DEVLETİMİZ VE MİLLETİMİZ İÇİN!
  • Reklam
Umut Berhan Şen

Umut Berhan Şen

Umut Berhan Şen

DEVLETİMİZ VE MİLLETİMİZ İÇİN!

09 Kasım 2017 - 23:56

Öncelikle TÜRK DEVRİMİ Gazetemizin tüm okuyucularına candan, gönülden kocaman bir merhaba…

İlk yazımın konusu Irak’ta Türk Devleti ve Milletinin Beka Meselesi üzerine…

Türkiye’nin Irak politikası son yıllarda dış politikadaki dönüşümün en belirgin örneklerinden birisi olmuştur. 2000’lerin başındaki gergin ilişkiler, 2008 yılının ikinci yarısından itibaren gözle görülür bir biçimde iyileşmiştir. 2010 yılında ise önemli bir kırılma yaşayan ilişkiler, hâlihazırda Türkiye açısından Ortadoğu’daki en stratejik ilişki olmaya doğru yönelmektedir.

Irak ile süregelen ilişkilerimizde ise devlet olarak bizim için en hayati konuların başında Irak Türklerinin geleceği gelmektedir. Zira Büyük Selçukluların 11. Yüzyılın ilk yarısında Irak’ta yerleşik bir düzen kurmalarından beri Irak’ta ciddi bir Türkmen varlığı mevcuttur.

Irak Türkleri, bugün Irak topraklarında yaşayan milletler içerisinde yaklaşık üç milyon nüfusu ile üçüncü sırada yer almaktadır. Dünyanın üçüncü büyük petrol rezervine sahip olan Irak, geçmişte olduğu gibi günümüzde de Avrupa Devletleri ve ABD’nin güç mücadelelerine sahne olmuştur. Uzun yıllar diktatörlükle idare edilen, savaşlarla ve iç karışıklıklarla uğraşan Irak’ta, Türkmenlerin hayatı da, ülkenin kaderiyle özdeşleşmiştir. Ancak, en fazla kenara itilen ve ötekileştirilmeye çalışılan millet Türkmenler olmuştur.

Ortadoğu, yüzyıllar boyu Türk hâkimiyetinde kalmıştır. 19. yüzyılın sonlarına doğru İngiltere bölgedeki petrol ve doğalgaz yataklarını keşfetmiştir. Buna paralel olarak bu devletin emperyalist isteklerinin su yüzüne çıkmasıyla birlikte, diğer büyük devletler de bölge üzerinde nüfuz sahibi olmak istemişlerdir. 1. Dünya Savaşını izleyen süreç içerisinde de bölge, Avrupa ve ABD tarafından içinden çıkılması zor bir girdaba doğru sürüklenmiştir. Bölge halkları Türk devletlerinin ve özellikle bunların en güçlüsü ve en uzun süre bölgede hâkimiyet kurmuş olan Türk Devleti’nin tesis etmiş olduğu adalete, huzur ve güven ortamına hasret bırakılmıştır.

Bill Clinton döneminde, birkaç füze saldırısından başka Irak’a karşı fazla bir tepki gösterilmemiştir. Birleşmiş Milletler, ABD, İngiltere ve müttefikleri, Körfez Savaşı’ndan sonra her geçen gün Irak’a karşı uyguladığı yaptırımları arttırmıştır. El Kâide  terör Örgütü, 11 Eylül 2001 tarihinde Amerika’da Dünya Ticaret Merkezi Binası’na ve Amerikan Savunma Bakanlığı binalarına saldırmıştır. Hemen ardından, George W. Bush’un dikkati bu saldırıya sebep olması ihtimaline karşı Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’e yönelmiştir. Ancak ABD’nin bu yöndeki iddiaları asılsız çıkmıştır. Bunun üzerine, Irak’a saldırı için yeni bahaneler öne sürülmüştür. Bu sebeplerden en önemlisi Irak yönetiminin kitle imha silahları bulundurduğudur. Saddam Hüseyin’in, bu iddiaların ortaya çıkışından itibaren B.M. Silah Denetçilerine, Irak’ta inceleme yapma izni vermemesi bu konudaki şüphelerin artmasına ve sonunda ABD’nin Nisan 2003’te Irak’ı işgal etmesine neden olmuştur. Gerçekte bu işgalin ardındaki sebep, ABD’nin Irak petrolü üzerindeki tarihî emelleri ile dünyanın tek gücü olmanın verdiği sarhoşluk ve rahatlıkla dünyada istediği her şeyi yapabileceği ve buna hiçbir gücün müdahale edemeyeceği inancıdır.  

ABD’nin günümüze kadar süregelen Ortadoğu politikasının aşağıdaki 3 hedefi gerçekleştirmeyi amaçladığı görülmektedir:

1. Ortadoğu bölgesinin, doğal kaynakları ve zenginlikleriyle bölge içinden veya dışından herhangi ABD karşıtı bir devletin kontrolüne girmesini önlemek

2. Bölge petrolünün kontrol altına alınması

3. İsrail’in varlığının ve güvenliğinin korunması

Türkiye, şimdiye kadar Irak Türklerine karşı izlediği politikaları tahlil etmeli ve bundan sonraki dönemde aynı dil, din, tarih, kültür ve kan bağına sahip olduğu Türkmenlerin daha fazla ezilmesine müsaade etmemelidir. Şunu unutmamak gerekir ki, bu halkın dünyada sesini duyurmasına yardımcı olacak tek dayanağı Orta Doğu’da etkin bir güce sahip olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Türkiye’nin bir an önce gerekli siyasi girişimleri yaparak Türkmen meselesini dünya gündeminde üst sıralara taşıması gerekmektedir. Türkiye, bütün bu girişimleri yaparken, vakit kaybetmeden medya faktörünü de kullanarak aktif politikalar sergilemelidir. Türkmenlere karşı uygulanan asimilasyon girişimleri önlenerek, gerekli tedbirler alınmalıdır. Irak Türkleri, Türkiye’ye ve dünyaya tanıtılmalıdır. Dünya ve Arap ülkeleri ile ilişkiler pekiştirilerek, Irak’ta güven ve huzur ortamının sağlanmasına hep birlikte hizmet edilmelidir. Türkmenler ekonomik bakımdan desteklenmeli, Türkmen iş adamı ve müteşebbislere gerekli kolaylıklar sağlanarak, onlara yardım edilmelidir. Türkmen Cephesi’nin güçlenmesi sağlanarak Kürt gruplarının baskılarına karşı mücadele gücü arttırılmalıdır. Türkmenler var olma savaşında desteklenmelidir.

Türkiye elbette ki, tarihsel olarak BÜYÜK SELÇUKLU mirasının da temsilcisidir. Bu bağlamda önümüzdeki 1000 yılda da bu coğrafyada var olmak istiyorsak, maceraya girmeden, devlet aklı ve ciddiyetiyle Irak’taki varlığımız adına diplomasiyi ve uluslar arası hukuktan doğan tüm haklarımızı kullanarak hareket etmek zorundayız.

ABD tarafından görevlendirilen Barzani marabası şimdilik sahneden çekilmiştir. Bir hususu da unutmadan ekleyelim:  Rusya'nın Irak'taki en büyük ticari kuruluşu olan  ‘’Rosneft’’ şirketinin en büyük ortağı Barzani marabası ve aşiretidir. Ruslar’ın bu şirkette Suud ve İngiliz ortakları da vardır. Geçtiğimiz hafta, neden Suud hanedanından bazı prens ve hanedan üyelerine operasyon yapıldığı net olarak karşımızda durmaktadır. ABD, İngİltere’nin kurduğu derin denkleme çomak sokmaktadır. Bu bağlamda, ABD’nin ikinci hamlesi  ise, Pyd terör örgütünü Erbil’e saldırtmak olacaktır. Açık ve net: ABD Mezhepler arası savaş istiyor!

İran Türk dostluğunu bozmak için de ellerinden geleni yapacaklar. Devletimiz bu konuda kararlı olmalı. Bu karışık denge sisteminde ayakta kalmamızın tek yolu, bölgemizde sağlam ve mantıklı bir DENGE POLİTİKASI izlemektir. Yani sağlıklı ve ayakları yere basan bir oyun kurucu olmak durumundayız. Küresel ölçekli güç olmak için uzun bir barış ve hazırlık evresine ihtiyacımız var.

Tüm olumsuz gelişmelere rağmen gelecek güzel günleri hissedebiliyor ve yakın geleceğe umutla ve inançla bakıyorum. Devletimiz ve Milletimiz için, BİR olalım, İRİ olalım, DİRİ olalım! Çare; Büyük ATATÜRK’ün Akıl ve Bilim Zihniyetindedir. Bu da büyük ve köklü bir ‘Zihniyet Değişimiyle’ gerçekleşecektir.

NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE!

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar