TÜRK SAVAŞ SANATLARI (6)
  • Reklam
  • Reklam
  • Reklam
Yabgu Nihat Yiğit

Yabgu Nihat Yiğit

Yabgu Nihat Yiğit

TÜRK SAVAŞ SANATLARI (6)

25 Şubat 2018 - 18:14

Tüm değerli okuyucularımıza sağlık ve esenlikler dileyerek, izninizle Türk Savaş Sanatı – Sayokan’ı bu bölümde de anlatmaya çalışacağım.

Sayokan’ın tüm sertifika ve diplomalarında Türkiye Türkçesi Latin alfabesiyle yer alırken, bunun yanında Urkunca alfabeyle de 11. yüzyıldan (Yusuf Has Hacib ve Mahmut Kaşgari) M.Ö.9. yüzyıla (İçüümApamBuumın Kağan İstemi) kadar kullanılmış Türkçe sözcüklerin kullanıldığı metin de yer almaktadır.

Japon, Kore ve Çin savaş sanatlarının tüm sertifika, diploma ve benzer belgelerinde kendi yazıları kullanılmış, gerektiğinde İngilizce çevirisi de ilave edilmiştir. Dünyada bu savaş sanatlarını yapanlar daima, belgelerini bu ülkelerden almayı tercih etmişlerdir. Algı şudur, bu ülkelerin yazılarının matbu edilmiş belgelerini almak bir ayrıcalıktır.Çünkü, bu ülkeler “tarihlerinden gelen” yazı sistemini kullanmaktadırlar. Bundan dolayı belgeler, tarihin derinliklerinden gelen yazı sistemi ile yazılmış algısı oluşturulmaktadır. Bu keskin algı bile, bu savaş sanatlarını yapan dünya insanlarını, sırf bu yazı sistemi ile yazılmış belgeleri almak için, savaş sanatlarını icra ettiği ülkelere gitmesine sebep olmuştur.

Kadim bir medeniyet olan Türk Milletinin yani atalarımızın ilk yazısı Urkunca Türk Savaş Sanatı-Sayokan ve Türk Kılıç Sanatı-Yesüken’ de neden kullanılmasın.

Türklerin eski alfabesini Osmanlıcadan (!) dolayı Arap alfabesi zanneden yadsınamayacak bir kitle var ülkemizde. Urkunca yazıyı görenlerden aldığım tepkiler benim için şaşırtıcı olmuştur. Sanıyorum Urkunca alfabeyi kullanarak yanlış bir bilginin düzeltilmesine de katkı sağlamış oluyoruz.

Türklerin M.Ö. 9. Yüzyıldan itibaren kendi alfabesini kullandığının bilgisi uluslararası alanda da dikkati çekmekte, Türk Milletinin kadim bir millet olduğunu anlatmaya gerek duymamaktayız. Çünkü medeniyet, dil ve yazı temeli üzerine kurulur.

İnsanın tüm sahip olduğu bedensel imkân ve kabiliyetleri, Allah tarafından verilmiştir. Savaş sanatları, insanoğluna verilen beden ve uzuvları kullanabilme olanaklarını sıkıdüzen (disiplin)altına alır. Bedeninin, el ve ayaklarının hareket sınırlarını zorlar. Bu zorlamalar sonunda estetik teknik görsellikler elde edildiği gibi, kişiye özel belki içinde riskler taşıyan hareketler de ortaya konabilir.

Savaş sanatları kurucularının ortaya koydukları teknik sıkıdüzenler (disiplinler), her kurucunun mücadeleye nasıl baktığının, bu bakış açısına göre ortaya koyduğu tekniklerinitecrübeleriyle harmanlayıp gerçek hayatta kullanmaya yönelik ortaya koyduğu tezin bir öğretisidir. Kimi sistem kurucuları ortaya koydukları tezde, estetik kaygıları, görselliği ön planda tutar, kimi kurucular görsellikten ziyade gerçekte kullanılabilirliği ön planda tutar ve kurduğu sistemin sıkıdüzenini (disiplinini) öğreti haline getirir. Ama yumruk, ne tür biçimde kullanılırsa kullanılsın yumruktur. Tekme de aynı şekilde. Sonuç olarak sistem kurucuları yoktan yumruk, tekme icat etmezler. Ne Çin savaş sanatlarında kullanılan yumruğun ne de Japon, Kore savaş sanatlarında kullanılan yumruğun birbirinden farkı vardır. Çünkü elimizi yumruk yaptığımız zaman onu kollarımızın sınırlı kullanımı içinde yönlendirebiliriz. Tekmelerimizi de, tabiatıyla bedenimizi de belli sınırlar içinde yönlendirebiliriz.

Bu sınırlamalar içinde birbirine benzer görünen tekniklerden oluşan sistemler arasındaki fark nedir?

Bu farkın oluşmasındaki nedenleri şöyle sıralayabiliriz.

  1. Tecrübelerinin, birikimlerinin oluşmasına neden olan olaylardaki yüzleştiği konum ve koşulların şiddeti, o anki içinde bulunduğu zihinsel, ruhsal durumların analizi ve elde edilen veriler çok önemlidir.Çünkü bu veriler, stratejilerin oluşmasını sağlar. Bu nedenle sistem kişiyi her türlü konum ve koşullara hazırlamayı hedefler. Bu yol zordur, acıları çoktur, gerek zihinsel gerek bedensel yüksek dayanıklılık eşiği ister.
  2. Tecrübe ve birikimlerini öğreti durumuna getirirken görsellik (gösteriye dayalı), estetik kaygıların ön planda yer almasına önem veren kurucularıntercih ettiği yoldur. Yani gerçek mücadeleye karşı duruştan ziyade, mücadeleyi fantastik alana taşıyan, tanımlayan ve buna göre anlayış geliştiren kurucuların yoludur. Bu yol içinde yarı hayal yarı gerçek unsurlar taşır. Bu tür kurucular sistemlerinin toplumda yayılmasını ve tanınmışlığını kurucu önemserler, sunumda ambalajının albenili olmasına, yaldızlı söylemlerle, sloganlarla ifade edilmesine daha çok yer verirler.Bu yapıyı Çin, Kore ve bazı Japon savaş sanatlarında daha belirgin görürüz.

Birinci durumu ele alırsak, burada sistem kurucularının karşılaştıkları olayların içeriği, ne sıklıkla ve ne kadar kişiyle karşılaştıkları, verdikleri tepkilerde olumlu veya olumsuz sonuçlar yönlendirici olur.Eğitimin içinde barındırdığı zorlukların, acıların şiddeti, zihinsel ve bedensel dayanıklılık eğişini kazandıracak yöntemler, yine kurucuların tecrübe ve birikimleriyle orantılıdır. Toplum içinde tanınmışlığın ve yayılmışlığın öneminden daha ziyade kişileri hakikatle yüzleştirmeyi hedefleyen amaç ön plandadır. Tekniklerin seçimi, seçilen tekniklerin uygulamadaki şiddeti, tekniklerin strateji oluşturmaya uygun olması veya stratejiler içinde kullanılabilir uygunluğu olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Doğal olarak aklın her türlü mücadeleyi sorgulaması kaçınılmazdır, hayallere yer yoktur. Bu tarz öğreti, millet karakterinin oluşmasını veya millet karakterinin güçlenmesini destekleyen, katkı sağlayan bir savaş sanatı sistemidir. Az olmakla beraber Japon savaş sanatları içinde bazı sistemler bu anlayışı ve yolunu benimsemiştir.

İkinci durumu ele alırsak,belli tecrübe ve birikimi tiyatral mücadele alanına taşıyarak, yarı hayal yarı gerçek (fantastik) bir dünya içinde varlığını sürdüren sistemlerdir. Tekniklerin seçimi, uygulanış tarzı güzelduyuları (sanatsal) ön plana çıkaran ve güzelduyulara hitap eden yapısı ile toplum içinde yayılmışlığa ve tanınmışlığa önem verir. Ama hakikatle yüzleştiğinde çaresiz kalma olasılığı çok yüksektir. Bu sıkıdüzene (disipline) sahip sistemleri uygulayanların birbiri ile uyumu, uyumlu teknik icra etmeleri önemlidir, çünkü güzelduyu (sanat) kendini burada gösterir. Buradaki sanat, yarı hayal yarı gerçek dünyası içinde birçok abartılı kişilik(ler)imeydana getirirken, birinci durumdaki sanat hakikatle yüzleşmeye hazırkişilik(ler)ioluşturmaya çalışır.Bu tür sistemler millet karakterini abartılı hale getirerek geleneklerine, tarihine katkı sağlamaya çalışır. Yani hayali kahramanları çoktur. Akıldan ziyade duygusallık ve taassup işlevini sürdürür. Her iki durumda yer alan sistemlerin tercihinde, kişilerin mücadeleye bakışları yönlendirici olur. Yani mücadelede görselliğe önem verenlerin tercihi ile mücadelenin gerçek yüzü ile yüzleşmeyi hedefleyenlerin tercihleri elbette farklı olacaktır.

Her iki sistemde ciddi çalışmalar sonucunda oluşur. Kurucular yıllarını harcarlar, öğretilerini ortaya koyarlar. Tüm sistemler, tarihinden, inanç değerlerinden beslenir. Millilik ön plandadır. Uluslararası alanda kendi milletinin farklılıklarını ortay koymak için çabalar. Tarihi şahsiyetleri kahraman tipolojisiyle sahnede sunulur. Milli karakterlerinde var olan olumsuzluklar veya zayıflıklar savaş sanatları ile örtülmeye çalışılır.

Sonuç olarak, savaş sanatları arasındaki farklar tekniklerinin benzerliğinde değil, öğretiyi ortaya koyan kurucuların birikim ve tecrübelerinin somutlaştığı evrede düşünce yapıları, mücadeleye bakış açıları ile ilişkilidir.

Buraya kadar anlattıklarım, savaş sanatlarının spor alanına taşınmadan önceki dönemleridir. Spor alanına taşınarak, belli kurallar içinde yarışmayı hedeflemeleri, oyun haline getirilmeleri yapılarında değişiklikler meydana getirmiş midir?

Birinci durumdaki sistemlerden bazıları güzelduyular (sanat) anlayışı içinde yapılarını korumayı amaçlamışlardır. Tabi tartışılırdır. İkinci durumdaki sistemler ise abartı sınırlarını daha da genişletmişlerdir. Bunda sinema sektörünün payı yüksektir.

Sonuç olarak Sayokan, birinci durumda ancak, güzelduyusal (sanatsal) kaygılara yer vermeden yürüyen, anlayışını koruyan bir Türk savaş sanatı sistemidir.

Sayokan’ın teknik farklılıklarını ancak böyle görebilir, anlayabiliriz. Kavramlar bütününün (terminoloji) meydana getirilmesinde izlenen yöntemde de görebiliriz. Bu farklılıkların yarışma alanına taşınmasında izlenen yöntemlerde de görmek mümkündür.

Sayokan Bagatur (Kahramanlık) oyunlarında uruş (Maç) alanının sınırları yoktur. Uruş süreleri 3 dakikadır. İlk 1 dakikası kabış alanı, ikinci 1 dakikası Saltuk alanı ve üçüncü 1 dakikası ise yine kabış alanı içinde uygulanır.

Kabış, kavuşmak, bir araya gelmek anlamlarına gelir ve çapı 2m olan bir dairedir. Alplar belirlenen süre boyunca bu daire içinde uruş (maç) yaparlar. Saltuk ise azade, serbestlik anlamlarına gelir. Alplarkabışalanı  da dahil olmak üzere uruş alanının her yerinde serbestçe uruş (maç) yaparlar.

Bu uruş (maç) anlayışı sadece Sayokan’ da vardır.

Diğer savaş sanatlarında olmayan farklı başka bir gelenekte de “Kuşak Bağlama” dır. Sayokan’ da kuşak bağlamaya da anlam verilmiştir. Kuşak bele iki kez dolanarak ön tarafta bağlanır. Birinci dolama “Allah’a”, ikinci dolama “vatan ve millete”, birinci düğüm “sadakati”, ikinci düğüm ise “ilke edindim” diyerek bağlanır.

Siyah kuşak 1.San sekmen ve Tuyunünvanına sahip alplar siyah kuşaklarını bellerine “Savtur Töreni” ile bağlarlar. Yani ilk Közgüye katılmış toralplar, közgüde kendileriyle yüzleşme sonunda Türkistan kapısından başarıyla geçerlerse Savtur törenine katılmaya hak kazanırlar. Bu tören alpın Nogay kapısındaki süresini doldurup, kapıdan çıkışında yapılır. Nogay kapısından (Azade, salıverme kapısı) çıkarlar. Savtur, yani sabtur; SAB, söz demektir. TUR ise durmak fiilinden “DUR” emridir. Sözde durmak, kararını sürdürmek, sözle duruş ortaya koymak anlamına gelir. Bir uğurlama törenidir. Bir karar verme aşamasıdır. Ya SAYOKAN’dan ayrılıp hayatına devam eder ya daSAYOKAN’ın içinde kalıp, ilerleyerek, SAYOKAN içinde kendi yeteneklerine uygun alanda hizmet vermeye karar verir.

Savtur töreni siyah kuşak altı alplara yaptırılmaz. Savtur töreninde alplar kuşaklarını önlerine koyar, 9 adım geri giderler. Savtur törenini bir Aybar ve bir Baş Aybar yönetir.

Savtur töreninin yapılış şekli ve sözleri aşağıdaki gibi uygulanır.

1 – MANAY KAPISI (Örüng Kuşak) :Sayokan’a giriş, kabul kapısı.

 Aybar:Sayokan’a hoş geldiniz. Adınız “Alp” tır. Alp gibi gir içeri.

            Alplar: Ha !

1 ADIM atılır.

2 – TOY KAPISI ( Gök Kuşak) : Acemilik, bilgisizlik kapısı.

Aybar:  Acemilik korkunuz, cehalet yolunuz olmasın. Cesaret ile gir içeri. 

            Alplar:  Ha !

1 ADIM atılır.

3 – KUNT KAPISI (Sarı Kuşak): Dayanıklılık, sadelik kapısı.

Aybar: Çelikten bedenlere selam olsun. Nakşeden eller, anlatan diller daim olsun. Zırhınla gir içeri.

            Alplar: Ha !

            1 ADIM. atılır.

 4 – MAMAK KAPISI (Kızıl Kuşak): Sakinlik, kendine dönüş kapısı.

Aybar: İlim kendin bilmektir. Yolu gönle girmektir. Sükunetle gir içeri.

            Alplar:  Ha !.

            1 ADIM atılır.

5 – KAZAN KAPISI (4 Bulung Kuşak): Tüm emeklerin, karşılığını alma kapısı.

Aybar:             16 bin yıldan beri gelirsin,

İstemi Kağan, Eçim Kağan, ÖkülTigin,

Atilla, Kül-Tigin, Alparslan,

Çağ kapatıp-açan, Fatih Sultan Mehmet Han,

Kamutayın olmaz, mazini unutursan,

Önder Atatürk’ten sana miras, İŞTE TÜRKİYE

             Alplar:   Ha !

Aybar: Unutmadık, borçluyuz şehitlerimize,

Ne kaybettin, ne kazandın sor gönlüne,

Kazanmaya yol tut, gir içeri.

              Alplar:        Ha !

            3 ADIM atılır.

6 – BAYDAR KAPISI ( Siyah Kuşak): Zenginlik, liyakat, egemenlik kapısı.

Aybar :Bir önüne bak, bir özüne,

                 Ustalık bedende hak oldu mu?

İlim aklını buldu mu?

Tabgaç yüreğin duruldu mu?

Ver sözünü, tanı özünü.

Erkişi gibi gir içeri.

            Alplar:       Ha !

            3 ADIM atılır.

Yabgu: Aybarların başı! Bu alplar, Türk savaş sanatı Sayokan’da, çıraklıktan ustalık, hamlıktan olgunluk, cehaletten bilgelik, korkaklıktan cesaret, isyandan şükür kapısının adayları mıdır?

Baş Aybar:Yabgum! Allah şahittir, sende şahit ol, konuklarımızda şahit olsun ki; bu alplar, çıraklıktan ustalık, hamlıktan olgunluk, cehaletten bilgelik, korkaklıktan cesaret, isyandan şükür kapısının adaylarıdır.  Alplara döner.

Baş Aybar: Dediğim doğrumudur?

   Alplar: Ha!

Baş Aybar: Kuşaklar bele !

          Alplar: Ha!  Alplar kuşaklarını bele dayarlar.

Baş Aybar: Allah’a!

         Alplar: Ha! Kuşağı bele bir kez dolarlar.

Baş Aybar: Vatan ve millete!

           Alplar: Ha ! Alplar kuşağı bele ikinci kez dolarlar.

Baş Aybar :Sadakatı!

           Alplar: Ha ! İlk düğümü atarlar.

Baş Aybar: İlke edindim!

            Alplar: Ha ! Kuşaklarını bağlamayı bitirirler.

Yabgu: Hayırlı olsun ! Devletimiz, bayrağımız, milletimiz yüreğinizde daim, bedeniniz avarolsun !

            Alplar: Ha!

Alplar sağ ayaklarını sol ayaklarının yanına koyarak hazır ol pozisyonuna geçerler.

 

7 – NOGAY KAPISI: Serbestlik, azade kapısı.

Baş Aybar: Yolunuz atkın, bahtınız açık olsun !

             Alplar: Ha !

            Sol baştaki alp halka oluşturmak üzere hareket eder. Davul ritmi ile düzenli yürünür. Halka  oluştuğunda.

Baş Aybar: Milletlerin tarihini bilmeyen nesilleri, içlerinde milletlerine karşı canlı bir ilgi ve sorumluluk duygusu da hissetmezler. Böylelerinin yabancı tesirlere kapılması ve yabancılara köle olması çok kolaydır.”

“Ey Türk ! Yukarıda gök çökmedikçe, aşağıda yağız yer delinmedikçe senin ilini töreni kim bozabilir? Tanrım! Dirlik ve birliğimizi, vatan ve milletimizi iç ve dış düşmanlardan ve Allah’a karşı mahcup olmaktan bizleri koru.

               Alplar: Ha !

            Alplar halkadan dirsek temasla tek sıra olurlar. Karşılarında duran Türk Bayrağına eğer varsa protokole, selam verilir. Daha sonra misafirler başta olmak üzere yemekler yenir, sohbetler edilir.

Bir sonraki sayımızda görüşmek üzere tüm okuyuculara selam ve saygılarımla, esen kalınız.

 

“Yabgu Nihat YİĞİT

Bizler savaşın öğrencileriyiz ve öğrenci olarak ölürüz.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar