TARİHSEL SÜREÇTE HİLAFET VE HALİFELİK KAVRAMLARININ KISA BİR...
  • Reklam
Umut Berhan Şen

Umut Berhan Şen

Umut Berhan Şen

TARİHSEL SÜREÇTE HİLAFET VE HALİFELİK KAVRAMLARININ KISA BİR DEĞERLENDİRMESİ

26 Mart 2018 - 10:16

Günümüzde dahi tartışılan bir konu olan Hilafet ve Halifelik kavramları üzerine kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum. Sadece tarihsel olarak bu kavramların somut bir tahlilini ortaya koymak amacıyla bu kısa yazıyı yazmak istedim.

İlk olarak belirtmemiz gerekir ki, dokuzuncu Osmanlı hükümdarı olan Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethetmesiyle hilafetin devralındığı tamamen gerçek dışı bir yaklaşım olup, ne yazık ki okul kitaplarımıza kadar girmiştir. Bu yaklaşım aslen bir Osmanlı Ermenisi olup, aynı zamanda bir İsveç vatandaşı olan ve sonrasında da İsveç büyükelçisi olarak İstanbul’da bulunan tarihçi Mouradgead’Ohsson ’a aittir. Mouradgead’Ohsson ‘’Osmanlı İmparatorluğu’nun Tarihsel Görünümü’’ adını verdiği eserinde hilafetin Yavuz döneminde Mısır Memlüklü Devlet’inden alındığını öne sürmektedir.[1]

Bu iddianın gerçek dışı olduğunu Türk tarihçiliğinin tüm zamanlarındaki en önemli ve duayen ismi merhum Prof. Dr. Halil İnalcık ifade etmektedir. İnalcık, İslam Ansiklopedisi için yazdığı 2. Mehmed maddesinde, somut bir tespitte bulunmaktadır. Bu tespite göre;

Fatih kanunnamesinin dibace kısmında yedinci Osmanlı hükümdarı Fatih Sultan Mehmed ‘’halife’’ unvanını kullanmaktadır. Dolayısıyla hilafet ve halifelik kavramlarının günümüz dünyasında kavramsal ve içeriksel olarak rasyonel bir öneminin kalmadığını ve bu kavramların Osmanlı imparatorluğu hükümdarları tarafından, İslam dünyasına sosyo-ekonomik ve siyasi açıdan hakim olmak için ortaya atılan, dönemin politik bir manevrası olduğunu net olarak anlıyoruz.

Bu konuyla ilgili en çarpıcı tespiti ise Mustafa Kemal ATATÜRK Nutuk’ta dile getirmektedir:

Beyler! Orta Asya ‘da devlet üstüne devlet kurmuş olan Türkler, daha batıda, İran Selçukluları ve Anadolu’da Rûm Selçukluları adı altında pek büyük ve medeni devletler kurmuşlardır. Hükümet merkezlerini Konya’da kurmuş olan Rûm Selçukluları bildiğiniz gibi H. 699 yılına kadar varlıklarını koruyorlar. Bilinen Türk Devletleri çalışmalarını sürdürürken, Cengiz Han adındaki Cihangir, Karakurum’dan çıkarak, 559 yılında sınırlarını Çin Denizine, Baltık Denizine, Karadeniz’e kadar genişletiyor. Cengiz’in torunu Hülagu ise H. 656 yılında Bağdat’ı alarak Abbasi halifesi Mutasım’ı idam ediyor. Böylece yeryüzünde fiilen hilâfete son veriyor.’ [2]

Sonuç olarak, hilafet ve halifelik kavramlarının günümüzde rasyonel bir realite olarak adlandırılamayacağını tarihsel perspektiften baktığımızda somut bir biçimde görüyoruz. Herkese iyi haftalar dilerim…

 

KAYNAKLAR:

[1]ORTAYLI,İlber, İmparatorluğun Son Nefesi, s.218

[2]ATATÜRK,Mustafa Kemal, NUTUK, s.422

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar