TÜRK SAVAŞ SANATLARI (9)
  • Reklam
  • Reklam
  • Reklam
Yabgu Nihat Yiğit

Yabgu Nihat Yiğit

Yabgu Nihat Yiğit

TÜRK SAVAŞ SANATLARI (9)

09 Ağustos 2018 - 09:47 - Güncelleme: 09 Ağustos 2018 - 10:13

Saygı değer okuyucularımız, bu sayıda da sizlerle buluşmanın mutluluğunu yaşıyorum.

Gün geçmiyor ki, üzüntü, hüsran, umutların zayıfladığı olaylarla karşılaşmayalım. Hayvandan da aşağı olan PKK teröristlerinin bir anneyi ve 11 aylık bebeği katletmesi olayı ile dünyamız ters döndü.

PKK, FETÖ, PYD-YPG ve daha nice dinci, dinsiz terör örgütlerini, içte-dışta tüm destekçilerini lanetliyorum, lanetlerken de elimden bir şey gelmeyişinden ve aciz kalışımdan dolayı da içten eriyorum.

Bu satırları yazarken, ülkemizin ekonomik gidişatında, AB Dolarının 5.26 TL, Euro’nun 6.10 TL olması, zamların sıraya dizilmiş vatandaşları arı gibi sokmaya başlaması, toplumsal ahlakın çöküşünü her gün televizyonlarda dizi film gibi izlemek tahammül sınırlarımızı test etmenin de ötesine geçti.

Herkesin yaşadığı, şahit olduğu bu tabloyu daha fazla uzatmak istemiyorum. Türk savaş sanatları yazı dizim elbette bu sosyo-ekonomik tabloya ilaç değil, elbette bunlar çok farklı konular gibi görünse de bu tablo Türk savaş sanatları ve başka ülkelerin savaş sanatlarının ülkemizdeki spor kulüplerini de yakından ilgilendiren bir konu. Çünkü ekonominin etkilemediği, bir alan hemen hemen yok. Aylık gelirleriyle zar zor geçinen aileler çocuklarını, gençler harçlıklarından nasıl fedakarlık yapıp savaş sanatlarına bütçe ayırabilirler?

Ama şunu unutmamak gerekir ki; her toplum istikbalinin ölçüsünü (kaderini) kendisi belirler. Tercih edilen, ortaya konan her ölçünün (kaderin) sonuçlarıyla da yine kendi yüzleşir. Ölçüyü (kaderi) belirlemek akılla olur, aklın olmadığı yerde duygusallık ve taassup ölçü (kader) ortaya koyduğunu zan (kesin olmayan bilgi) ederek toplumda akıllı insanların da hayatını zindana çevirir. Yani kurunun yanında yanan yaşlar misali.

Değerli okuyucularımız, bu sayıda Türk savaş sanatlarından, Türk kılıç sanatına değineceğiz. Türk tarihinde silahsız savaş sanatı belgeleri olmadığı gibi, kılıç sanatı hakkında da detaylı belgeler maalesef yok. Yani kılıcın nasıl kullanılacağı, kültürel sıkıdüzeni (disiplini), kısacası uygulamalı eğitimini içeren belgeler bulunmamaktadır.

Türk kılıçlarının hangi dönemde ne tür biçimleri olduğu konusunda uzun uzadıya yazmaktansa size kaynak göstermenin daha doğru olacağını düşünüyorum. Bu konuda geniş bilgi ve belgeler aktaran Türk tarih profesörü merhum Bahaeddin ÖGEL’in “TÜRK KILICININ MENŞE VE TEKÂMÜLÜ HAKKINDA” eserini kaynak olarak tavsiye edebilirim.

Uzakdoğu’da kaldığım 5 yıl boyunca Japonların, Korelilerin ve Çinlilerin kılıca verdikleri önem, anlam ve yaşatmaya çalıştıkları sıkıdüzen (disiplin) dikkatimi çekmişti. Daha yakından tanımak için Japon kılıç sanatı Kendo kurslarına katıldım. Bir Türk olarak sorgulamadan yapamadım. 14 bin yıldır dünya üzerinde ve tarihinde yaşamaya devam eden Asya’yı şekillendirip, Türkistan adını koyan, asırlarca üç kıtaya hükmeden, silah kültürünü oluşturmuş Türk Milletinin kılıç sanatının olmayışı düşünülemezdi.

Türk savaşçılarının ok ve yay, kargı (mızrak) yapımı ve kullanımındaki ustalığı kadar kılıçta da ustalığı olmalıydı. Türklerin demiri işlemedeki uzmanlığı herkesçe malumdur. Türk kılıç sanatının uygulama alanında tarihi belgelerin olmayışı Türklerin kılıç ustası olmadığı anlamına gelmezdi.

Türk kılıç sanatı oluşturma çalışmalarım 2002 yılında yine gözlerden uzak başladı. Çalışmalarımı en yakınlarımdan bile gizli tuttum çünkü başarısız olabilirdim.

Tüm çalışmalarımı derleyip toplamam ve eğitim biçimlemesi (formasyon) haline getirmem gerekiyordu. 2009 yılında Karabük ilinin Safranbolu ilçesinde bu olanağı yakaladım.

Sayokan’da olduğu gibi, sıradüzenini (hiyerarşi), töresini, kavramlar bütününü (terminoloji), uygulamada basitten zora doğru giden eğitim biçimlemesini, sınav yöntemleri ve daha birçok başlığı içeren bir sıkıdüzeni (disiplini) olmalıydı. Ama hepsi Türkçe ve Türklere ait olmalıydı.

Herkesçe malum olan önce ad koyma ile başlamam gerekiyordu. Sonra kullanılacak eğitim kılıcının (urungu) hangi döneme ve biçime ait olması, kıyafetleri (çapan-yalman), onganı (logosu) gibi birçok konuların şekillenmesi/belirlenmesi gerekiyordu.

Önce oluşturduğum Türk Kılıç sanatının adını belirlemekle başladım; adını YESÜKEN koydum. Türklerin 6. yüzyıl ve öncesini temel olarak aldım. Çünkü 6. yüzyıl ve öncesi Türk tarihi yok sayılmış, muamma olarak nitelenmiş veya M.Ö.3. yüzyılda Mete Han ile beraber başlatılmış, çok belirgin olmayan, dünya medeniyetinde yer verilmeyen bir dönem olarak karanlıkta bırakılmıştır.. Maalesef hala -merhum Sayın Kazım MİRŞAN hocamızın dışında- genel algıyı düzeltecek çalışmalar yapamayan, gerçek bilimsel belgelere sırtını dönmüş, Çin kaynaklarını temel alan tarihçilerimiz “GÖKTÜRK” adını verdikleri, MS. 6-7.yy arasına sıkıştırılmış Türk tarihini (!) anlatmaktan vaz geçmiyorlar.

Yesüken sözcüğü, Urkun (Orhun) Türkçesi olup, "yasaya bağlı, yasadan yana olan" demektir. Başka Türkçe lehçelerde aynı anlam "Yasagay, Yasuga, Yesüge" olarak da söylenmiştir. Cengiz Kağan'ın babasının adı da Yesügey'dir.

Türkler hangi yasaya bağlı olmuşlardır? Hiç kuşku yok ki Tanrı’nın yasasına, Tanrı’nın yaradılış kanunlarına ve toplumların bu kanunlarla uyumunu sağlayacak bilgiye bağlı olmuşlardır. Akıllı milletler bu bilgiler aracılığı ile doğayı hem korur hem de doğadan yararlanırlar. Doğayı korumak için yasalar oluştururlar. Bu yasalardan kültür oluşturulur, doğayı korumak için yasanın yerini yaşayan kültür alır. Yani Türkler tabiatı, tabiatta var olan döngünün kanunlarını, millet olarak bu kanunlarla uyumu, astro-fiziği iyi bilen, Tanrı’nın bir ve tek olduğunu, nasıl bir toplum düzeni istediğini, bireylerin milletine ve devletine karşı sorumluluklarını, ahiret inancını, bir vesileyle öğrenmiş ve uygulamıştır. “Tengri törü” Tanrı’nın yasasını “İl-Törü” ye yani halk yasasına dönüştürerek Anayasasını Tanrı’ya uyumlu olmak olarak hayata geçirmişlerdir. Çünkü kainatı yaratan bir ve tek olan Tanrı’dır. Tabiatla uyumlu olmak, Tanrı’nın yaradılış kanunlarıyla uyumlu olmak demektir. Günümüzde evrenin kanunları ve evrensel değerler denilenler de bunlardır.

Kur’an’a baktığımız zaman Tanrı’nın yaradılış kanunlarının karşılığı Fıtratullah, toplumların sosyal ilişkilerini düzenlemek amacıyla indirilen (Hz. Nuh (A.S.) dan Hz. Muhammed (A.S.)’a kadar yasalara ise sünnetullah denmektedir.

Bugün insanların çıkarları uğruna doğayla uyumsuz, doğaya karşı sorumsuz girişimleri sonucu, doğayı katletmelerinin sonuçlarını yaşamaktayız. Bilim adamlarının 2050 yılında dünyanın geleceği noktayı bilimsel olarak ortaya koymuş olmalarına rağmen, devletleri yönetenlerin hiç de umurlarında değil. Oysa her gün insanlığın geleceğini, çocuklarımızın istikbalini düşündüklerini yüzsüzce söylemekteler. Dünya nüfusunun %2’sine verdikleri değeri, sanki geri kalan %98’i için de veriyormuş gibi davranan, aslında görmezlikten gelen, asıl niyetlerini ustaca örtüleyen politikalarıyla hala utanmadan boy göstermekteler.

Sonuç olarak Tanrı’nın yasalarına bağlı olan anlamında YESÜKEN adını tercih ettim.

Yesüken’de iki tür eğitim kılıcı (urungu) kullanılmaktadır. Bunlar aşağıda görüldüğü üzere, biri Altay Türklerinin diğeri ise Yenisey Kırgız Türklerinin kılıç modeli örnek alınmıştır.

KILIÇ

Kılıç, çağımızın günlük hayatında nerede durursa dursun; ister bir köşe süslesin, ister bir müzede dursun neticede bir silahtır. Patlayıcı silahların icat edilmediği çağlarda, bir savaşçının olmazsa olmaz tek dayanağıydı. Kılıcın erdemleri vardı ve olmalıydı da. İyi çelikten yapılmış bir kılıç ancak çelik gibi karaktere sahip savaşçıların eline yakışırdı. Çelik gibi karakter, çeliği iyi dövülmüş kılıçtan gelir. Özellikle erdemli, adaletli savaşçıların elinde faklı bir anlama sahiptir. Türklerde kılıç kınından Tanrı (Tengri) adaletini yeryüzünde yaşatmak, vatanı savunmak, namusun bekçiliğini yapmak için çıkar. Kılıç, savaşçı ile bütünleşmiş, savaşçının bir uzvu haline gelmiş bir araçtır. Türk töresinde “at, katun, silah” deyişinin ayrı bir yeri vardır. Bu üç öge de önemlidir, başkalarıyla paylaşılmaz. At, Türk savaşçısının yol dostu, savaşta yareni, ruhen birbirleriyle bütünleştikleri bir can yoldaşıdır. Katun, Türk savaşçısının namusu, kalplerinin birbirine destek verdiği, sadakatin ölümüne ortaya konduğu, ömür yolculuğunda sevgiyle el ele, gönül gönüle beraber yüründüğü can dostudur. Katun, aile olmayı sağlayan, anaç özelliği ile saygıdeğer bir varlıktır. Allah’ın erkeğe emanetidir. Silah ise bir savaşçının hayatta kalmasını sağlayan önemli uzuvlarından biridir.

Kılıç, Türk töresinde erkişi elinde bir değerdir ve anlamı vardır. Kılıçla oyun olmaz, kılıç anlamsız kınından çıkmaz, başkasına verilmez. Kılıç barışın da teminatıdır.

URUNGU ( Ahşap talim kılıcı) :

Yesüken eğitimleri, urungu denilen ahşap talim kılıcı ile yapılır. Ahşap olan urungu, kılıça verilen aynı değerdedir. Urunguya bir tahta, ahşap gözüyle bakılmaz, başkasına verilmez, herhangi bir yerde unutulmaz, oraya buraya konulmaz. Yesüken’de başarılı olmanın yolu, urunguya bir ağaç gözüyle değil, bir kılıç gözüyle bakılması ve değer verilmesi ile mümkündür. Urunguyla bütünleşmek için, onun bir uzvumuz haline gelebilmesi ön koşuldur. Eğitimlerde urungusunu unutan kişiye talim yapması için urungu verilmez.

BOŞKUT (Boşgut):

Yesüken’de eğitim gören tüm öğrencilere “BOŞKUT” denir. Boşkut, Urkun Türkçesi olup, öğrenci, şakirt demektir. Boşkut sözcüğü, Boşgut olarak da yazılır ve söylenir. Yani “BOŞ” olan eğitilmemiş insanı “KUT” lu kılmak demektir. Bir insan ne ile kutlu kılınır? Ancak bilgi ile ilim ile kutlu kılınabilir.

Eğitimlerde atak yapan boşkuta “Sülek”, atağı karşılayan boşkuta “Savungan” denir. Teknik yapmaya hazırlanma durumuna ise “Salgur” denir. Boşkutlar birbirine “Koldaş” diyerek hitap ederler. Koldaş silah arkadaşı demektir. Yarışmalarda yenen boşkuta “Utar”, yenilen boşkuta ise “Çayan” denir.

Değerli okuyucularımız, bu sayı için son cümlelerimi yazarken sizlerle son bir bilgi paylaşmak istiyorum.

Sayokan Dünya Federasyonu kendi binasını inşa ettirmek için bağış seferberliği başlatmıştır. Yani Türk savaş sanatları camiasının başını sokacağı, misafirlerini daha iyi koşullarda ağırlayabileceği bir merkez bina yaptırılmaktadır. Bu konuyla ilgili detaylı bilgiyi; http://www.swf.org.tr/ adresinden ulaşabilirsiniz.

Türk kılıç sanatı- Yesüken’e bir sonraki sayımızda devam etmek üzere hepinizi saygıyla selamlıyor esenlikler diliyorum.

 

YORUMLAR

  • 1 Yorum

Son Yazılar