HİBRİT SAVAŞ VE HİBRİT İSTİHBARAT ÜZERİNE ÇIKARIMLAR
  • Reklam
Umut Berhan Şen

Umut Berhan Şen

Umut Berhan Şen

HİBRİT SAVAŞ VE HİBRİT İSTİHBARAT ÜZERİNE ÇIKARIMLAR

07 Ağustos 2019 - 13:05

Ülkemiz, dünya coğrafyasında büyük güç merkezlerinin tam ortasında yer alan, farklı dinlerin ve kültürlerin temas alanı ve kesişme noktasında bulunan merkezi konumu ile güç dengesinde bir mihenk taşıdır. Ülkemizin söz konusu konumu, kendisine çoklu jeopolitik ve jeostratejik imkanlar, seçenekler sunduğu gibi, pek çok riskle karşılaşmasına da neden olmaktadır.

  Yaşadığımız yüzyılda küresel ve bölgesel gelişmeleri izlemek ve onlar arasında bir bağlantı kurmak giderek zorlaşmaktadır. Teknoloji ve iletişim alanlarındaki devrimlerin de katkısıyla, küresel ve yerelin birbirlerini etkileme kapasitesi önemli oranda artmıştır. Dünya siyasal sistemi de günümüzde öngörülemeyecek ölçüde hızlı bir değişim ve dönüşüm geçirmekte; geçmişin paradigmaları olgu ve olayları açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Tıpkı, yakın süreçte Yeni Zelanda’da yaşanılan meşhum olayda olduğu gibi.

   21. yüzyılda küresel güç olma yolunda ilerleyen ülkelerin dünyanın jeopolitik dengelerini kökten değiştirebileceği ve bunun potansiyel etkilerinin bütün dünyayı etkileyebileceği tartışılmaktadır. Dolayısıyla, küresel güç dengeleri bakımından Çin-Rusya ile İran-Pakistan arasındaki yakınlaşmanın, Avrupa-Atlantik entegrasyonu üzerinde ciddi bir basınç yaptığı; bununla beraber, Asya-Pasifik’te Japonya, Yeni Zelanda ve Avustralya’yı askeri bir güce, Güney Asya’da ise, Hindistan’ı nükleer güce dönüştürecek hamleleri beraberinde getirdiği gözlemlenmektedir.

   Küresel arenada, 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’ye yönelik terör saldırısından günümüze kadar Rusya, Çin, Hindistan, Japonya, Meksika, Avustralya, Yeni Zelanda gibi küresel veya bölgesel lider olma potansiyeline sahip uluslararası aktörlerin, ABD’nin küresel rakipleri durumuna geldiği; küresel güç mücadelesinin Afrika ile Asya-Pasifik ekseni coğrafyasında yaşandığı; ABD’nin, eski müttefikleri ve yeni kurduğu işbirliklerinin yardımıyla, Çin liderliğindeki Doğu ekseninin etki alanını daraltmaya odaklı politikalar izlediği; enerji kaynaklarının ve güzergâhlarının daha da önem kazandığı, dinamik, çok aktörlü bir uluslararası yapının ortaya çıktığı değerlendirilmektedir. Dolayısıyla, yeni küresel düzende; dünya güç dengesini belirleyecek kritik bölgenin Batı’dan Doğu’ya doğru kaydığı ve Asya-Pasifik’in bir çekim merkezine dönüştüğü gözlemlenmektedir. Yeni Zelanda’nın Asya-Pasifik ekseninde İngiltere adına kontrol ve muhafızlık yaptığını da unutmamak gerekiyor. Dolayısıyla Yeni Zelanda’nın yaşayacağı her türlü risk ve kriz doğrudan doğruya İngiltere’yi de ilgilendirmektedir.

  Yeni dünya düzeninde muhtelif savaş çeşitleri bulunmaktadır.  Mesela; konvansiyonel, nizami, gayri nizami, psikolojik, ekonomik, siber vb. savaşlara ara verildiği zamanlarda, devletleri yöneten karar mercilerinin temel vazifesi; gerçekleşmesi muhtemel savaşlara karşı hem psikolojik açıdan hem de fizibilite kapasitesi açısından hazır olmaktır. Dolayısıyla yakın gelecekteki savaşların nasıl gerçekleşeceğinin öngörüsü bir ‘masabaşı açık istihbarat analiz’ sürecinin konusudur. Zira içinde bulunduğumuz yüzyılda, kapsama alanında hangi operasyonel güçlerin yer aldığı ve hangi teknoloji ile sürdürüldüğünün tam olarak bilinmediği çatışmalar, ‘yeni savaş ve istihbarat dallarının’ kavramlarını oluşturmaktadır. Unutmadan ekleyeyim; meşhur Prusyalı General Carl Von Clausewitz’in ‘Her çağ kendi savaşını yaratır.’ tespiti günümüz küresel jeo-politiğinde dahi güncelliğini koruyan köklü bir öngörüdür.

   Günümüzde, ‘hibrit savaş’, günümüzde konvansiyonel kökenli savaşların yerini tamamen almamakla beraber devletler ve devlet dışı küresel aktörler açısından önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Kuşkusuz, toplumların algılama seviyelerindeki yaşanan evrimsel değişimlerin oluşturduğu tanımlama ve analiz süreçlerinde yetersiz kalan bazı konular, savaş için de geçerlidir. Bütün savaş ve istihbarat yöntemlerinde olduğu gibi hibrit savaşın ve hibrit istihbaratın da kendine özgü bir sosyolojisi vardır. Bu özgün sosyolojik yaklaşımın da savaş ve istihbarat yöntemleri bağlamında, içerisinde barındırdığı çok unsur bulunmaktadır. Tıpkı dini inanç unsuru gibi. Çünkü adına insan denilen özel varlığı diğer türlerden ayıran din faktörü, sosyolojik analizin de temel bir öğesidir.

  Peki, nedir bu hibrit savaş? Nasıl tanımlanır? Bu konuda yapılan güncel bir tanıma kulak vermekte fayda var sanıyorum. Örneğin; Rusya Federasyonu Genelkurmay başkanı Valery Gerasimov hibrit savaş kavramına ilişkin düşüncelerini 27 Şubat 2013’te Military-Industrial Kurier Dergisi’nde yayınlanan “The Value Of Science In Prediction” adlı makalesinde belirtmektedir. Gerasimov makalesinin giriş kısmında savaşların doğası ve bu doğanın değişimi üzerinde durmaktadır. Savaşın doğasının her geçen gün değiştiği vurgusunu yapan Gerasimov, Arap Baharı ve Renkli Devrimler’den çıkarılabilecek önemli dersler olduğunu düşünmektedir. Yaşanan devrimler bir devlete kendi içerisindeki unsurların dışarıdan yapılacak bir müdahaleden çok daha büyük zararlar verilebileceğini göstermiştir. Hibrit savaş stratejisi de bu tarihi süreçler sayesinde yapılan analiz ve sentez süreçlerinin bir ürünüdür. Hibrit savaş stratejisinin temeli, barış durumunu beyaz, savaş durumunu siyah olarak kabul edersek iki durum arasında kalan gri bölgenin kullanılmasına dayanmaktadır. Dolayısıyla gri bölgede resmi askeri unvan ve nitelik taşımayan, özel eğitilmiş silahlı güç kapasitesinin yönlendirilmesi ve yönetilmesi konvansiyonel güç kullanımından çok daha etkili olmaktadır. Operasyonel silahlı gücün (operational armed forces) hibrit savaş içerisinde kullanılması ise belirlenen amaçlara ulaşıldıktan sonra elde edilen kazanımın korunması için kullanılmaktadır.

   Hibrit savaş stratejisine ilişkin olarak Gerasimov’un makalesi 2013'te yazılmasına karşın, 1. Dünya Savaşı’nda Almanya’nin İngiltere yönetimi altındaki Hindu ve Müslüman unsurları kışkırtması en eski örneklerden biri olarak gösterilmekle birlikte 2006 yılında Hizbullah-İsrail arasında gerçekleşen çatışma, 2008 yılında yaşanan Gürcistan-Güney Osetya çarpışması (sonraki süreçte RF-Gürcistan Savaşı), 2014 yılında gerçekleşen Kırım’ın Ukrayna’dan bağımsızlık süreci farklı yazarlar tarafından hibrit savaşa örnek olarak gösterilmektedir.

   21. yüzyılın ilk çeyreğinin sonlarına doğru şekillenen yeni küresel düzen ve bu yeni düzenle beraber teknolojik gelişmeler ve bilgi alanındaki köklü ve nitelikli değişiklikler, insanlığın daha evvel yaşadığı değişimi dünyaya kabul ettirmiştir. Değişimden kaynaklanan yeni düzen kavramsal-deneyimsel hayatımızın içindeki hemen hemen her şeyi etkisi altına almış, savaş olgusu da bunun istisnası olmamıştır. Hibrit Savaş da bu değişimin bir ürünü olarak, Valery Gerasimov'un yukarıda belirttiğimiz makaleyi kaleme almasından tam altı yıl önce, yani 2007 yılında askeri literatüre girmiştir. Askeri literatürde ilk kez Frank Hoffman tarafından kullanılan Hibrit Savaş kavramı; birçok savaş çeşidinin, esnek ve gelişmiş düşman tarafından o andaki şartlara en uygun olacak şekilde aynı anda kullanıldığı bir savaş türünü ifade etmektedir. Dolayısıyla, artık yaşanan savaşları büyük veya küçük ölçekli ya da nizami-gayri nizami şeklinde tanımlamak güncelliğini yitirmeye başlamıştır. Zira, Frank Hoffman da, önümüzdeki dönemde konvansiyonel kuvvetler, gayri nizami harp unsurları, terörist gruplar ve suç örgütlerinin aynı harekât alanında ve aynı zamanda mevcut olacaklarını iddia etmektedir. Bu durumda hibrit savaşın en belirgin özelliğini, düzensiz harp taktiklerinin ve yüksek teknolojinin beraber kullanımı oluşturacaktır. Hibrit savaş sadece devlet dışı aktörler ile sınırlı kalmayacak, gelecekte devletler, konvansiyonel olarak daha güçlü devletlere karşı bunu kullanabileceklerdir.

  Hibrit Savaşın genel karakteristiği sıralarsak; yeni yöntemler ve araçlar kullanılması, sivil asker ayrımının kalkıp, karma birliklerin veya gayri resmi milislerin ortaya çıkması, devletin yanına birçok devlet dışı aktör konumlanması olarak ifade edebiliriz. Bu bağlamda, hibrit savaşın temel dinamiğini ve felsefesini oluşturan en temel yaklaşımın, öngörülebilir davranışlardan kaçınarak, her türlü saldırı çeşidini kullanmak ve neticede beklenmeyen hareketlerle avantaj sağlamak olarak tanımlayabiliriz. Hibrit savaş konusunda gerekli tanımlamaları yapmaya çalıştım. Son olarak, Yeni Zelanda cami katliamının, hibrit savaş ve hibrit istihbarat yöntemleri açısından değerlendirmesini de kısaca ifade etmeye çalışacağım.

  Katliamı gerçekleştiren terörist Brenton Tarrant, katliamda kullandığı silahların ve üzerine bazı isimler yazmış. Bunlar içerisinde bence en önemlisi ve kilit olanı, 1389’daki Kosova Savaşı’ndan hemen sonra Birinci Murad’ın hançerleyerek şehit eden ve Sırplar’ın yüzyıllardır “ulusal kahraman” olarak gördükleri Miloş Obiliç. Malumunuz; Sultan 1. Murad, Osmanlı’nın bir beylikten imparatorluğa geçişinde rol oynayan ve Rumeli’yi ve Balkan coğrafyasını büyük ölçüde Türk vatanı haline getiren büyük bir Türk hakanıdır. Bu bağlamda, katliamı yapan teröristin, tarihsel olarak tüm anekdotları iyi etüt eden bir örgüt ya da servisle temasta veya angaje olduğu açıkça ortadadır.  Dolayısıyla, bu angajmanın nasıl kurulduğu çözülürse, Türk-İslam coğrafyasını bekleyen, olası risk ve tehditlerinde belirlenebileceği ve önlenebileceği kesindir.

  Yaşanılan bu meşhum olay açısından, hibrit savaş tanımını açarsak; iki ayrı taarruz yöntemli, yani bir melez-karma stratejik savaş olan; ‘faşist ırkçı reaksiyon ve İslamofobi terörünün yansıması olarak da tanımlayabiliriz.

 Artık, yeni küresel düzende, yaşanılan her meşhum olay, farklı coğrafyalara sıçrayabiliyor. İşte bu hibrit savaş yönteminin en temel özelliğidir. Yeni Zelanda’dan tüm İslam coğrafyasına ve Müslümanlar’a yönelik yeni bir İslamofobi terör reaksiyonu sıçrayabilir. Korkarım, bu reaksiyonu Balkanlar’da görebiliriz. Zira teröristin silahında yazılı olanlar, bu reaksiyonun artık kaynama noktasına geldiğini ve her an Balkan coğrafyasına ve dünyanın her yerindeki Müslüman popülasyonuna sıçrayabileceğini de ortaya koyuyor. Yani, şunu net olarak belirtmek istiyorum; Yeni Zelanda cami katliamı hibrit savaş yönteminin kaynama noktasıydı. Sırada ne var? İşte Türkiye ve onun çevresinde kenetlenmeye çalışan Türk-İslam coğrafyası oluşabilecek bu yeni reaksiyonu önceden tespit etmek ve önlemler almak zorundadır. Eğer hibrit savaş, Türk ve İslam dünyası olarak, bizim evimize kadar girdiyse, biz de hibrit savaşın içinde yer alan ‘hibrit istihbaratı’ yönteminin gereği olarak, harekete geçmek durumundayız. Ülkemizdeki ve hatta dost Türk-İslam coğrafyası ülkelerindeki ilgili güvenlik kurumları, çağımızın önemli bir jeo-stratejik mücadele unsuru olan HİBRİT SAVAŞ ve HİBRİT İSTİHBARATI konusunda gerekli güncellemeleri süratle yürürlülüğe sokmak ve kurumsal adımları atmak zorundadır. Hiç kuşkusuz, Türkiye devlet geleneği ve birikimi, yaşanılan her türlü saldırı ve risk algoritmasına karşı tedbir ve imkan yaratma kabiliyetine sahiptir. Unutmamalıyız, artık hibrit savaş gerçeğinin bir gereği olarak,  dünyanın her yerinde yaşanabilecek bir kriz veya saldırı, dünyanın herhangi bir bölgesine sıçrayabilir ve birçok risk ve tehlikeyi de beraberinde getirebilir.

mail: umutsen91@outlook.com

Konuyla İlgili Okuma Tavsiyesi:

-MGK Genel Sekreterliği, STRATEJİ YAZILARI- 1. Cilt (Milli Güvenlik Perspektifinden İç ve Dış Meseleler), Ankara, 2014.

-Milli Savunma Üniversitesi, Savaşın Değişen Modeli: HİBRİT SAVAŞ, Milli Savunma Üniversitesi Basımevi 2018.

-ÖZER, Yusuf, Savaşın Değişen Karakteri: Teori ve Uygulamada Hibrit Savaş, Güvenlik Bilimleri Dergisi, Mayıs 2018, 7 (1), 29 –56

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar