TÜRKÇE DÜŞÜNMEK - 1
  • Reklam
  • Reklam
  • Reklam
Yasin Murat Yiğit

Yasin Murat Yiğit

Yasin Murat Yiğit

TÜRKÇE DÜŞÜNMEK - 1

07 Eylül 2018 - 11:06 - Güncelleme: 07 Eylül 2018 - 11:13


“İstihbaratta Veri Füzyonu” adlı makalemi yazıya hazırlıyordum. Bir yandan da Türkçe olmayan yabancı sözcük kullanma mecburiyeti canımı sıkıyordu. Bu durum aslında uzun süredir aklıma takılmaktaydı, ancak düzgün bir çözüm bulamıyordum. Türkçe karşılıkları arayıp bulmaya çalışsam, ortada yeterli miktarda yapılmış çalışma olmadığından hep bir taraflar eksik kalıyordu. Kendi çabamla birşeyler ortaya çıkarmaya çalıştığımda ise bu sefer de her kelime ile ayrı ayrı uzun zaman ayırıp ilgilenmek gerektiğinden eldeki iş ilerlemiyor, ayrıca çıkan sonuçlar da beni tatmin etmiyordu. Sonuçta dilbilimci değildim, bu konuda herhangi bir eğitimim yoktu, herkes okulda Türkçe dersi olarak ne gördüyse benim de bilgim o kadardı. 

Başbuğ Zeybek Bey’in konunun önemine dair bir yazısı vardı (1). Burda şu kısım dikkat çekiciydi: 

“Konuşurken kendimizi sıkıntıya sokmayalım. Kulağımız o kadar yaban sözlerle doluyken ağzımızdan kaçabilir.

Yazarken kendimizi sıkalım, gerekirse sıkıntıya sokalım. Usumuza gelen yaban sözleri çizip, Türkçesini yazalım.

Aşırıya kaçalım. Kınayanların kınamasından ürkmeyelim.”

71. Hikmet

Hoş görmemekte alimler sizin dediğiniz Türkçe'yi
Ariflerden işitsen açar gönül ülkesini
Ayet hadis anlamı Türkçe olsa uygundur,
Anlamına yetenler yere koyar börkünü…

Yesevi Sultan

Özellikle “yazarken gerekirse kendimizi sıkıntıya sokalım” kısmı önemliydi. Burda bu işin zaten kolay olmayacağı, ama yine de ne olursa olsun üstüne gidilmesi gerektiği yönlendirmesi vardı. “Bari yazının başlığı Türkçe olsun yahu” dedim kendi kendime. İstihbarat Arapça, füzyon İngilizce, veri Türkçe. Arapça olanı daha sonra ele almak üzere ilk etapta sadece füzyon kelimesine odaklanmaya karar verdim ve düşünmeye başladım: 

Veri füzyonu yerine veri birleşimi desem tam manası oturmuyordu. Veri kaynağı desem bu sefer burdaki kaynak, kök manasında da anlaşılabilir ki bu da esas özgün anlamı ifade etmez. Ama kaynak kelimesi birleşimden daha fazla kulağa uygun geliyor, kaynak yerine buna benzeyen kaynama desem, mesela veri kaynaması, yine tuhaf duruyor. Bu kavramlar bilişim sektörüne yönelik kavramlar, bilişim kelimesi güzel bir Türkçe örnek, bilmekten biliş ve bilişten de bilişim olarak ortaya çıkmış. Buna benzetmeye çalışsam, veri kaynaşımı, sanki kemiklerin kaynaşımı gibi daha oturaklı ve önceki denemelerden daha iyi duruyor. Kaynaşım sadece kırık kemiklerde mi oluyor? Parça metaller de endüstride birbiriyle bir araya getirilip kaynaştırılıyor; bu kimi zaman parçaların yoğun ısı ile eritilmesi ile, kimi zaman parçaların eritilmeden araya dolgu malzemesinin eritilerek tatbik edilmesiyle, kimi zaman da perçinleme denilen hiçbir ısıl işlem olmadan başka metal elemanların kaynaşım işlemini yerine getirmesi şeklinde oluyor. 

Veri kaynaşımında metallerin bir araya getirilip kaynaştırılması gibi mesela farklı coğrafyalara ait coğrafik veriler bir araya getirilip kaynaştırılabiliyor. Yine bir bölgeye ait nüfus verileri, başka bölgelerin nüfus verileri ile kaynaştırılabiliyor. Peki birbiri ile aynı olmayan veri çeşitlerini birbirine kaynatmak istesem nasıl olacak? Bir topluluğun coğrafik, demografik, sosyolojik, psikolojik,vb. verilerini birbirlerine kaynatabilir miyim? Bu durum, tıpkı insan vücudundaki duyu organlarının topladığı farklı çeşitteki verileri (ses, görüntü, tat, koku, dokunma) beyinde kaynaştırması gibi birşey, yani oldukça üst düzey bir uygulama. Peki beyin bu işi nasıl yapıyor? Belki sinirbilim prensipleri bu konuda bilişimin konusu olan bu veri kaynaşımı konusunda geliştirici ve yönlendirici olabilir. Şu konuyu bir inceleyeyim bakayım.

Sonra birden durdum, sadece bir tek kelimeyi bile Türkçe olarak kullanmaya ve düşünmeye çalışma yönelimi beni bambaşka geliştirici süreçlere yöneltmişti. Halbuki böyle bir durum bir İngilizce, Arapça veya Farsça bir kelimede olmuyordu. Bu kısa düşünme sürecinde çok önemli bir şeyin farkına varmıştım: Makaleyi yazarken bir yandan da Türk Sanat Müziği dinliyordum. Düşünme sürecinde geçen süre içindeki müziği hatırlamıyordum, sanki hiç müzik çalmıyordu, dışardaki parkta oynayan çocukların, yoldan geçen arabaların, ağaçlarda öten sığırcıkların sesleri bir anda yok olmuş gibiydi. Yine benzer şekilde görsel olarak da etrafımdaki nesneler; çalışma masası, bilgisayar, odanın içindeki diğer eşyalar gözümün önünden kaybolmuş gibiydi. Makaleyi daha sonra tamamlamak üzere bıraktım, çünkü bu durum çok daha önemliydi. Bu durum, benim senelerdir özlemini çektiğim yüksek konsantrasyon ve motivasyon haliydi.

Aklıma bu konuyla ilgili daha önce okuduğum bir araştırma yazısı gelmişti, yazıyı bulup tekrar inceledim.

Beyindeki nöronların aktivitelerine göre beyin, farklı frekanslarda elektromanyetik dalga yaymakta ve bu dalgalar da genelde beş ana gurupta toplanmaktadır: Bunlar beta, alfa, teta, delta ve gama dalgalarıdır. Zihin uyanık bir halde analitik düşündüğünde, bir problemi çözmeye çalıştığında, bir hedefin peşinden gittiğinde beta dalgası yaymaktadır; yani genelde günlük yaşam işlerini hallederken beta dalgası yayılmaktadır. Alfa dalgası fazında ise zihin yine uyanık ve kendindedir ancak beta fazına nazaran daha rahatlamış bir durum içindedir. Bilinçaltı ile iletişim daha açıktır. Herhangi bir konuya yönelik ilham gelmesi veya konunun esas özünün kavranması bu fazda gerçekleşmektedir. Teta fazında ise zihin uykudadır. Bilinçli farkındalığın dışında olan rüya görme, hipnoz hali gibi durumlar bu fazda gerçekleşmektedir. Delta dalgaları en yavaş hızda hareket eden dalgalardır. Bu faza örnek durumlar rüyasız uyku, aşırı derin meditasyon hali veya koma halidir.

Bu dört dalga çeşidinden daha sonraki tarihlerde, ancak EEG cihazlarının (beyin dalgalarını elektriksel yönden inceleyen cihazlar) geliştirilmesinden sonra keşfedilen, gama fazında beyin, diğer dört dalga frekansından oldukça değişik bir davranış deseni içine girmektedir. Burda yüksek seviyede bilinç, hiperkonsantrasyon, odaklanma, farkındalık, büyük resmi görme gibi üst seviye bilişsel işlevler vardır. Bu fazda beynin tüm lokasyonlarındaki bilgiler aynı anda birbirine bağlanabilmekte ve ortaya yeni fikirler, görseller, keşifler çıkabilmektedir. Uyanıklık halindeyken aşırı odaklanma ve yoğun bir zihinsel netlik durumu, anda olma hali de da gama dalgalarının üretimini artırmaktadır. Tibet’li rahiplerin meditasyon sırasında yoğun gama dalgası ürettiği saptanmıştır.

Genelde hemen hemen tüm bilgi kaynaklarında gama fazına geçebilmek için, beynin daha fazla gama dalgası üretmesi için meditasyon önerilmekte. Tabi bizim turuncu peştemali takıp rahipler gibi meditasyon yapacak halimiz yok. Benim iddiam, öz Türkçe düşünmenin beyindeki gama dalgaları üretimini artırarak yüksek derecede konsantrasyona, anda olmaya, daha önce akla gelmeyen yeni keşifler yapabilmeye yardımcı olduğudur.

Bu tezimi ikinci yazımda, öz Türkçe olmayan diğer kelimenin, Arapça istihbarat kelimesinin her söylenişinde veya düşünülüşünde aslında istihbarat faaliyetlerinin esas olarak barındırması gereken işlevleri eksik olarak içerdiğinden (sadece haber alma işlevine indirgeyerek) bu bilim dalını nasıl fakirleştirdiğini ortaya koyarak desteklemeye çalışacağım.

KAYNAKÇA

1-http://www.turkdevrimi.com/yazarlar/namik-kemal-zeybek/turkcemiz-ulusumuz-budunumuz/2004/

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar