Kanada'dan Kaz  Dağları Eylemine Büyük Destek: Alamos Gold...
  • Reklam
Prof. Dr. Sadık Rıdvan Karluk

Prof. Dr. Sadık Rıdvan Karluk

Prof. Dr. Sadık Rıdvan Karluk

Kanada'dan Kaz  Dağları Eylemine Büyük Destek: Alamos Gold Pretosto Edildi

04 Eylül 2019 - 16:20

 

Kanada'dan Kaz  Dağları Eylemine Büyük Destek: Alamos Gold Pretosto Edildi

Kanada merkezli  Alamos Gold şirketinin Çanakkale'nin merkeze bağlı Kirazlı köyü yakınlarındaki altın ve gümüş madeni projesinde çalışmalar  devam ederken, ağaç kesimleri ve kazılar hızlı bir şekilde sürmektedir. Buna karşılık  26 Temmuz'da başlatılan "Su ve Vicdan” nöbeti ise  büyüyerek devam etmektedir. Alamos Gold; ABD, Kanada, Meksika ve Türkiye'de projeleri bulunan  şirkettir. Şirketin Türkiye’de faaliyet aşamalarda bulunan projeleri Kirazlı, Ağı Dağı  ve Çamyurt’tadır.

Bu üç proje  Çanakkale il sınırları içerisindedir. Faaliyetlerini yüzde 100 sahibi olduğu Doğu Biga Madencilik üzerinden  gerçekleştirmektedir.  Düşük maliyetli üretim şirketin politikasıdır. Üretim “yer üstü” yapılacaktır. Fakat Kanada’nın Ontario bölgesindeki Island Gold Mine’de “yeraltı” (underground) tipi madencilik  tercih edilmiştir. (https://miningdataonline.com/##)  Teknik ifadesiyle “uzunlamasına uzun delikli geri çekilme madencilik” yöntemi kullanılacaktır. (Modifiye Avoca Madenciliği) (https://translate.google.com/translate?hl=tr&sl=en&u=https://miningdataonline.com/property/7/Island-Gold-Mine.aspx&prev=search)

Alamos Gold’un Türkiye’deki şirketi  Doğu Biga Madencilik; Kaz dağlarında yaptıkları altın arama faaliyetlerinde  siyanür ya da türevi bir maddenin kullanılmadığını, Kirazlı Projesi'nin, Atikhisar Barajı'na olumsuz bir etkisinin olmayacağını, proje alanının Çanakkale’ye 30, Atikhisar Barajı'na 14, Kaz Dağları Milli Parkı'na ise 40 kilometre uzaklıkta olduğunu, tesislerinin, Atikhisar Barajı Su Havzası'nın da dışında olduğunu açıklamıştır.  Çıkarılan kayaçların içindeki altının ayrıştırılması  uluslararası kriterlere göre, katı bir prosedür içerisinde ve özel olarak hazırlanmış korunaklı, sızdırmazlığı sağlanmış yerlerde  gerçekleştirileceğini açıklamıştır.

Kirazlı, şirketin Çanakkale merkez ile Çan ilçesi arasında kalan bölgede yer alan projesidir.  Şirket 2020 yılında üretime geçmeyi ve beş yılda 514 bin ons altın ve 3,5 milyon ons gümüş üretmeyi planlamaktadır.  Açık ocak işletmeciliği ile cevher üretilecektir. Alamos Gold'un CEO'su John McCluskey, 22 Mayıs'ta  Londra'da düzenlenen  Sempozyumu'nda yaptığı sunumda, "Projenin iç verimlilik oranı yüzde 44. İşe başladığımızda 1 doların 3 Türk lirası, şu anda ise 6 lira olduğunu düşünürsek bu karlı bir proje. Bu gerçekten istisnai bir proje. Alttaki fotoğrafta Devlet Su İşleri'yle birlikte geliştirdiğimiz büyük bir göleti görüyorsunuz. Bu, Türk hükümetinin ilk kez kamu-özel ortaklığında yapımı üstlenilen bir gölet" demiştir.

Kirazlı Projesi'nin ÇED olumlu kararına karşı açılan dava sürerken, Çanakkale Valiliği tarafından şirkete izni verilince şirket, proje alanında çalışmalarına başlamıştır. Şirketin Kaz dağlarındaki  madencilik faaliyetleri, Kanada’da protesto edilmiş, Kaz dağlarında süren mücadeleyle dayanışma mesajı verilmiştir. Kanada’nın Quebec eyaletindeki Montreal şehrinde bir araya gelenler, “Kanada Kaz Dağlarıyla Dayanışma Grubu” adıyla bir  sivil toplum girişimi oluşturmuşlardır.  

Oluşumun aldığı karar  sonucunda 16 Ağustos 17.45’te “Square Cabot” alanından başlayan bir protesto yürüyüşü düzenlenmiştir. İngilizce ve Fransızca yapılan basın açıklamasında, dünya madencilik faaliyetlerinin yüzde 75’ini yürüten Kanadalı maden şirketlerinin, bu faaliyetleri yürüttükleri ülkelerde  her türlü yasal boşluktan yararlanarak karlarına kar kattıkları  vurgulanmıştır.  Şirket, Kaz dağlarında altın üretmek için 195 bin den fazla ağacı kesmiştir. Bu miktar,  ÇED tarafından onaylanan çevresel etki değerlendirme raporunda belirtilen miktarın dört katıdır. Altın çıkarımı için de  20 bin  ton siyanür   kullanılacaktır.

Kanada’da komünist eğilimli haber sitesi SoL,  ekolojik eylemciler, çevre grupları ve Türk göçmenlerin    Kaz dağlarındaki  altın madeni  çıkarılmasına karşı gösteri yaparak  protesto ettiğini  açıklamıştır. 18 Ağustos 2019 tarihinde  yerel saatle 18.20’de  yaptığı açıklamada, Türkiye’de altın severlerin iddialarını ve onlarla ilgili gerçekleri  haberleştirmiştir.   Alamos Gold'un Türkiye'deki altın çıkarma girişimleri Türkiye'nin "altın severleri" tarafından savunulmaya devam edilmektedir. Bu altın sevenler kimlerdir?

SoL’a göre iktidardaki milletvekilleri, bakanlar, bakanlıklar, hükümet yanlısı köşe yazarları, hükümet yanlısı çevre dernekleri, sosyal medya trolleridir. Altın severler Kaz dağlarını, sınırları insanlar tarafından çizilen milli park olarak tanımlamaktadır.  Aslında Kaz dağları beş dağlık alandan oluşmaktadır ve dolayısıyla milli parkla sınırlı değildir. Kaz dağlarıyla ilgili tartışma, ekosistemi ve etkileşim alanlarını ifade etmektedir.

SoL, Montreal'de yaşayan Türk göçmenler ile  Kanada ve Yunan  Komünist Partileri (CPC, KKE), Halkın Kurtuluşu Partisi, TKP, Montreal Yunanistan İşçi Derneği ve  Quebec Barış Hareketi ile çevre gruplarının protestoya katıldığını açıklamıştır. Protestocular,  Kanadalı şirketler tarafından gerçekleştirilen dünya çapındaki madencilik operasyonlarının, topluma ait doğal kaynakları ve çevrenin  yağmaladığını  belirtmişlerdir. İşletmenin faaliyete geçmesiyle ortaya çıkacak çevre felaketini önlemek için ekolojik aktivistler ve çevreci gruplar Türkiye'deki protestoculara Kaz Dağları Kardeşliği kapsamında  destek vermiştir.

Kaynak: https://halkweb.com.tr/kaz-daglari-icin-acilan-o-pankart-kanadaya-damga-vurdu/

SoL, Türkiye'nin  tanınmış piyanistlerinden Fazıl Say’ın, protestoları desteklemek amacıyla pazar günü maden sahasında sahne alacağını açıklamış, Türk haber sitesi T24 ise konser alanının çeşitli şehirlerden gelen binlerce insanla dolu olduğunu haberleştirmiştir. (https://www.facebook.com/canadasolidaritykazmountains/) Fazıl Say'ın eşi Ece Dağıstan Say ise  konserden çektiği fotoğrafları Nazım Hikmet'in “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” dizelerinden alıntı yaparak instagram sayfasında paylaşmıştır.

Alamos Gold’un bölgeye verdiği zarara tepki olarak Kaz dağlarında başlatılan Su ve Vicdan Nöbeti, 26 Temmuz’dan bu yana devam etmektedir. Eylemciler, bölgedeki maden faaliyetlerinin durması talebiyle Kirazlı’da günlerdir nöbet tutmaktadırlar. Bu kapsamda  Fazıl Say, çevre katliamına dikkat çekmek amacıyla  Kaz Dağları’nda konser vermiş ve “Bugün Türk halkıyla gurur duydum” demiştir.

Biga yarımadasının sınırları insan yapımı değil, doğaldır.  Verilen madencilik lisansları, Kaz dağları milli parkının ötesini kapsamaktadır. “Kesildiği kadar ağaç da ekiliyor” açıklaması  da doğru değildir. Çünkü açıklamada sadece  gelişmiş ağaçlar söz konudur. Oysa  düzensiz olarak orman içinde gelişen ağaçlar  sayılmamaktadır.  Bu sebeple  13.400 ağaç  rakamı  doğru değildir.

 

Dikilen  ağaçlar  da  tutmayabilir. Dikimden söz edenler her 5 metrekareye ağaç dikmeyeceklerini biliyorlar. Diyorlar ki, “Madenler iç coğrafya için o kadar önemli değil.” MTA  raporuna göre 2016 yılında 4,646 metrekare madencilik lisansı verilmiştir. Bu, Van gölünün 1,5 katıdır. (According to MTA  report in 2016, mining licenses are granted for 4646 square meters. This is 1,5 times of the Van lake)  Diyorlar ki,  “Siyanür, altın kazma için kullanılmaz.” Oysa siyanür, altının  çıkarılmasına kullanılır. Ayrıca, derinlere inen maden çıkarımı yeraltı su kaynaklarını  etkiler. Şöyle diyorlar: “Siyanürün zararlı olmayan kimyasallara dönüştürülmesi mümkündür.  Çevreye zararlı olan siyanürdür.”

 

Siyanürün sızıntı yapmayan havuzlara konulmasıyla kimyasal buharlaşma süreci sonunda dönüştürülemeyen bir miktar siyanür çevreye  zarar verebilir. Deprem, sel veya fırtına gibi doğal afetler de süreç üzerinde beklenmeyen bir etki yaratabilir. Az miktarda siyanür bile zehirlenmeye  yol açabilir. Altın  üretiminin yapılacağı Kaz dağlarında sadece bir bölgede  64 milyon tonda altın aranacak ve siyanür işlemine tabi tutulacaktır. Siyanür  zararlı tek kimyasal değildir. Çevreye başka düzinelerce zararlı kimyasal salınacaktır. Sülfat  kullanıldığında ve doğal suyla birleştiğinde, çevreye zararlı bir asit oluşturur. Ayrıca tonlarca toz yakındaki ormanlara  yayılacak, çok sayıda patlayıcı ve yakıt kullanılacaktır.

 

Diyorlar ki, “Türkiye önemli bir altın ithalatçısı. Yurt içi altın  üretimi ülke için büyük  yarar sağlayacaktır.” MTA raporuna göre 2017 yılında  22,5 ton ve 2018'de ve 27,1 ton altın üretilmiştir. Bir ons altın 1,500  dolar civarındadır. 2018'de 1 milyar 300 milyon dolar değerinde altın üretilmiştir. Bu, altın üretiminin ekonomik  değeri hakkında fikir verecektir. Fakat Türkiye askeri amaçlar için 19 milyar dolar harcama yapmaktadır. (According to the MTA report, 22.5 tonnes and 27.1 tonnes of gold were produced in 2017 and 2018 respectively. The gold prices peaked this year. One ounce of gold is 1500 USD, which means 1,300 billion gold was produced in 2018. This would give an idea about the economic input of gold production. Turkey spends 19 billion for military purposes) 

 

Kaz dağlarında yaşanan yağmanın tek örnek olmadığının işaret edildiği açıklamada, Latin Amerika’dan Afrika’ya, Asya’dan Doğu Avrupa’ya uzanan coğrafyada  tekellerin sermaye iktidarları ve yerli işbirlikçileri eliyle yol açtıkları yıkıma dikkat çekilmiştir. Ottawa’daki  protestocular  cuma sabahından pazar akşamına kadar Parlamento önünde eylem  gerçekleştirmişlerdir. Önümüzdeki haftalarda, Toronto ve Vancouver’da da Türkiye’deki çevre direnişine destek ve Kanada kamuoyunu bilinçlendirme etkinlikleri yapılacaktır.

Kaz dağlarında yaşanan çevre katliamı UNESCO’nun da gündemine gelmiştir. Yeniçağ’da yer alan habere göre bir dönem UNESCO iyi niyet elçiliği yapan  Zülfü Livaneli altın madeni çalışmaları kapsamında doğa katliamına maruz kalan Kazdağları için Unesco’ya bir mektup yazmıştır.1996-2007  döneminde Unesco İyi Niyet Elçisi ve Genel Müdür Danışmanlığı da yapan Livaneli,  Twitter hesabından Unesco’ya  şu çağrısında  bulunmuştur: “Sizin hükümetler arası bir kuruluş olarak bu tür konularda yaptırım gücünüzün sınırlı olduğunu biliyorum. Ancak tarihi İda Dağımıza ve İda Dağı'nın yerli halkına yapılan bu imha hareketi karşısında, uluslararası kamuoyu farkındalığı oluşturmak için yardımınıza ihtiyacımız var.”  

Unesco Genel Direktörü Audrey Azoulay’a hitaben yazdığı mektupta Livaneli, "İlk önce yeni görevinizden dolayı sizi tebrik etmek, ikinci olarak Türkiye'nin Kuzeybatı bölgesinde bulunan dünyanın doğal ve kültürel mirası olan Kaz Dağları'na (ünlü mitolojik adı İda Dağı) karşı işlenen suça dikkatinizi çekmek istiyorum. Üzülerek belirtmeliyim ki bir Kanada firması burada yakın zamanda yaklaşık 200 bin ağaç kesti. Firma bu güzel cenneti yok edecek siyanür kullanımı yöntemiyle altın çıkarmayı planlıyor. Milyonlarca insanın protestolarına rağmen, firma projesine devam etmektedir. Bu durum dünyamızın maddi ve manevi mirasına bir saldırıdır. Sizin hükümetler arası bir kuruluş olarak bu tür konularda yaptırım gücünüzün sınırlı olduğunu biliyorum. Ancak tarihi İda Dağımıza ve İda Dağı'nın yerli halkına yapılan bu imha hareketi karşısında, uluslararası kamuoyu farkındalığı oluşturmak için yardımınıza ihtiyacımız var. Lütfen bu mektubumu UNESCO ideallerinin hatırlatılması ve acil eylem için bir çağrı olarak kabul edin" demiştir.

Bu süreçte İzmir Barosu, Kaz Dağları’nda  Alamos Gold tarafından sürdürülen altın madenciliği faaliyetleri hakkında 14 Ağustos’ta Kanada Başbakanı Justin Trudeau, Kanada baroları ve hukuk örgütleri ile siyasi parti temsilciliklerine birer mektup göndererek, bölgedeki doğa katliamına karşı birlikte mücadele çağrısında bulunmuştur. Kanada Başbakanlık Ofisi, İzmir Barosu’na 18 Ağustos’ta yolladığı  cevap yazısında Ofis, Kaz dağları konusunda kendilerine yapılmış başvuruyu dikkatle incelediklerini belirterek, İzmir Barosu Başkanı Özkan Yücel'e teşekkürlerini iletmiştir. Mektubun, Kanada Uluslararası Ticareti Çeşitlendirme Bakanı James Gordon Carr’a iletildiği ve Bakan Carr’ın konuyu ayrıca değerlendireceği  açıklanmıştır. Kanada Başbakanı Trudeau’nun İzmir Barosu’nun kaygılarını iletmesinden memnun olduğu belirtilerek, mektup için baroya teşekkür edilmiştir.

Bu kapsamda Prof. Dr. Ali Demirsoy’un benimde katıldığım  görüşlerini  (06.08.2019) özetle  paylaşmak istiyorum: “Maden işletmeciliği, kural olarak yekpare olan kayaçların daha küçük parçalara ayrılmasını öngörür. Bu bazen toz diye nitelendireceğimiz boyutlara kadar düşürülür. Bunun bir fiziksel önemi vardır ki bunu hiçbir zaman gözden ırak tutmamalıyız. Dolgun (kompakt) bir kayaç dış yüzeyi kadar temas alanına sahiptir. Eğer siz bunu parçalara bölerseniz, yüzeyini karesi oranında büyültürsünüz.

Bazen diyorum ki, Türklerin dünyadaki tüm düşmanları toplansa, Türkiye’yi tahrip etmek için uzun yıllar uğraşarak plan yapsa, acaba bu kadar etkili bir plan yapabilir mi? Bu kadar yüzeyi büyütülmüş, içerisinde işletilemeyecek kadar düşük, ama sağlık için hala zararlı tenörde kalmış iki değerli metalleri (arsenik, cıva, kadmiyum vd) taşıyan işletmeden sonra geriye kalan kırıntı yığını denen kırıntıları ve tozları, çoğunluk bir yerlere gömüyorsanız ya da açığa yığıyorsanız, bu şu demektir:

Yağacak bir yağmurda, selde seylâpta, akıl almaz derecede büyütülmüş yüzeylerden arta kalmış madeni yıkayarak altına eşlik eden iki değerlekli toksik elementleri yaşadığımız ortamlara veriyorsunuz; daha doğrusu kaçırıyorsunuz. Bu gün kaçmaz ise yarın, yarın kaçmaz ise öbür gün kaçacağı aşikârdır. Özellikle her gün tektonik olarak bir yerleri kırılan bir ana karanız varsa ve bu ana karanın önemli bir kısmında suyu geçirimsiz bir arazi yapısı varsa (Kazdağı tamamen böyledir), er ya da geç bu toksik denecek malzemenin son alıcı ortamlara taşınması kaçınılmazdır.

Galiba geçmişte ve bu gün işletilen, yakında işletmeye açılacak madenlerimizde durum budur. Tarihe mal olmuş böyle bir dağın (orada dünyanın ilk güzellik yarışması yapılmış, mitolojik tanrılar sevgililerini buraya getirerek sevişmişler; Türk kanı taşıyan insanların en önem verdikleri Sarıkız Efsanesi burada yaşanmış) biyoloji varlıklarının yok edilmesine, birçok yerleşim yerinin su kaynaklarını besleyen kaynaklarının sorumsuz kişiler ve yetkililerin göz yumması ile kirletilerek vatandaşlarımızın sağlığıyla oynanmasına hiçbir uygarlık duyarsız kalamaz.

Kaldı ki, birçok nedenle su sıkıntısına gebe olan Türkiye’nin böyle bir tatlı su kaynağının, neredeyse kaynağın başında kirletmesine izin verilmesinin mantıkla açıklanabilir bir tarafı olamaz. Bu sadece yöre halkına değil, gelecek kuşaklara karşı da işlenmiş bir suç olacaktır. Bunun için Avrupa Mahkemelerinin müdahale etmesi de gerekmez. Bizim bu amaçla kurulmuş olan bakanlıklarımız, dolaylı olarak Devlet Su İşleri, MTA, bu olaya müdahil olmalıdır diye düşünüyorum. Yüce Türk adaletinin de bu katliama sonsuz duyarsız kalacağını da düşünemiyorum.

Kaynağından itibaren damla damla verilen zehrin etkisi zamanla ortaya çıkacaktır ve çıktığında da hiç kimsenin etkili bir önlem alması beklenemez. Ancak, geçmiş kuşaklar lanetlenmeyle yetinilecektir. Diyelim ki, farkına vardık ve önlem almaya giriştik, siz zannediyor musunuz ki, hoyratça dağlar şeklinde yığılan bu pasaların zehirlemesi önlenecektir. Bu pasalar binlerce yıl bu kültür bölgemizi zehirlemeye devam edecektir. Bu kültür dağının çevresinde konuşlanmış üniversitelerin mümtaz hocaları, yöneticileri bilim adamları, sayteyşın indeks kompleksinden ve uşaklığından kurtularak, bu sorunlara bilimsel tepkilerini göstermeye ve bu sorunu bilimsel olarak acilen çözmeye yönelmelidirler.

Yaptığım ön araştırmalara göre, bu dağın çevresinde yer alan üniversitelerde tek bir bilim adamı dahi bu sorunla ayrıntılı olarak ilgilenmemiş; hatta bilgi sahibi bile olmamış. Unutmamak gerekir ki bazı yerlerdeki insanların konuşması kadar sessiz kalması da suçtur. Siyanür çok hızlı buharlaşabilen (süblime olabilen, sıvı hale geçmeden gaz haline geçebilen) bir bileşiktir ve en önemlisi havadaki su ile bir araya gelip de özellikle volkanik ya da tektonik kayaçların üzerine düşerse, onların içinde bulunan başta arsenik olmak üzere çift değerlikli toksik etki gösteren elementlerin yerine geçerek  onları su ortamında çözünebilecek şekilde serbest bırakır.

Böylece başta akarsular olmak üzere sadece ağır metal kirlenmesi değil, toksik elementlerce de bir çeşit zehirlenmiş olur. Durum bu, eğer bundan böyle bilmiyorduk, kandırıldık derseniz, kimseyi inandıramazsınız… Ben yüce milletimi uyarıyorum.”

Aşağıda sosyal medyada yer alan iki ilginç paylaşımı da  aşağıdadır.

“Bu dağların havasını soluyan, bir daha vazgeçmez.  Hele ellerindeki bu yeşili almaya kalk ve gör ki; her kız, kızan, kadın ve de erkek bir efe olur.  Ben bu inanç, sevgi ve kararlılığı rakım’ı 185 m. olup, soyunun 300 yıldır burada yaşamakta olduğunu, mezarlarında 450 yıllık taşların bulunduğunu, muhtarın ise, köyün yerleşim tarihinin 700 yıl olduğunu iddia ettiği, keçilerin bile çıkmakta zorlandığı karşıdaki orta tepenin üzerinde havuzu da olduğu söylenen tarihi bir kale görüntüsüne sahip Dereli köyü kahvesinde, bize bilgi veren, elini öptürmeyip tokalaşan ve vedalaşırken de bastonuna dayanarak kalkıp, bizi ayakta uğurlayan 85 yaşındaki Fethi Topal dedenin gözlerinde okudum.”

Kazdağı efesi der ki: Dar'a düşen dağlara yaslanır. dereyi seviyorsan ucunda denizi görmen lazım sayın başkan. Sen arkana alacağına bu güzellikleri, satarak kar yapmayı düşünüyorsun. Bırak bu işleri haydi bre efeler toprağına yakışanı biz köylüler daha iyi biliriz. Merak etmeyin... dereli halkı göz yumar sandıysan eyvah ki ne eyvah.”

 

Şimdi sizlerle 34 yıldır Kanada’da yaşayan sayın Ozbay Menai’den bana ulaşan dileği paylaşmak istiyorum. Türkiye’den yükselen tepkilere Kanada’dan  önemli bir  katkıda bulunulmuştur.  Ozbay Menai’den gelen mesaj aynen şöyledir:

 “Bundan yaklaşık 25 yıl önce bir Cumartesi günü öğle yemeği için bir restorana gidiyorum. Hava güzel artı 14 derece..  Ağaçtan bir dal kırdım, elimde restorana götürdüm. Garson kızlar beni tanırlar, her gidişimde tebessümle karşılarlardı. Üniversite öğrencisi kızlar çiçeği elimde görünce tebessümle karşılamadılar. Balkonda oturanlar da çiçeğe doğru baktılar, anlayamadım. Garsonlardan biri ya da müşterilerden biri telefon etmiş olacak ki 20 dakika geçti, çiçek masanın üzerinde. Belediyeye ait çevre koruma arabası geldi, park etti. İçinden 35 yaşlarında bir adam çıktı, gülümseyerek bana doğru geldi. Masadaki çiçeğe baktı. Nezaketli bir şekilde ‘O çiçeği alıp arabama gelir misiniz?’ dedi. O zaman anladım. Bu çiçeği dalıyla kırmak yasak. ‘Mahkemeye mi gitmek istiyorsun, yoksa para cezası mı vereyim’ dedi.  ‘Ne kadar para cezası’ dedim. Bir metre çıkardı ve dalın boyunu ölçtü. Yaklaşık 40 cm. ‘40 dolar yazacağım’ dedi ve yazdı. Pazartesi günü 40 doları belediyeye ödedim. Kendi ağacının dalına dokundurmayan Kanadalı bizim Kaz dağlarını dümdüz ediyor. Hem doğayı katlediyor, hem de siyanürle altın arıyor, insan sağlığını tehdit ediyor.  Bunlar 40 cm ağaç dalı için ceza kesiyor. Bizimkilerde ……  bizim dağlarımızı bunlara peşkeş çekiyor. Bizimkiler gelsin, bunların iki ağacını kessin. Yere iki kazma atsın. Ağacı da, kazmanın sapını da …….ar.”

Ozbay Menai, “Kanada Hükümetine, Kanada Büyükelçiliğine, Kanada Sivil Toplum örgütlerine aşağıdaki metni (dilediğiniz uyarlamaları yaparak) yollayabilirsiıniz, bol fotoğraf ekleyebilirsiniz... gruplarınızda paylaşabilirsiniz” diyor. Ben de aynı fikirdeyim. Eğer uygun görürseniz, aşağıda yer alan adreslere gönderebilirseniz, en az  Fazıl Say  konseri ve  Tarkan’ın şarkısı kadar etkili olur kanaatindeyim.

 Ozbay Menai’nin göndermiş olduğu adresler aşağıdadır. İlk grup adreslerde  bir sorun yoktur. Çünkü bana Kanada’dan cevap gelmiştir. Fakat ikinci grup adreslerde sanırım sorun vardır. Çünkü Kanada’dan olumsuz cevap gelmiştir. Ozbay Menai’nin hazırlamış olduğu ve  aşağıdaki adreslere gönderilmesinin benimde yararlı bulduğum mektup aşağıdadır. İstenirse gerekli ek ya da çıkarmalar yapılabilir. Bu  sadece bir örnektir.

 KANADA DEVLETİNİN ÇEVREDEN SORUMLU BİRİMLERİ

ec.media.ec@canada.ca,

ec.enviroinfo.ec@canada.ca,

ESRD.Info-Centre@gov.ab.ca,

mgi@gov.mb.ca,

elg-info@gnb.ca,

info@gov.nl.ca,

emc@gov.ns.ca,

environment@gov.nu.ca,

info@mddep.gouv.qc.ca,

centre.inquiry@gov.sk.ca,

environmentyukon@gov.yk.ca,

Gelen cevap aşağıdadır.

KANADA SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI

chair@rcen.ca,

secretary@rcen.ca,

nsenvironmentalnetwork@gmail.com,

p2@planetfriendly.net,

info@GoodWork.ca,

cnhhe-rcshe@nb.lung.ca,

info@conservationontario.ca,

info@ecologyaction.ca,

ctunnacliffe@ecojustice.ca,

communications@ecojustice.ca,

info@environmentaldefence.ca,

info@earthday.ca,

iclei.ws@iclei.org,

climate.center@iclei.org,

nature@natureconservancy.ca,

simond@pembina.org,

pprobe@pollutionprobe.org,

mahmad@wwfcanada.org,

info@cpaws.org,

nhattan@climateactionnetwork.ca,

tracy@cela.ca,

articling@cela.ca,

tith@ccic.ca,

info@acp-cpa.ca,

info@ecoforestry.ca,

Burada bir sorun var.

“21st August 2019, Ankara

Dear Sirs,

I am writing this letter to inform you about a Toronto based Canadian Company Alamos Gold’s actions in Turkey. Recently, there has been a big public outcry about deforestation of the “Kaz Dağları” (Kaz Mountains). This mountain range is of critical importance and a nature wonderland. The current government authorities of Turkey obviously gave license to Alamos Gold.

To date it was estimated that 195,000 trees were cut in these mountains and below pictures should give you some idea of the disaster. People of the region have been desperately trying to stop this carnage. They claim that theirlivelihood is at stake.  Kaz Dağları is known with its clean air that many asthma patients come to feel better.

Below please find the points that the CEO of Alamos Gold gave during an interview. He is boasting that the investment they make is only 100 million USD. The estimated earnings from this operation can be as high as 4 billion USD. The people of the region and Turkey will be left with contaminated land and ground water while some take their profits and go away.

These types of licensing cannot be received easily. The Turkish company they set up for this operation is Dogu Biga Madencilik has received so many exemptions including financial and tax related ones from the Turkish government. The below link also shows CEO’s comments during an interview: https://streamable.com/ofied

I now as a fact that such companies cannot behave the way they do overseas. I am very upset seeing these images day after day and the desperate fight people do. As a citizen of the world, I believe each tree and the nature belongs to all of us. We cannot have different standards for different parts of the world. Canada’s forest areas are even bigger than the entire land of Turkey. Think about cutting close to 200.000 trees in Canada! I can probably hear the public outcry all the way from here. So, why a different standard applies to Turkish forests? This is not moral or ethical either.  Protection and preservation of nature is a universal value for all of us…or is it not?

Below please find more pictures showing ordinary citizens putting up a fight. They say “forest, soil, water and mercy”. The awareness has been growing and this news has been on the front pages for some time. I am not sure if this may catch your attention. However, I have personally experienced and seen that if a western company did something against people’s will in another part of the world, there is chance that the citizens of that country could change anything.

To enable people to have a voice, that country needs a proper democracy and strong public institutions. As a result, the only way out is to bring the issue home, to Toronto and greater Canada. The concern about nature is universal for all of us. I would appreciate your attention to this matter and similar ones.”

Mektup Ankara’daki Kanada Büyükelçiliği’ne tarafımdan gönderilmiştir. Henüz cevap gelmemiştir.  Mail adresi  aşağıdadır.  Kanada Büyükelçiliğine de gönderilmesinde bence yarar vardır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar