İLHAN GEÇER'İ HATIRLAMAK
  • Reklam
  • Reklam
  • Reklam
Yahya Akengin

Yahya Akengin

Yahya Akengin

İLHAN GEÇER'İ HATIRLAMAK

24 Kasım 2017 - 12:12 - Güncelleme: 24 Kasım 2017 - 12:19

Kırık aşkların ve hüzünlerin şairi İlhan Geçer, şiir yolundaki ağabeyimdi. Hisar dergisine girebilmek
genç edebiyat öğretmeni Yahya Akengin’in âdeta “Kızılelma”sıydı. Bu duyguyu oluşturan etkenler
başlı başına bir yazı konusu olduğu için bu kadarını söylemekle yetineceğim.

Gerçek anlamıyla “Eski İstanbul Efendisi” olan İlhan Geçer ile Ankara’da ilk görüşmemizde sergilediği
teşvik edici tavrını, aradan yarım yüzyıl geçmesine karşın hâlâ yüreğimde minnetle saklarım.

Muhsin Karabay dostumun benden böyle bir yazı istemesi üzerine beynime ve yüreğime hücum
etmeye başlayan geçmiş yılların rüzgârları ortasında savrulur gibi oldum.

Yazılması gereken öyle çok şey vardı ki o yüzden bir yazı çerçevesi çizmekte zorlandım. En iyisi İlhan
Geçer’in hüzünlerinden söz etmekti. Çünkü onun hayatındaki ve şiirlerindeki hüzünler soyluydu. O tür
hüzünlerden hayat felsefeleri oluşabileceğini de öteden beri düşünmüşümdür.

Lisede sevdiği kızla evlenmesine, karşı tarafın ailesi “yedek subay maaşı ile geçinemezler” fikriyle karşı
çıkar. Ayrılırlar. Ünlü sanatçı Şükran Ay’ın en iyi icra ettiği “Senin en güzel yerin / Kahverengi gözlerin”
şarkısının sözleri İlhan Geçer’e aitti ve işte ayrılığın kahramanlarından o liseli sevgili için yazılmıştı.

Şiire halk tarzı söyleyişlerle başlayan İlhan Geçer daha sonra bu vadide farklı tarzlara yönelmiş,
“Kahverengi gözler” için yazmış olduğu o dizeleri sonraki kitaplarına almamış, ara sıra o manzumenin
telif haklarıyla ilgilenir olmuştu.

Bu “Eski İstanbul Efendisi”nin hayatında üç aşk ve üç evlilik yer alır. Ama peşini bırakmayan
“Kahverengi gözler”le ömrünün tamamlanmış olma hikâyesini de bu yazının sonunda ifade etmekten
kendimi alamayacağım.

Hiç çocuğu olmayan “Melankoli” şairi İlhan Geçer’in bu yüzden yaşadğı hüzünleri de söylemem
gerekiyor. Bu özlenini de “çocuklar” için yazdığı şiirlerle gidermeye çalışmıştır. Kültür Bakanlığı
yayınları arasında yer alan “Yeşilçağ” kitabı bu tür kalem ürünlerinden oluşur.

İlerleyen yaşına rağmen hüzün yüklü ayrılık şiirleri yazmaya devam eden İlhan Geçer’in bu durumu
karşısında yakın dostu ve Hisar dergisinin sahibi Mehmet Çınarlı zaman zaman üzülür, “Bu çocuk o
kadını hâlâ unutamadı” derdi. Burada kast edilen o kansa “Kahverengi gözler”in sahibi ilk aşkı değildi.
Sonradan ayrıldıkları ilk eşiydi. “O şehirde gene şarkılar söyleniyordur / Karşılık görmemiş sevgiler
üstüne” dizeleriyle başlayan “Melankoli” şiiri de işte bu ayrılık üzerine yazdıklarındandı.

Ben Ankara’ya yerleştikten sonra Hisar dergisinin yayın kurulunda da yer almıştım. İlhan Geçer
yıllardan beri yazmakta olduğu “Yeni Yayınlar” köşesini bana bırakmış, bu vesileyle dergide şiirlerin
yanı sıra düz yazılar yazma konumunu kazanmış oluyordum ki bu da benim için minnetle anılacak bir
durumdu.

İlhan Geçer bütün ciddi duruşu, hüzünlü havasına karşın espri yapmaktan, tatlı şakalaşmalardan geri
kalmazdı. O dönemlerin edebiyat çevrelerindeki keskin ideolojik kutuplaşmalarla ilgili anektotlar, sohbetler bazen mizah havasına da bürünürdü. İlhan Geçer de bunları ilgiyle izler, zaman zaman o tür
hikâyecikler aktarırdı. Hatta Mehmet Çınarlı takılırdı, bazen “Yeni dedikodular var mı İlhan?” derdi.

İlhan ağabeyimiz yeri geldiğinde sert polemik yazıları kaleme almaktan da geri kalmazdı. İdeoloji
çığırtkanlığı yapan şiirlere yüz vermezdi. Kendisi Hisar’ın kurucular kadrosundan olmakla birlikte
Varlık dergisine de şiirler verirdi. Ancak kutuplaşmaların doruk noktalara ulaştığı bir zamanda Varlık’ın
sahibi Yaşar Nabi Nayır’a yapılan baskılar sonunda o dergide şiirlerine yer verilmez olmuştu.

1990’lı yıllarda İlhan Geçer’i TRT ekranlarında şiir programında gören bir hanımefendi, TRT’yi arayarak
Geçer’in telefon numarasını öğrenir ve kendisini arar. O “kahverengi gözler”in sahibi ilk aşkının ta
kendisidir bu hanımefendi. Konuşurlar, sonra bir araya gelirler. O sırada İlhan Geçer ikinci eşi olan
Sabriye Hanımı, o hanımefendi de kendi eşini öte âleme uğurlamıştır. Yeşilçam’ın masalımsı
filmlerinde bile inanılması zor denilebilecek yetmişli yaşlardaki bu karşılaşma ak saçların ördüğü bir
şiir gibi yaşanır ve evlenirler. Böylece İlhan Geçer de uzun yıllarını yaşamış olduğu Ankara’yı terk edip
İstanbul’a, ilk göz ağrısının diyarına gitmiş oldu.

Günün birinde vefalı, araştırmacı yazar ve şair dostum Ahmet Özdemir beni aradı. İlhan Geçer bana
sitem ediyormuş. “Yahya beni aramıyor” diyormuş. Aradım, telefona “kahverengi”li yengemiz
olduğunu anladığım hanımefendi çıkmıştı. Arayış sebebimi söyleyince “İlhan…” diye seslendi. İlhan
ağabeyle o telefon görüşmesinin son konuşmamız olacağını nerden bilirdim.

“Eski İstanbul Efendisi” ağabeyimize Allah’tan rahmet dilerken, onun şu dizelerini hatırlamadan
edemiyorum:

“Kar mı yağdı güvendiğin dağlara,
Seni de umdurmadı mı bir türü kader,
Üzme kendini her şeye rağmen,
Dünya yine de yaşanmaya değer”

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar