DURUM…
  • Reklam
  • Reklam
  • Reklam
Namık Kemal ZEYBEK

Namık Kemal ZEYBEK

DURUM…

26 Temmuz 2018 - 13:48

Türkiye Cumhuriyeti yıkıntı durumuna getirilmiş bir ülke üzerinde kuruldu.

On üç milyonluk bir ulus… Ulus olduğunun bilincinde değil… Uzun süren savaşlarda kırılan gençler... Dönenlerin çoğu sakat… Yaşlılar ile kadınlar çoğunlukta… Ağrılarla kırılan kırılana… Çiçek, Verem, Trahom… Akla ne gelirse… Sanayi ne gezer… Tarım ilkel… Okuma yazma oranı en düşük düzeyde; Yüzde iki buçuk ile dört buçuk arasında bir yerlerde…

Osmanlı’da okuryazarlar o denli az, o denli değerli ki askere alınmıyorlar. 1914’de alınmış, onların da çoğu kırılmış.

Türkiye’de yaşayanlar çağın çok uzağında. Sözüm ona din inancı var da onun da ne doğru bileni var ne de anlayanı…

Yüzlerce yıl anlamadıkları bir dil ile söylenen sözlerin tümünü kutsal bilenlerin yaşadığı din, dirliğe ne verebilirdi ki…

Yine de, Türk Ulusu’nun geçmişinin derinliklerinden gelen erdemlerle yaşayan; üstüne serpilmiş küllerden kurtarıldığında olağanüstü işler yapma gücünü derinliklerinde taşıyan Türkiye Türklüğü denilen gerçeklik var olmayı sürdürüyordu.

İşte K. Atatürk bu saklı gücü açığa çıkardı. Kurtuluş Savaşı başarıldı; aydınlanma savaşı başlatıldı.

Atatürk’ü dört temel değer ile anlamak, anlatmak gerekir:

  1. Türklük Bilinci 2. İnsan Sevgisi 3. Doğaya Saygı 4. Bilime İnanç

Atatürk aydınlanması bu dört temel değer üzerinde yükseldi. Türkiye Yeryüzünün saygın ülkelerinden biri oldu. Türkiye Türklüğü Türk Olmanın bilincine ulaştı. Bilim en gerçek yol gösterici oldu. Tarımda, sanayide, alışverişte gelişmeler oldu. Atatürk’ün gölgesinde uçak yapan bir Türkiye ortaya çıktı. 

Atatürk yolundan gidilseydi, bugün Ülkemiz Yeryüzünün en gelişmişlerinden birisi olurdu. Birincisi de olabilirdi.

Olmadı…

Şundan ki Atatürk’ten sonra karşı devrim başladı. Türklük bilinci yerini batıcılığa bıraktı. Bilimin yerini yeni üretilen dogmalar aldı.

Atatürkçülük, Atatürk’e karşı kullanıldı.

Türk Devriminin özünü kavrayıp, devrim yolunda ilerlemek yerine “Atatürk İlke ve Devrimleri” diye bir din oluşturuldu. Bunların bekçiliği amaçlaştırıldı.

Devrimcilik adı verilen tutuculuk, düşünceler üstünde baskı aracı durumuna getirildi.

Ne ilginçtir ki “İslam’ın şartı beş, İmanın şartı altı” kalıbına benzer biçimde “altı ilke, sekiz devrim” kutsallarını korumakla yetinen bir doktrin adına and içmeler bu yeni dinin tapınma törenlerinde kullanılır oldu.

Atatürk bunu istememişti.

“Benim görüşlerimi doktrin yapmayın, donar kalırız, benim yolumdan gidenler akıl-bilim yolundan gidecek olanlardır. Bir gün benim görüşlerimle bilimin gerçekleri çatışırsa siz bilimi seçin” demişti.

İşin ilginç yanı bir yandan kadınların nasıl giyinmesi yetkisini elinde bilen anlayış, öte yandan 16. Yüzyıldan beri Türk Ulusunu uyuşturan, çökerten, Müslümanlık anlayışını da yeniden Türkiye Türklüğüne dayatmak için kurslar, İmam Hatip Okulları, Yüksek Okullar, Fakülteler açıyordu.

Devlet içinde dini etkinlikleri denetlemek için kurulan DİB politikacıların desteği ile artık devleti yönetenleri denetler bir kurum haline dönüştürüldü.

Çözüm mü?

Din ile devletin tam ayrışması…

Bu konuyu sürdürelim…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar