18 MART 1915: ÇIKARDIĞI DEHALAR, SEMALARA YÜKSELİR!..
  • Reklam
Yasin Murat Yiğit

Yasin Murat Yiğit

Yasin Murat Yiğit

18 MART 1915: ÇIKARDIĞI DEHALAR, SEMALARA YÜKSELİR!..

18 Mart 2018 - 11:25

18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Zaferi, o tarihe kadar meydana gelmiş deniz savaşları arasında, dünya denizcilik tarihinin gördüğü tahribat gücü en yüksek birleşik donanmanın, Türk kurmay zekasının dahiyane bir stratejisi ve taktiği olarak mayınların bir kısmını boğazı kapatacak şekilde genel bilinen yöntemiyle kıyıya dik olarak değil, donanmanın ilerleyişine bir yere kadar engel olmadan kıyıya paralel bir şekilde döşemesiyle beklenmedik seri darbeler alarak deniz harekatının başarısızlığına hükmedip geri çekilmesi açısından çok önemli bir konuma sahiptir.

Türk kurmaylarının bu planı başarılı bir şekilde hazırlamalarında ve gerekli tüm tedbirleri zamanında alabilmelerinde, her türlü teknik imkansızlıklara rağmen 18 Mart öncesi düşman donanması üzerinde keşif uçuşları yapan Türk pilotlarının sağladığı hava istihbaratları büyük öneme sahip olmuştur. Hava istihbaratını kritik bir şekilde değerlendiren sadece Türk tarafı olmamış, düşman donanması da daha üstün olduğu bu alanda imkanlarını kendileri için öncelikli öneme sahip mayın sahalarının keşfi için kullanmışlardır. Çanakkale’de en önemli iki husus mayınlar ve bataryalardı. Mayınlar temizlenmeden bataryalar susturulamaz, bataryalar susturulmadan da mayınlar temizlenemezdi. Bu yüzden mayınların tespiti için havadan yapılacak keşifler çok önemliydi.

Hava Pilot Üsteğmen Mehmet Fazıl Bey, uçağıyla yaptığı bir kaç test denemesinden sonra Bozcaada ve Limni adası taraflarında 5 Eylül 1914’te keşfe çıkmış, Boğaz’ın 10 mil çıkışında İngiliz savaş gemileri bulunduğunu tespit etmiştir. Fazıl Bey, 2 Ekim 1914 tarihli keşfinde ise Bozcaada dolaylarında 14 parçalık bir donanma gücü toplandığını; 14 ve 19 Ekim tarihlerinde yaptığı diğer keşiflerde ise İngiliz ve Fransız’ların donanma gücünü oldukça artırdıklarını raporlamıştır. Böylece, bu bilgiler ışığında Çanakkale Boğazı’na bir çıkarma harekatının kısa zamanda yapılacağına kanaat getirilmiş, Türk Ordusu kara ve deniz kuvvetlerini zamanında hazırlayabilmiştir.

Stratejik ve Taktiksel Derinlik: Miralay Cevat Bey

Çanakkale Deniz Zaferi’ni kazandıran Türk tarafındaki en kritik hamle, Nusret mayın gemisine 8 Mart 1915 sabahı Erenköy koyuna paralel olacak şekilde kuzeydoğu istikametince döşettirilen, tamamı Türk mühendislerinin yapım ve lojistik emeği ile Nusret’e yüklenen 26 adet mayın olmuştur. İngilizler de bu durumu deniz savaşını kaybetmelerine neden olan ana etken olarak belirtmiş, ama her zaman olduğu gibi bu başarıyı Türk ordusuna değil Alman subaylarına yükleme küstahlığını göstermekten de geri durmamışlardır. Onlara göre bu stratejinin sahibi Alman kurmaylarıdır ve stratejinin uygulanması esnasında mayınların operasyonel olarak Nusret’ten nasıl döküleceği de yine Alman mayın uzmanları tarafından belirlenmiştir. Bunun böyle olmadığını belgeli tarih bize ispatlamaktadır. Zira daha savaş başlamadan, hatta 5 Eylül 1914’te Hava pilot Üsteğmen Fazıl Bey’in ilk hava istihbaratı topladığı tarihden de önce 10 Ağustos 1914’te Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanlığı’na atanan Miralay(Albay) Cevat Bey, Başkomutanlığa verdiği raporda denizden yapılacak bir taarruzda savunmanın Boğaz’ın iç kısımlarında yapılması gerektiğini, giriş kısmının kolay düşürülebileceğini ve Erenköy koyunun düşmanın sığınmasına engel teşkil edecek şekilde mayınlanmasını önermiştir (Cevat Bey,  esasen 1906 yılında Korgeneral olmuş ama 1909’da Tasfiye-yı Ruteb Kanunu gereğince yarbaylığa indirilmiş ve 1914’te Çanakkale’ye atandığında Albay rütbesiyle görev yapmıştır). Albay Cevat’ın bu dahiyane tahmini bire bir olarak 18 Mart’ta düşman donanmasının hareketiyle örtüşmüş ve donanma Erenköy’deki mayınlara çarparak dağılmıştır. 18 Mart günü olanları daha net görebilmek için durumu harita üzerinden incelemek isabet olacaktır:

Boğaz’ın girişinde Anadolu yakasında Kumkale, Rumeli yakasında ise Seddülbahir mevkileri vardır. İleriye doğru iki dar kesiminde ise  kalın kırmızı şeritlerle gösterilen sırayla Kepez – Hamidiye ve Çanakkale – Kilitbahir mayın hatları vardır. Boğaz girişinin doğusunda kuzeydoğu istikametinde uzanan ve ince kırmızı şerit olarak gösterilen Nusret mayın gemisinin mayın döşeme güzerhagı ise Erenköy koyundadır. Küçük balıklara benzeyen eliptik şekiller 3 gurup halinde düşman donanmasını temsil etmektedir. Görüldüğü gibi Cevat Bey’in tahmin ettiği üzere düşman Boğaz girişindeki Kumkale – Seddülbahir hattını susturarak içeri girmiş, Boğaz’ın dar kesimlerinde  konuşlanan ana mayın hatlarının ortadan kaldırılmasının önceliği olan bu çevredeki Türk müstahkemlerini dövmeye başlamıştır. Mavi oklar, parçalı düşman donanmasının ilerleme ve manevra yapma şekillerini göstermektedir. Donanmanın planına göre birinci gurup gemiler kıyıdaki Türk birliklerini dövdükten sonra karşı saldırıdan dolayı bir zarar görme durumunda veya diğer ihtiyaçlar hasıl olduğunda Erenköy koyuna doğru manevra yaparak geri dönecekler ve ikinci gurup gemilerine yer açacaklardır. Böylece ateşe ara verilmeden devam edilecektir. Yedek olarak ise üçüncü donanma gurubu Boğaz’ın hemen ağzında bekleyecektir. Donanmanın birinci hattı kıyıları bombalayıp Erenköy’e doğru manevra yapmaya başladığında ise Nusret’in daha önce döşemiş olduğu mayınlar, kıyıdan Türk topçusunun da desteği ile donanmanın belkemiğini teşkil eden Fransız Bouvet’yi, İngiliz Irresistable ve Ocean’ı saf dışı bırakır. Bu noktadan sonra Çanakkale’nin denizden geçilemeyeceğine kanaat getirilerek kara harekatlarına başlanmıştır.

Boğaz’a paralel mayın döşeme fikrinin mimarı Cevat Bey’in, elinde düşman donanması ile henüz sağlam bir bilgi yokken 18 Mart günü gerçekleşmiş olayları aylar önce bire bir stratejik taslak şeklinde raporlaması;

- Düşman donanmasının Seddülbahir – Kumkale hattı olan Boğaz’ın giriş tabyalarını kolaylıkla susturarak içeri gireceği,

- Donanmanın tek bir bütün olarak değil, parçalar halinde birbirini izler şekilde Boğaz’a giriş yapacağı,

- İlk parçanın  bombalama işlemini bitirdikten sonra hem mevcut ihtiyaçları için, hem de ikinci kısım gemilerin boşalan konumları doldurması için geriye manevra yapacağı,

- Manevra yapılırken bu duruma en müsait deniz bölgesinin Boğaz’ın Anadolu yakasının içine doğru uzandığı Erenköy Koyu olacağı,

- Manevra esnasında gemiler dönme hareketinden dolayı boğazın kıyılarına paralel olan yanaklarını boğaza dik konuma getirmek zorunda kalacağından mevcut alanda mümkün olan en fazla gemiyi mayınla buluşturmak adına mayınların kıyıya paralel olarak çekilmesi gerektiği,

- Bu tuzaklamanın sağlıklı bir şekilde uygulanması ve savaşta belki de en önemli strateji olan hiç beklenmeyen yerden darbe verme durumunun gereçekleşmesi için de düşmanın mayınlı bölgeye kadar zafer kazanmış edasıyla herhangi güçlü bir kuvvetle karşılaşmadan ulaşması gerektiği, hususlarını doğru bir şekilde tahmin ettiğini göstermektedir. Bu başarıyı etkinsizleştirmek üzere, bugünün batı dünyası yazılı kaynaklarındaki yenilginin ardından yapılan araştırma ve değerlendirmelerde, Türklerin gemilerine denizaltından torpido attığı, bazı kaynaklarda ise kablolu sabit mayın yerine Leon tipi kablosuz ve yüksekliği, patlama zamanı gibi özellikleri ayarlanabilen, kendinden pilli suyun altında salınım yapan, aynı zamanda torpido olarak da kullanılabilen mayınlardan kullandığı iddia edilmektedir. Daha sonraları yapılan detaylı incelemelerde bu önermeleri kendilerinin çürüttüğü ortaya çıkmıştır.

Bu noktada önemli bir durum da, Albay Cevat Bey Boğaz’ın deniz kısmında görev yaparken Kurmay Yarbay Mustafa Kemal’in de kara birliklerine komuta etmesidir. Albay Cevat ve Kurmay Yarbay Mustafa Kemal, durumun önemini kavramış bir şekilde kara ve deniz iki savunma hattının birbirinden ayrı olamayacağı görüşünde birleşmiş, 18 Mart öncesi gerektiği zamanlarda bir araya gelerek durum değerlendirmeleri ve görüş alışverişleri yapmış, istihkamları beraber teftiş etmiş ve birbirlerine sonuna kadar destek olmuşlardır. 1918 yılında Yeni Mecmua dergisinde neşredilen beyanatında Kurmay Yarbay Mustafa Kemal, 5 Mart 1918’de Albay Cevat’ın Maydos’da bulunan karargahına gelerek değerlendirmelerde bulunduklarını, Mustafa Kemal’in kendisine Seddülbahir sahilindeki tertibi göstermek için Kirte’ye gittiklerini, oraya vardıklarında düşman donanmasının açtığı ateş altında kaldıklarını ve gerekli önlemleri aldıktan sonra hızla vazife başına döndüklerini belirtmektedir. Cevat Paşa da hatıratında bu olayı, 18 Mart’ta düşmanın taarruzu ile ilgili bir malumatları olmadığını, Mustafa Kemal Paşa ile Seddülbahir mıntıkasında bulunan bir piyade alayını teftiş ettiklerini, düşman donanmasının yavaş yavaş Boğaz girişine doğru ilerdiğini gördüklerini ve hızla komutanlık mevkilerine döndüklerini anlatmaktadır.

Çanakkale Deniz Savaşları fikir mimarı ve kahramanı Cevat Paşa, Çanakkale Kara Savaşları fikir mimarı ve kahramanı Mustafa Kemal Paşa; bu iki kader arkadaşının dehaları, Mart 1915(Deniz Zaferi) – Kasım 1915(Kara Zaferi’nin işareti - Lord Kitchener’ın tahliye kararı) aralarında 8 ay olmak üzere semalara yükselmiş; aradan 23 yıl geçtikten sonra da aynı sırayla, aynı yıl içinde ve aralarında 8 ay olmak kaydıyla (Mart 1938 – Kasım 1938) bu sefer ruhlarıyla birlikte semalara yükselmiştir…

Harbiye Marşı’ndan: ‘Çıkardığı dehalar, semalara yükselir!..’

Operasyonel Derinlik: Binbaşı Nazmi Bey

7 Mart’ı 8 Mart’a bağlayan gece, Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat’tan aldıkları emirle Mayın Grup Komutanı Binbaşı Nazmi ve Yüzbaşı Hakkı, Erenköy Koyu önlerindeki Karanlık Liman’a sahile paralel bir hatta Nusret mayın gemisiyle 26 adet mayını Paleo kastro kalesinden başlayarak satıhtan 4,5m derinlikte olacak şekilde döşemişlerdir. Nusret sabaha karşı 5:30’da hareket etmiş, düşman donanması tarafından tespit edilemeden saat 8:00’da Çanakkale’ye ulaşmıştır. 8 Mart 1915 günü güneşin doğuşu 6:35’tir. Mayın dökme işlemi ise 7:10’da yani güneşin doğuşundan yarım saat sonra başlamıştır ki gizliliğin esas alındığı bu harekatta bu durum oldukça sakıncalıdır. 7:10’da başlayan mayın dökme işlemi 7:17’de bitmiştir ve gemi 8:00’da Çanakkale limanına demirlemiştir. Peki gizlilik şartları gereğince mayın dökme işleminin gece yapılması gerekliliğine rağmen Nusret, neden güneşin doğuşunu beklemiş ve mayınları güneş doğduktan sonra dökmeye başlamıştır? Bunun tek bir sebebi vardır: O da denizde mevkisini tam alabilmek için karadan bir referans noktası alması gerektiğidir. Gece karanlığında kara görünmediğinden güneşin doğuşu beklenmiş, kara görünür hale geldikten sonra hizalama yapılabilmiştir. Nazmi Bey de hatıratında bu durumu ‘Paleo kastro kalesinden başlayarak akıntı üzerinde’ şeklinde açıklamıştır. Bu durum, Türk askerinin ölüm tehlikesi durumu artsa bile buna aldırmayarak elindeki vazifenin şartlarını hiçbir engel gözetmeksiniz layıkıyla yerine getirdiğine önemli bir örnektir. Diğer bir husus da Binbaşı Nazmi Bey’in, akılcı ve bilimsel davranarak hiçbir adımı şansa bırakmaması ve emredilen geometride deniz üzerinde mayın hattını oluşturabilmek için karadan referans noktası alabileceği zamanın gelmesini ısrarla beklemesidir.

Türk Ordusu’ndaki akılcılığın ve bilimin önemini Mustafa Kemal Atatürk, 1918 yılında kendi kaleme alarak yazdığı ‘Zabit ve Kumandan ile Hasb-ı Hal’ adlı eserinde önemle vurgulamıştır.

Atatürk’e göre askeri düşünce hayatının en temel üç özelliği:

1) Akılcılık, Bilim ve Teknoloji

2) Disiplin ve Eğitim

3) Kahramanlık ve Ruh Kuvveti

Akılcılık, tüm askeri faaliyetlerin değerlendirilmesinde ve uygulanmasında kullanılan yöntemlerin en başında gelmektedir. Atatürk, komutanların bilim-teknik ve maddi-manevi yönleri beraber kullanmasının askerliğin sanat kısmını oluşturduğuna inanmıştır.

Düşman Donanmasının Erenköy Koyu’na Döşenen Mayınları Tespit Edememesi Açmazı Üzerine Çözümleme Denemesi

18 Mart 1915’te Birleşik Donanma’nın Erenköy Koyu’ndaki sahile paralel döşenen mayınlara çarpmasıyla başarısızlığa uğrama durumunun en temel nedenini düşman genelkurmayı,  bu bölgedeki mayın bilgisinin elde edilememiş olmasıyla sonuçlanan istihbarat başarısızlığı olarak görmüştür. Çünkü düşman donanmasının koya ilerleyene kadar karşısına çıkan mayınlar, havalanan deniz uçaklarının hava istihbaratıyla gemilere bildirilmiş, mayın temizleme gemileriyle bu mayınlar temizlenmiştir. Ayrıca düşman uçakları, Boğaz’ın daha ileri ve dar noktalarında konuşlanan ve ana mayın bölgesi olan 10 mayın hattını da başarılı bir şekilde tespit ederek rapor etmişlerdir. Peki Boğaz’ın hem girişindeki hem de ileri sathındaki mayın hatları havadan başarılı bir şekilde tespit edilmişken, Erenköy koyundaki mayın hattı nasıl olmuş da havadan tespit edilememiştir?

Soru 1) Bu mayın hattındaki mayınlar daha mı dibe çekilmiştir?

Cevap 1) Durumun böyle olmadığını, çekilen mayınların aynı tip olduğunu ve 4,5m derine çekildiğini, yani diğer hatlarla benzer bir derinlik seviyesi ayarlandığını görmekteyiz.

Soru 2) Donanma hava istihbaratı, bozuk hava koşullarında mı gözlem-istihbarat çalışması yapmıştır? Bundan dolayı mı mayınları fark edememiştir?

Cevap 2) Nusret mayın gemisi, mayın döşeme işlemini 7-8 Mart sabaha karşı yapmıştır. 18 Mart savaşın başladığı güne kadar donanma hava istihbarat raporlarında havadan gözlem yapıldığını ve bu gözlemlerin elverişli hava koşullarında da yapıldı bilgisi vardır.

Peki tüm unsurlar aynıysa, Erenköy Koyu’ndaki mayınları, donanma hava istihbarat subaylarına görünmez kılan şey nedir?..

Bu konu, hem batı kaynaklarında hem Türk kaynaklarında bir iki cümleyle pilotun o bölgeye bakmadığı, oraya mayın çekileceğini tahmin etmediği, kötü hava koşullarında gözlem yapıldığı gibi yorumlarla geçiştirilmiştir. Bu noktada bir açmaz doğmaktadır. Çünkü kendimizi pilotun yerine koyup yukardan keşif uçuşu yaptığımızda Boğaz’ın şu kısmına bakayım, şu kısmına bakmayayım diye bir şeyin söz konusu olamayacağını kolayca fark edebiliriz. Pilotlar tüm Boğaz hattını detayıyla ve büyük emek sarfederek havadan incelemişler, bundan dolayı diğer 10 adet mayın hattını tam doğrulukla raporlamışlardır.

Burda pilotun mayınları görememe durumu, o bölgeyi diğer bölgeler gibi havadan tetkik ettiği halde mayınları görememesi ve bu görememe durumunun da farkında olmamasıyla, bunu sağlayan sebebin de o bölgenin diğer bölgeler gibi şüphe çekecek bir durum arz etmemesi ve insan eli değmiş herhangi bir planın emareleri olacak şekilde doğal coğrafyasında değişiklik gözlemlenememesi ile olabilir. O zaman, Erenköy Koyu’nda Boğaz’ın diğer kısımlarına benzemeyen bir takım doğal oşinografik ve hidrografik etkenler mi vardır? Çözümleme denemesine bu soru ile yola çıkılıp Marmara ve Ege Deniz’lerinin ve Çanakkale Boğazı’nın dip derinlikleri, akıntıların yönü ve suların  yoğunluğu bilgileri baz alınarak kuantum fiziğindeki ışığın dalga yapısı kavramının temellendiği ‘dalga fiziği’ nin yönlendiriciliği ile suların üzerinde oluşan dalgalanmaları etkileyen faktörler ve bu dalgaların bu faktörler ışığında kırınımı, girişimi ve yansıması konuları araştırılıp; tüm bunların etkisi sonucu da Erenköy Koyu’ndaki deniz bölgesinin üzerinde Boğaz’ın diğer sularına nazaran daha fazla ve daha düzensiz dalga oluşumu olduğu saptanmış, bu doğal çapraşık ve örtülü dalga geometrisinin yukarıdan bakan bir gözlemci için su yüzeyinin altındaki mayınları hem tam bütünsel bir nesne gibi göstermediği hem de yüzeyin üzerini örterek bir nevi doğal görsel kalkan olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Konuya daha net hakim olabilmek adına ilk etapta Birleşik Donanma hava istihbaratının kendi çizdiği iki haritayı, konuşlanma ve bombardıman haritalarını inceleyeceğiz:

Konuşlanma Haritası:

Görüldüğü gibi düşman hava kuvvetleri Bozcaada ve Gökçeada’da konuşlanmıştır. Hava üssü olarak Gökçeada’yı kullanmaktadırlar. Türk hava üssü ise Çanakkale’dedir. Çanakkale Boğazı’nda kıyıya dik olarak çekilen Türk mayın hatlarını tespit ederek haritaya işlemişlerdir, ama Nusret’in kıyıya paralel döşediği mayın hattı burda da görünmezdir.

Bombardıman haritası:

Türk tayyareleri, sadece Bozcaada ve Gökçeada’daki düşman hava üslerini bombalayabilmiş iken  düşmanın, Ege ve Marmara bölgesinin hemen hemen tüm batısını bombalamış olması, düşmanın üstün lojistik ve teknolojik gücüne karşı ne kadar kısıtlı imkanlarla Türk Ordusu’nun savaştığının da başka bir kanıtıdır. Tüm Marmara ve Ege’nin batısını tayyareleriyle didik didik eden bir hava istihbaratının normal şartlarda Erenköy Koyu’ndaki mayınları görmemesi mümkün değildir.

Düşman uçaklarından birini kullanan L. Harry Strain, savaş boyunca düzenli günlük tutmuş ve tüm gelişmeleri günlüğüne işlemiştir. Bu günlükteki bilgilere göre:

- Mart ayı boyunca uçaklar hava muhalefetinden dolayı 17 gün boyunca uçma imkanı bulmuştur.

- Donanmadaki bir çok gemi aynı hedefe ateş etmekte, diğerleri atıl kalmaktadır. Bunun nedeni ise hava gücünün yetersiz oluşudur. Çünkü hava gücü tespit ettiği hedefleri radyo sinyalleri ile gemi personeline aktarmakta, gemi personeli de bu hedeflere ateş etmektedir.

- 14 Mart’tan itibaren her uygun uçuş günü için 2 veya 3 keşif uçuşu gerçekleştirilmiştir.

(Bu nokta çok önemlidir. 14 Mart’tan itibaren dediğine göre 18 Mart savaş gününe kadar bir tanesi 14 Mart olmak üzere en az bir uçuş gününde 2 veya 3 keşif gerçekleştirmiş olmalılardır. Nusret gemisi mayınları 7-8 Mart gecesi döktüğüne göre pilotların uygun bir havada en az 2 veya 3 keşif uçuşu ile bu mayınlı sahayı kontrol ettiklerinin de kanıtıdır bu durum.)

 

- 53 No’lu Uçuş Emri: No. 172 – Hava Subayları Bromet ve Brown’un dikkatine: Mayın tarlalarının yerlerini saptamak üzere keşif uçuşu yapılmasına…

Uçuş Raporu: No.172 – Havalanma: 11:21 (öğlen), Üsse Dönme: 12:36 (öğlen). 16 Mart 1915. Yağmur başlayana kadar görüş alanı güzeldi. Yükseklik: 2,500 ft. Daha önce raporlanan 11 mayının  10 tanesinin 8N.57’den güneydoğu istikametine doğru aynı doğrultuda olduğu saptandı. Bunun güneyinde bağımsız herhangi bir mayın gözlemlenmedi. Bu hattın kuzeyindeki kısımdaki mayın tarama işlemi yağmurdan dolayı gerçekleştirilemedi. Dün ve bugün saptanan mayınların konumu ekteki haritaya işlenmiştir. - Clarke Hall / Filo komutanı

(Keşif uçuşunun yapıldığı tarih 16 Mart’tır, Nusret’in mayını döktüğü tarih ile savaşın başlangıç tarihi arasında bir tarih olduğundan ve sağlıklı bir şekilde keşif yapılıp raporlandığından bu durum da önemlidir. Yağmurdan dolayı keşif yapılamayan bölge ise haritadan da görüleceği gibi Nusret’in mayın döktüğü bölge değil, çok daha kuzeyde kalan Nara Burnu ve ilerisidir. Dolayısıyla pilotlar düzgün hava şartlarında Erenköy Koyu’nda sağlıklı bir şekilde hava istihbaratı toplamışlardır. Ayrıca  mevcut saptanan mayın hattının güneyinde Erenköy Koyu da vardır ve bu bölgede mayın yok istihbaratı vermişlerdir. )

18 Mart’ta ise donanmanın mayınlara çarpmasından dolayı düşman kurmayları, keşif uçuşu yapan pilotları istihbarat zaafiyeti gösterdikleri gerekçesiyle eleştirmiştir. Pilotlar ise yaptıkları keşifler sonrası sundukları raporlarda donanmaya sadece iki geçiş güzegahında (Boğazın tam ortası ve Rumeli tarafına yakın yanak tarafı) mayın olmadığını ve bu güzergahların güvenli olduğunu, Erenköy Koyu ile ilgili herhangi bir malumat vermediklerini belirtmişlerdir.

Burdan şu sonuç çıkmaktadır: Pilotlar mayının olduğu bölgeleri raporlarken dolaylı olarak da olmadığı bölgeleri de raporlamış olmaktadır. Erenköy Koyu ile donanmaya bilgi verilmemesi, doğal olarak o bölgenin kontrol edilip mayına rastlanmadığı istihbaratı olarak değerlendirilmiştir. Bu da pilotların o bölgede keşif yaptığı halde mayınları saptayamaması durumunu gösterir.

Bu noktadan itibaren pilotların havadan baktığında Erenköy Koyu’ndaki deniz bölgesinde mayınları göstermeyecek şekilde su yüzeyinin üzerini kaplayabilme potansiyeline sahip doğal kamuflajları inceleyeceğiz.

Çözümlememiz ise şu şekilde olacaktır: Eğer Erenköy Koyu bölgesindeki Boğaz kesitinde koya yakın kısımlardaki deniz dibi yüksekliği, koya uzak kısımlardaki deniz dibi yüksekliğinden daha azsa; o zaman Marmara’dan hızla akıntı halinde buraya boşalan sular, sığ dipli denizde derin dipli denize nazaran hızını keserek ve yavaşlayarak ilerleyecektir. Dalga fiziğinde hızı yavaşlayan dalgaların dalga boyu da kısalır, yani yukardan bakıldığında görülen dalga tepeciklerinin aralarındaki mesafe kısalarak sayısı artar. Ayrıca, sığ tarafta yol alan dalgaların sayısı artacağı gibi tepecik geometrileri de yukardan bakıldığında düz bir çizgi şeklinde gözükmektense su yüzeyine doğru kamburlaşarak sırt verecektir.  Bu iki etkiden dolayı Erenköy Koyu yüzeyinde, havadan keşif yapıldığında boğazın aynı bölgesindeki diğer Rumeli kıyısı açıklarına nazaran doğal bir kamuflaj oluşacak ve keşfi yapan pilotların su yüzeyini görmesi ve yüzeyin altındaki mayınları tespit etmesi çok daha zorlaşacaktır.

Çanakkale Boğazı’nın dip yer şekilleri,  aşağıdaki batimetrik haritada görülmektedir:

Haritada Boğaz üst kısım ve alt kısım olarak A ve B şeklinde ikiye ayrılmıştır. Mayınların döşendiği yer kırmızı ile işaretlenen Erenköy Koyu açıkları olduğu için sadece alttaki B kısmı ile ilgileniyor olacağız. Boğaz batimetresinin en önemli unsurunu, tabanın bir bacağı Anadolu tarafına yatık şekilde ‘V’ tipi asimetrik bir vadi olması oluşturmaktadır. Yani boğazın ortasından Erenköy Koyu’na doğru su sığlaşmaktadır, ama sığlaşma yoğunluğu Rumeli tarafına doğru gidildiğinde daha azdır.

Çanakkale Boğazı’ndaki akıntı sistemleri ise üst ve alt akıntı olmak üzere aşağıdaki haritalarda gösterilmiştir:

Boğaz’ın dip derinliği yapısının yanında araştırmamız gereken başka bir önemli etken ise Boğaz’daki su akıntısının durumudur. Akdeniz’in tuzlu ve ağır suyu Ege Denizi’nden Çanakkale Boğazına geçiş yaparak Marmara’ya ulaşır, bu alt akıntıdır. Karadeniz’in daha az tuzlu suyu ise bu alt akıntıdan daha hafif olduğu için üst akıntı şeklinde Marmara’dan Çanakkale Boğazı’na ordan da Ege’ye akmaktadır. Alt akıntının derinliği ve hacmi, üst akıntıya göre çok daha fazladır. Boğaz’da üst akıntının derinliği 10 metrelerde iken alt akıntının derinliği 60 metrelerdedir. Savaş bölgesini incelediğimizde ise ilginç bir sonuç ortaya çıkmaktadır:

Alt akıntı açısından: Çanakkale’ye giren ağır tuzlu suyun bir kısmı, Boğaz’ın dip derinliğinin Erenköy Koyu’na doğru azalmasından dolayı bu bölgeye çekilir, kıyılara çarpıp yansıyarak karşı satıhtaki Rumeli yanağı tarafında ters bir akıntı oluşturur.

Derin sulardan daha sığ sulara doğru gelen su dalgalarının dalgaboyu (iki dalga tepeciği arasındaki mesafe) küçülürken yönü de sığlık kuvvetiyle doğru orantılı olacak şekilde sığ tarafa doğru sapar. Boğaz’a giriş yapan alt akıntının da bir kısmı bu şekilde Erenköy Koyu’na, içlere doğru çekilir ve burda kıyılarla olan temasıyla beraber ters yönde akıntı oluşturur.

Üst akıntı açısından: Üst akıntıda suyun boşalma yönü alt akıntının tam tersi, yani Marmara Denizi tarafından Ege Denizi tarafına doğrudur. Burda da su Kepez burnu tarafından aşağı indiğinde daha sığ bölge olan Erenköy Koyu’na çekilecek ve bu sefer burdaki kıyı şeridi ile etkileşime girerek geriye geldiği yöne doğru, kuzeydoğu istikametine doğru bir akıntı oluşturacaktır.

Önemli bir husus da, hem alt hem de üst akıntının Boğaz’ın ortasından Rumeli yanağına doğru olan bölgesinde aynı yönde olduğu, Anadolu yanağına doğru Erenköy Koyu bölgesinde ise ters yönde olduğu sonucudur. Bu etkilerden dolayı Boğaz’ın orta ve Rumeli yanağı bölümündeki suyun akış hızı, Anadolu yanağı bölümündeki akış hızından daha hızlı olacak ve bu durum yukardan gözlendiğinde dalga tepecikleri arasındaki dalgaboyu mesafesini açmış olacağından daha net bir deniz yüzeyi görüntüsü oluşturacaktır. Erenköy Koyu’nda ise durum tam tersidir. Alttaki ters yönlü akıntı zaten dipte daha sığ olan bu bölgedeki suyun hızını fazladan kesen bir faktör olacak, tepeden bakıldığında dalgaboyunun kısalıp dalga tepeciklerindeki sayının artışıyla beraber deniz yüzeyi daha güç gözlemlenebilecektir.

Deniz yüzeyini örten başka bir faktör de, sığlığın yoğun olduğu Erenköy Koyu bölgesindeki bu dalga tepeciklerinin artmasının yanında bir de dalga tepeciklerinin geometrisinin değişmesi olacaktır.

Şekilde de görüldüğü gibi sığ sulara yaklaşıldıkça dalganın alt kısmı frenlenmiş etkisi göreceğinden, bu durum dalganın tepesinde form değişikliğine sebep olacak, denize doğru kavis alıp kamburlaşarak yüzeyi örten bir görünüme bürünecektir.

Deniz yüzeyini doğal olarak örten iki unsuru bu şekilde incelemiş bulunmaktayız: 1) sığ bölgelere geldikçe dalga tepeciklerinin daha da belirginleşerek sayılarının artması ve 2) dalga tepesinin kamburlaşarak denizi örten bir görünüm alması. Bu unsurlara bir üçüncü etken olarak da Erenköy Koyu’nda kıyılara çarparak geri yanısyan dalgalarla kıyılara doğru yönelen dalgaların birbirlerine girişerek oluşturduğu girişim desenlerini ekleyeceğiz.

Fotoğrafta görüleceği üzere, kıyıya çarpan dalgalar geri yansırken, kıyıya doğru gelen dalgalarla temas ederek girişim deseni oluşturmaktadır. Bu desen, denize yukardan bakıldığında baklava dilimi görüntüsü verecektir. İki tepe birleştiğinde yükseklikleri toplamı kadar bir yükseklik, iki çukur birleştiğinde çukurlukları toplamı kadar bir çukurluk, bir tepe bir çukur birleştiğinde birbirlerini sönümleyerek hangisinin tepe yüksekliği diğerinden fazla ise o fazlalık kısmı kalmış şekilde geometrik desen oluşturmaktadır. Erenköy Koyu bu girişim desenlerinin oluşumu için çok müsaittir. Ayrıca Boğaz’ın Anadolu yakasına dökülen ırmaklar, Rumeli yakasına dökülen ırmaklara nazaran hem daha fazla hem de daha güçlü su akışına sahiptir. Bundan dolayı da zaten girişim desenleriyle yüzeyi kaplanmış bu bölgedeki denize, akıntıya dik olacak şekilde güçlü akarsu girişimleri olduğunda, deniz yüzeyindeki girişim deseni daha da karmaşık bir geometriye bürünecektir.

Son bir önemli konu da, suyun altındaki bir cismin suyun dışındaki bir gözlemciye yerinin gerçekte olduğundan farklı bir yerde görünmesidir.

Şekilde görüldüğü gibi ışık sudan havaya geçerken kırılarak geçer, böylece gözlemci suyun altındaki balığı gerçekte olduğundan farklı yerde görür. Eğer ışığın sudan havaya çıkış açısı yataylaşmaya başlarsa bir noktadan sonra ışık sudan dışarıya kaçamayacak ve suyun içine doğru tekrar yansıyacaktır. Bu durumda doğal olarak dışarıdan bakan bir gözlemci bu ışınları gözüyle yakalayamayacağı için suyun içindeki mevcut cismin o parçasını göremeyecektir.

Buna benzer bir etki de Erenköy Koyu üzerinde oluşan ve açıklamasını yaptığımız, girişim desenleri ve sığlık etkisiyle çoğalan dalga tepecikleri aracılığıyla olacaktır. Girişim desenindeki irili ufaklı dalga tepecikleri suyun yüzeyinde içbükey ve dışbükey yarıküreler meydana getirecek, bu yüzey geometrisindeki düzensizlik nedeniyle de su yüzeyinin altındaki koyu renkli mayınların görüntüsünü dışarıdaki gözlemciye ulaştıran ışık ışınlarının bir kısmı sudan dışarıya kaçamayacak, bundan dolayı tam mayın görüntüsü kaybolacak, parça parça koyu lekeler şeklinde dış gözlemciye bir görüntü gidecektir. Bu görüntünün de denizdeki gölgelenmelerle karıştırılması ve öyle sanılması da doğal olarak yüksek bir ihtimaldir.

Ortaya konan tüm bulgular, analizler ve açıklamalar doğrultusunda çıkan sonuç şudur ki: Nusret mayın gemisinin Erenköy Koyu’na kıyıya paralel olarak döktüğü mayın bölgesinde deniz, Boğaz’ın diğer kısımlarına göre farklılık göstermekte ve bu farklılık da su yüzeyini gözlemciden saklayan ve flulaştıran bir etki oluşturmaktadır. Bu durumda hava istihbarat subaylarının tayyarelerinden keşif gözlemi yaparken bu doğal kamuflajdan şüphelenmeden bölgeye temiz raporu vermeleri normaldir.

 

KAYNAKÇA

- Baş, Nurdan, Çanakkale Cephesi Deniz Savaşlarında 18 Mart Kahramanı Cevat (Çobanlı) Paşa, Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı Dergisi, Sayı 18, Bahar 2015.

- Baycan, Nusret, Orgeneral Cevat Çobanlı, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt VII, Sayı 20, 1991.

- Broadbent, Harvey, Defending Gallipoli – The Turkish Story, Melbourne University Press, 2015.

- Chambers, Stephen, Gallipoli – The Dardanelles Disaster in Soldier’s Words and Photographs, Bloomsbury Press, 2015.

- Chasseaud, Peter, Grasping Gallipoli – Terrain, Maps and Failure at the Dardanelles, 1915, The History Press, 2015.

- Çağlar, M.Haluk, Çanakkale Deniz Muharebelerinde Mayın Harbi ve Nusrat’ın Mayın Döküş Harekatı, 18 Mart Deniz Zaferi Paneli , 2009.

- “Çanakkale Boğazı’nın Güncel Bentik Foraminifer, Ostrakod, Mollusk Topluluğunu Denetleyen Faktörler ile Çökel Dağılımının Jeokimyası”, Türkiye Jeoloji Bülteni, Cilt 52, Sayı 2, Ağustos 2009.

- Dolan, Hugh, Gallipoli Air War, Macmillan Press, 2013.

- Erickson, Edward J., Gallipoli – Command Under Fire, Osprey Publishing, 2015.

- Forrest, Michael, The Defence Of The Dardanelles – From Bombards To Battleships, MPG Books Group, 2012.

- Hatip, S.Murad, Birinci Dünya Harbi Çanakkale Savaşları’na Genel Bakış ve Az Bilinenler – Çanakkale Savaşı Denizde mi Kazanıldı, Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı Dergisi, Sayı 18, Bahar 2015.

- Hough, Richard, The Great War At Sea, 1914 – 1918, Endevaour Press, 2013.

- http://www.geographypods.com

- http://gravelbeach.blogspot.com.tr/2011/12/ala-spit_15.html

- http://www.calacademy.org/

- http://hyperphysics.phy-astr.gsu.edu/hbase/index.html

- http://www.gcsescience.com

- http://www.thegeographeronline.net/coasts.html

- Kurmay Yarbay Mustafa Kemal, Zabit ve Kumandan ile Hab-ı Hal, Genelkurmay Basımevi, 2010.

- Moorehead, Alan, Gallipoli, Ballantine Books, 1958.

- Prior, Robin, Gallipoli – The End Of The Myth, Yale University Press, 2009.

- Thwaite, Philip J. Haythorn, Gallipoli 1915 – Frontal Assault on Turkey, Osprey Publishing, 1991.

- Vat, Dan Van Der, The Dardanelles Disaster – Winston Churchill’s Greatest Failure, Overlook Press, 2009.

- Yerel Deniz Trafiği Rehberi, Çanakkale ve Gelibolu Liman Başkanlıkları

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar