliğinde, hem devlet, hem bütünleşmiş millet oluş sürecini 1922’de bir zaferle taçlandırıp, Cumhuriyet rejimini 1923’te dünyaya ilân ettiği günden beridir, üç temel değer, varlık sebebimiz olagelmiştir:

Tarihin ruhunu, ataların ruhunu, toprağın ruhunu dinlemek anlamındaki sosyolojik milliyetçiliğin gücünden yararlanma…

Medenî hukuk ile ceza, miras ve idare hukuku başta olmak üzere, hak, görev ve sorumlulukları belirleyen kuralların ilâhî değil, zamanın, mekânın ve şartların sonucu olarak yasama işlevini üstlenen kurumca (Meclis) yapılması; Türkiye’deki hukukun temeli sekülâritedir. Sekülâritenin yeni Türkiye hukukunun temeli olarak yaşatılması…

Cumhuriyet kavramının Türkiyedeki yeni, millî, laik örneğinin kanla da olsa korunması bir varlık sebebidir. Cumhuriyet, halka dayanan rejim demektir. Cumhur, küçük grupların ve cemaatlerin etkisinden kurtulup bir b ü t ü n l ü k bilinci gösterme seviyesine yükselmiş insan topluluğudur. Yasama işlevi ile yürütmeyi belirleme ve denetleme açılarından gücünü, kuvvetini, milletin seçtiği temsilcilerden alan bir cumhuriyet; sosyalist cumhuriyetlerden ayrı, ‘İslâm’ sıfatı taşıyan cumhuriyetlerden farklı, örneği Türkiye ile başlayan millî, bağımsız, üniter, lâik, demokratik hukuk cumhuriyetidir.

Bu üç temel özelliğin önündeki 100’e yakın engelden biri 1700’lü yılların başlarından itibaren tekke, dergâh, zâviye ve benzeri kurumlaşmaların, tarihî yapılanmasını ve işlevini kaybedip bilim, sanat, maneviyat yerine, maddiyat ve hattâ siyâset ile uğraşmasının, işsiz güçsüzlerin toplandığı miskinler tekkesine dönüşmüş olmasıydı. Hem din, hem milliyet, hem cumhuriyet adına bu olumsuz durum giderilmeliydi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bunun gereğini yaptı. Halkın vicdanını sömürenlerin elinden, kullandıkları imkân ve yöntemlerini aldı. Bu imkânlardan biri tasavvuf idi.

Tasavvuf, hem ahlâkın, hem estetiğin, İslâmî ve insanî ölçülerle yüksek bir iletişim hâlinde, örgütlendiği ve benimsetildiği bir tür yaygın eğitim yöntemi ve uygulaması idi. Onsekizinci yüzyıldan başlayarak hem medrese, hem de tekke asıl yapısını ve işlevini kaybetti.

Türk sûfîliği, Türk soylu halklardaki tasavvuf, Ahmet Yesevî ismine dayalıdır. Anadolu sahasındaki görünümleri bir kenara, Çarlık ve Sovyetler Birliği döneminde dahi, ‘Mekke’de Resulullah Muhammed (s.a.v), Türkistan’da Pir Hoca Ahmet ifadesinin (Bu ifadenin çeşitli türevleri vardır) yaygınlığı düşünülünce, Asya’ya yayılmış olan dinî heyecan, iman ve ibadetlerin Yesevî ismine bağlandığı görülür.

“Ahmet Yesevî kim?” Bu soruyu 1914’te ilk ortaya atan Yahya Kemal’den sonra, Köprülüzâde Mehmed Fuad Bey’in 1922’de yayınlanan ‘mutasavvıflar’ konulu kitabının ardından, neredeyse 1990’a kadar, Anadolu aydınının ufkunda Yesevî yok; ama Yesevî’den nasipli, öğretisi bakımından Yesevî’ye bağlanabilen Anadolu’da Mevlâna Celaleddin, Hacı Bektaş Velî, Yunus Emre adlı üç yüce şahsiyet var. Bu şahsiyetler, son yüzyıl içinde siyasete, ticarete kurban edilmeden cehlin elinden kurtarılıp araştırılmaya çalışıldı.

Bir cezbedici yalan olan komünizm cenneti inanışının 1990 sonrasında yıkılması sonucunda, Türk dünyası ile bütünleştik. ‘Türk Derneği’, ‘Türk Yurdu’ etrafında dar bir çevrenin, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Müftüoğlu Ahmet Hikmet ile geniş kitlelerin ufkuna sunulan Türklük ve Türk Tarihi bilinci… Türk dünyası kavramı, Atatürk’ümüzün 1933’te, dikkatimize emanet ettiği bir gerçekliktir: Türk yaşayan coğrafyalar, Türklük âlemi…

Türk Ata’nın çocukları, bugün dünyanın her yerinde yaşamaya çalışıyorlar. Bizim inanışımıza göre, Türk Ata, Adem Ata-baba’nın oğlu Yafes’in oğullarından veya torunlarından biridir. Bu inanç, hem Göktanrı dini çevresinde, hem Budist Uygurlar çevresinde, hem Musevî Hazarlar ve Karaylar çevresinde, hem de Müslüman olan Türk topluluk ve devletleri arasında özellikle resmen Osmanlılarda yaygın bir şekilde yaşadı. Bugün Pakistan, Keşmir, Tibet ve hattâ Endonezya’nın bir kısmı ile adalarında yaşayan halklarda da, Bering Boğazı’nın birleşik olduğu zamanların sonucu olmak üzere Kuzey ve Güney Amerika kıtasında yaşayan ‘yerli’ dedikleri, ‘kızılderili’ dedikleri insanların da akrabamız olduğuna inananlardanım (Kızılderililer konusunda Ahmet Ali Arslan -Garip Kafkaslı- bir kitap hazırlıyor; basılınca biraz daha aydınlanacağız).

Türkistan denilen soydaşlar coğrafyasında bugün 5 tane bağımsız, Tacikistan’ı da sayarsanız Türkiye ile birlikte BM'de 7 tane hür bayraklı Türk soylu devlet var. Bu büyük coğrafyanın on büyük atababası bulunuyor: Oğuz Kağan, Korkut Ata, Yesevi Ata, İbn-i Sînâ Ata, Fârâbî Ata, Kaşgarlı Yusuf Ata, Beyrûnî Ata, Uluğbey Ata, Gaspıralı İsmail Ata, Mustafa Kemal Atatürk... Konu siyaset, askerlik olsa büyük önder Atatürk adı en başta...

Türk dünyasını, hayatının, çalışmalarının merkezine koymuş insanlardan biri, son on yılı dikkate alınca belki de birincisi Namık Kemal Zeybek Bey’dir. Özellikle de Yesevi Ata’ya…

Ahmet Yesevi Ata’ya 13 yıldır her hücresiyle bağlı, bu yoldaki hizmet, öneri ve uygulamalarıyla N. Kemal Zeybek Bey geçmişe borcunu ödeyenlerdendir. Sayın Zeybek bir siyaset adamı olmaktan önce, bir kültür ve düşünce adamıdır. 35 yıla varan tanışıklığın verdiği hukukla söyleyeyim, Sayın Zeybek günahını alanlara inat, hizmetleriyle Türk kültür semasının yıldızlarından birisidir.

Sayın Namık Kemal Zeybek’teki Türk dünyası sevdâsı, Yesevî’ye olan hürmet ve muhabbet dev bir üniversitenin kurulmasına sebep oldu, hem de Yesi’de... Yesi’nin diğer adı Türkistan. Küçücük bir kasaba olan Türkistan’a Çarlığın ve Sovyet rejiminin öfkesini öğrenmek için, Zeybek’in bu kitabının 12. ve 13. sayfalarına bakmak yeterlidir. Namık Kemal Zeybek’in Hoca Ahmet Yesevî Kazak-Türk Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı olarak yaptığı hizmetlere teşekkür etmek de, ayrı bir değerbilirliktir. Bu açıdan bakılınca da, destan, menkıbe, efsane ve tarih ile teolojinin yeterince ayrışmadığı bir dünyanın kitabını okuyucuya sunan, gönül kapılarını çalan N. Kemal Zeybek ‘alkış’ı hak ediyor.

Eski Kaymakam, Eski Müsteşar, Eski Kültür Bakanı, Eski Devlet Bakanı, Büyükelçi unvanlarının sahibi olan Sayın Zeybek, kürsüye çıktığı zaman, hangi konuyu anlatırsa anlatsın, Hoca Ahmet Yesevî konusuna bir cümle ile mutlaka değinir, göndermede bulunur. Bu konuda söyledikleri ayrı bir kitap olur; dağınık yazıları toplansa, o da en az iki üç cilt eder. Bu yıl iki kitabı birden çıktı. Ahmet Yesevi Yolu ve arkasından hikmetlerden seçmeler ilâve edilmiş yeni düzenlemesiyle Ahmet Yesevî Yolu ve Hikmetler adlı 315 sayfalık faydalı bir kitap. Ahmet Yesevi Vakfı yayınlarının yeni bir eseri...

Namık Kemal Zeybek, Türkçülüğünde de, İslâmın edeble yaşanması gayretlerinde de, Atatürk’ü sevme ve sevdirme çalışmalarında da, samimidir, hasbidir, bu konularda, bilinçli ve bilgilidir.

Kitaba geçmeden önce iki konuda hatırlatma yapmalıyım:Arapçadaki olumsuz çağrışımlara uymayan Türkiye Türkçesindeki dünya kelimesi, içinde yaşadığımız yeryüzü, arz, gezegenlerden biri anlamında kullanılmaktadır. Dünya kavramı, hem tabiat hadiselerinin, hem içinde yer alan varlıkların sayısızlığı ile insanlık tarihi dikkate alınarak kullanıldığında ise, zaman ve mekânca büyüklük de, ifade ediyor. Bu anlamda mecazlı ifade olmak üzere, iç dünya, ruh dünyası, bilimlik dünya ve benzeri gibi yeni kavram adları türetebiliyoruz. Her insan bir dünya olduğu gibi, her fikir ve inanç yahut benimseyişler grubu da, birer dünyadır. Türk tasavvufunun en önde gelen isimlerinden biri -belki de birincisi- olan Hoca Ahmet Yesevi de, onun Hikmetler kitabı da, o hikmetlerin her biri de, ayrı ayrı dünyalardır. Elimizdeki kitap Yesevi’nin inanç ve uyarı dünyasına da, bu dünyaya girmeyi isteyenlere de ışık tutuyor.

Din, insanın hem tabiatın, hem çeşitli açılardan kendisinden daha güçlü insanların acımasılığı karşısında, kişiyi çöküntüye uğramaktan kurtaran emirler, yasaklar ve armağanlardır. Diğer yandan din, insanın, başkalarını seven ve sevilen, dürüst, samimi, gözü tok, merhametli ve yardımsever olmayı başarmaya çalışarak, iç dengesini oluşturmasını sağlamaya doğru yönlendiriyor. Vahye dayalı dinlerin özündeki Yaratan’a ait ısrarlı ve değişmez mesajları yaşamak ve yaşatmak yerine, şekle ait yaşantıları benimseyerek öfkeli

tutumlarını din sayanların sayısını azaltmak kolay olamıyor. Bu zorluğu yaşayan dinlerden biri de, Müslüman olarak adlandırılan toplumların inanca bağlı sosyo-kültürel yapılanmalarıdır. Etkili mürşitler, velîler, bilgeler ortaya çıkmadığında, inanç sömürücülerinin, imanın ve ibadetin özüne yaklaşmaya çalışarak değil, kabuğu için yaşanmasına yol açtıkları görülüyor. Mezhep, tarikat mensupluğundan doğan; bağlı olduğu topluluk dışındakilere sıcaklık duymayan bir anlayışın yaygınlaşmasının sebeplerinden biri de, dinin özüne ait mesajları ısrarla duyurmaya çalışan evliya, bilge, mürşit nitelikli insanların azlığıdır. 250-300 yıl Rus Çarlığının, sonra da seksen yıl sovyetik öfkeli yönetimin Asya Müslümanlığına savaş açtığı görülür. Asya Müslümanlığının -hurâfe ve bid’atlere bulanmış olsa da- yaşayagelmiş bulunmasının görünür sebeplerinden biri, Hoca Ahmet Yesevi’dir. Türkistanlı Hoca Ahmet, yalnızca içinden çıktığı Türklüğün Kıpçak anakolunun Kazak topluluklarının değil, dokuzyüzyıla varan bir zamandır, Asya Müslümanlığının ışığıdır. Yesevi adlı ulu kişi, bir velî, bir mürşit, bir şeşen, bir evliya, bir eren olarak, Türk dünyasında -özellikle de Asya Müslümanları arasında- efsanevî, menkıbevî bir şahsiyettir. Rejimlerin baskısı yanında, tabiatın ve yoksulluğun sertlikleri ile savaşan, kentleşmesi çok ağır gerçekleşmiş ve kitaba dayalı dinle yeterince buluşamamış Türk soylu halkların inanma ihtiyacını, Müslüman olma niyet ve düşüncesini karşılayan Ahmet Yesevi ve onun Hikmetler kitabı olmuştur.

Hoca Ahmet Yesevi ve Hikmetler’in dünyasına ait incelikleri tanıtmaya çalışan bu kitap, dört bölümden oluşuyor: ‘Giriş’ (s. 9-14); incelemeler (s. 15-110); ‘Hikmetlerden Seçmeler’ (s. 111-312); ‘Kaynakça’ (s. 313-315).

Yazar, Giriş‘te “Şu Ahmet Yesevî kim? Bir araştırın göreceksiniz... Bizim milliyetimizi asıl onda bulacaksınız” diyen Yahya Kemal’in ruhunu şad ederek söze başlıyor. Türk Dünyası’nı, yeryüzünde yaşayan, Türkçe konuşan ve çoğunluğu Müslüman olan insanlar topluluğu olarak niteleyen Namık Kemal Zeybek, daha sonra, Hoca Ahmet Yesevî’nin hikmetleri hakkındaki düşüncelerini 16 ana başlık altında ifade ediyor. Bu başlıkları sıralayalım: “Allah’a Giden Yol, Allah’a Aşk ile Ulaş, İhlas-İçtenlik, Hangi Hoşgörü?, Yesevî Yolunda Kadın Nerede?, Emek Sömürüsü Yok, Yolun Temeli Bilimdir, Ahmet Yesevî Kim?, Ahmet Yesevî ve Türkçe, Ahmet Yesevî ve Türklerde İslâm’ın Yayılması, Tasavvuf Nedir ve Neden Tasavvuf?, Ahmet Yesevî ve Tasavvuf, Yesevî Tasavvuf Yolu, Hayat, Yolun işleri”. Ve bu bölümün sonunda hoş bir yazı: ‘Bana Gelince’.

‘Ahmet Yesevî ve Türklerde İslâm’ın Yayılması’ başlıklı yazıdan uzunca bir iktibas (alıntı) yapalım:

“Eski Türklerin TEK TANRI dinine inandıkları ve bu dinin şu anda yitirilmiş bir kutsal kitabının da olduğu görüşlerine katılıyorum. Araştırmalar derinleştikçe ve genişledikçe bu gerçek ortaya çıkacak…

Sözgelimi 14. Yüzyılın başlarında Mısırlı Türk Tarihçisi Aybeg’in sözünü ettiği Türklerin kutsal kitabı “Ulu Ata Bitikçi” elde yok… Gürcü kaynaklarında Tek Tanrı’ya inanan ve “Mengü Tangrı Gücündür” (Sonsuz Tanrı’nın Gücüyle) diye başlayan kitaba da ulaşılabilmiş değil… Kim bilir... Belki bir gün bir yerlerden ortaya çıkacak… Belki de ikisi aynı kitap…

Bilinen gerçek, Türklerin İslâm dinine geçmeden önce birçok dine girip çıktıkları… Sanıldığı gibi ve yanlış anlatıldığı gibi İslâm’dan önce Türkler şamanist değildiler. “Şaman” sözü Türkçe değildir. Türklerde şamanlara ‘kam, oyun, baksı’ gibi adlar verilirdi. Bugün de öyledir...

Yaygın adıyla şamanizm bir din olmaktan çok, madde ötesi görüşlere dayalı bir durugörü ve sağaltma yöntemidir. İşin ilginç yanı Türkler hangi dine girerlerse girsinler bu yöntem, o dinin içine sızarak ya da yanında yürüyerek varlığını sürdürmüştür. Bugün de öyledir…

Çoğunlukla Karahanlı Han’ı Satuk Buğra’nın 10. yüzyılın ortalarında Müslümanlığa girmesi Türklerde İslâm’ın yayılmasının başlangıcı olarak söylenir. Bu söylentide bir gerçeklik varsa da, Karahanlılardan önce İtil Bulgar-Türk Devleti’nde İslâm’ın yaygın olduğu bir başka gerçektir.

11. yüzyılda Türkler arasında Müslümanların sayısı çoğalmakla birlikte, yine de birçok Türk topluluğu Nesturi Hıristiyan, Musevi, Mani, Buda ve eski Gök Tanrı inançlarına bağlı kalmayı sürdürüyordu. Anadolu coğrafyasında ise Ortodoks Türklerin varlığı bilinen bir konudur.

İşte Ahmet Yesevi okulunda yetişen öğretmenlerin birinci görevi; henüz İslâm’a girmeyen Türkler ve yakın uluslar arasında dini yaymak; müslümanlaşmış olanlara ise, dinin gerçeğini öğretmekti.

12. yüzyılın ikinci çeyreğinden başlayarak Ahmet Yesevi’nin öğrencilerinin bu görevlerini başarıyla yerine getirdikleri ve sonraki yüzyıllar boyunca da yine öğrencilerin öğrencilerinin aynı görevi yaptıklarını biliyoruz.

13. yüzyılın başlarından başlayarak Cengiz oğulları egemenliğinde kurulan düzen içinde en büyük işi yine Ahmet Yesevi öğrencileri yapmış ve Cengiz’in torunlarını Müslümanlaştırıp Türkçeye ve Türklüğe kazandırmışlardır.”

Eserde tamamını Sayın Zeybek’in kendisinin Türkiye Türkçesine manzum sayılacak biçimde çevirdiği Hoca Ahmet Yesevî’nin hikmetlerinden seçilmiş 124 hikmet yer alıyor. ‘Hikmet’ kelimesi hem Yaratan’la yaratılmış arasındaki sırra ait ulaşılabilen kırıntı bilgi; hem sezgi, ilham ve imanın yıkadığı aklın verdiği hüküm, hem de Farsların rubâisine benzeyen dört mısralık edebî tür… ‘Hikmet’, Anadolu’da ilâhî dediğimiz dinî-tasavvufî nazım parçalarının genel adı. Yesevî hikmetlerini başta Kemal Eraslan Hoca olmak üzere bazı kimseler Türkiye Türkçesine aktardı: Dinini, kendi, diliyle öğrenmek ve öğretmek isteyen bir bilinç Yesevî’nin hikmetlerinin Türkçeye emanet etmiştir. N. K. Zeybek, vecdin oluşmasında öz dilin yerini ve etkisini bilen insanlardan biri olarak, o bilinçle bütünleşmiştir. Bir örnek verelim:

Sevmiyorlar âlimler

Sizin Türkçe dilini

Ariflerden dinlesen

Açar gönül ilini

Âyet hadis anlamı

Türkçe olsa anlarlar

Anlamına erenler

Başı eğip dinlerler

Miskin kul Hoca Ahmet

Yedi atana rahmet

Fars dilini bilir de

Sevip söyler Türkçeyi

Sayın Namık Kemal Zeybek, hem İslâmın sevgi, saygı, şefkat ve merhamet esaslı uyarılarına, hem de Türk sûfîliğine ait özel bir dünyanın kitabı olan bu eser dolayısıyla, sizi alkışlıyorum ve alkışlayanlarınızın çok olmasını diliyorum."

 

NOT: Bu yazı SADIK K. TURAL'ın "BİLGELERİN YOLUNDA" kitabından alınmıştır.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar